Video Arşivi
VanSosyal.com
Günün Tarihi

Günün Sözü


.
Güzel VAN için






Üyelik Girişi
Site Haritası
muhtelif

DUA DOSTLUĞU 

MEMLEKET İSTERİM 
Memleket isterim 
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun; 
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun. 

Memleket isterim 
Ne başta dert ne gönülde hasret olsun; 
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun. 

Memleket isterim 
Ne zengin fakir ne sen ben farkı olsun; 
Kış günü herkesin evi barkı olsun. 

Memleket isterim 
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun; 
Olursa bir şikayet ölümden olsun.
 Cahit Sıtkı TARANCI

HESAPLAMALAR

Brüt-Net Ücret Hesaplama

Emeklilik Hesaplama

İhbar ve Kıdem Tazminatı H.

 SGK SORGULAMA

Geçmiş Anket Sonuçlarımız

   Binlerce MP3
M3 DİNLE  




MP3 ARŞİVİ DEVAM



Vanhaber, van internet

Belgesel Tadında
Araştırma Yazıları
Ana Sponsorumuz
 www.esarpcarsi.com



Hava Durumu
Anlık
Yarın
26° 28° 18°
Saat
Takvim
Destekliyoruz

BULMACA SÖZLÜĞÜ

Bulmaca Sözlüğü 

Hızlı Aramalar için :

Ctrl + F tuşundan sonra aradığınız sözcüğü yazıp ara diyebilirsiniz.

A

Aba terlik.ANTUFLA

Abartı. : MÜBALAĞA

ABD Başkanı Eisenhower’in takma adı. : İKE

Abdülhak Hamit Tarhan’ın manzum trajedisi. : NESTEREN

Abla.:CİCE

Acem hükümdarı. : EKASİRE

Acemi zeybek.:KIZAN

Acemi,bir işe yeni başlayan. : NEVNİYAZ

Acemi. : TOR

Acı biber.:KAYEN

Acı çikolata : BİTTER

Acı kavun. : EŞEK HIYARI

Acı yitimi. : ANALJEZİ

Acıbadem ağacı.: EREZ

Acıklı olay,dram. :HAİLE

Acıklılık. : FECAAT

Aç gözlü.: TAMAHKAR

Açı ölçmeye yarayan dönme hareketli bir çeşit cetvel. :ALİDAT

Açık alan korkusu.:AGORAFOBİ

Açık duran baş parmağın ucundan işaret parmağının ucuna kadar olan uzaklık.: SERE

Açık eflatun renk.: KIZILŞAP

Açık havada ızgara veya kızartma yapmaya yarayan ocak.:BARBEKÜ

Açık kapı ve pencereler arasında oluşan hava cereyanı.: KURANDERE

Açık mavi, kırmızı ve beyaz,sıkı ve tatlı küçük elma. : ABİ

Açık tohumlardan parklarda süs bitkisi olarak yetiştirilen,yurdu Güney Asya olan,palmiyeye benzer ağaç. : SİKALAR

Açık toprak rengi. : BOZ

Açık toprak rengi.:BOZ

Açık ve yüksek sesle.:CEHREN

Açık yeşil ve pembe renkli,kolay işlenen,değerli bir taş. : YEŞİM

Açık,ortada. : AYAN

Açıkgöz,kurnaz,hin.: EKE

Açıkgöz.:CİNGÖZ

Açıklık,bellilik.:BE DAHET

Açıktan geç,yaklaşma anlamında bir denizcilik ünlemi.:ALARGA

Açma,açılış. : KÜŞAT

Ad kavmi hükümdarı Şeddad tarafından cennete benzetilerek yaptırılan efsanevi bahçe.:İREM

Ad veya numara çekilerek oynanan şans oyunlarının genel adı.: LOTARYA

Ada çayı. : MERYEMİYE

Adak. : NEZİR

Adalet.: TÜRE

Adana ve Mersin yöresinde güğümle doldurularak sokaklarda satılan ve böbreğe iyi geldiğine inanılan meyankökü şurubu.:AŞLAMA

Adanmış ülke yada İsrail ülkesinin eski adı.:KENAN

Adem ile Havva’nın üçüncü oğlu. : ŞİT

Adet görme. : MENSTRUASYON

Adet yokluğu: AMENORE

Adı kötüye çıkmış kimse.:BEDNAM

Adım aralığı. : FULE

Adını anma,sözünü etme.:ZİKİR

Adını bugünkü Bogota yakınlarında yaşamış bir yerli kabilesinin efsanevi yöneticisinden alan masalsı altın ülkesi.: ELDORADO

Adil hükümdar. AVER

Afgan halklarından biri. : PEŞTUN

Afganistan ve Pakistan kadınlarının yüzlerini örtmek için kullandıkları bir tür peçe: BURKA

Afrika kabilelerinde krala verilen ad.: KABAKA

Afrika kokarcası da denilen bir kürk hayvanı. : ZORİLLA

Afrika kökenli bir Amerikan müziği.:CAZ

Afrika kökenli bir dans.:BAMBULA

Afrika misk kedisi. : KALEMİS

Afrika ve Asya’nın kurak bölgelerinde yaşayan kemirgen bir hayvan.:GERBİL

Afrika zencilerinin çalı çırpıdan yaptıkları çardak gibi barınak.:APATAM

Afrika’da gruplar halinde yaşayan ve boyu 30 cm kadar olan memeli bir hayvan.: KUYRUKSÜREN

Afrika’da ve Amerika’da yaşayan,iri gövdeli,uzun yapraklı palmiye.: RAFYA

Afrika’da bir ağaç. : AKO

Afrika’da bir oyun türü. : AVELE

Afrika’da bir ülke. : BENİN

Afrika’da çitle çevrili bir hayvan barınağı ile çevresindeki evlerden oluşan yerleşme biçimi.:KRAAL

Afrika’da yaşayan bir antilop. : KOB

Afrika’da yaşayan bir leylek türü.:MARABU

Afrika’da yaşayan bir yaban kedisi.:İMPAKA

Afrika’da yaşayan iki antilop türünün ortak adı. : GNU

Afrika’da yaşayan İnek antilobu. : KAAMA

Afrika’da yaşayan iri bir antilop: BEİSA

Afrika’da yaşayan ve çok hızlı koşabilen bir antilop. : İMPALA

Afrika’da yaşayan,narin ve küçük bedenli bir antilop.: BEİRA

Afrika’da yetişen ve parlak kerestesi mobilyacılıkta kullanılan bir ağaç. KUME

Afrika’dan zenciler tarafından getirildiği sanılan ağır bir Küba dansı. : HABANERA

Afrika’nın en yüksek dağı Kilimanjaro’nun yerli dillerde özgürlük anl***** gelen adı. : UHURU

Afrika’nın hızlı koşular için yetiştirilmiş evcil hecin devesi. : MEHARİ

Afrika’nın tropikal bölgelerinde yaşayan iri bir leylek cinsi. : TANTAL

Afrika’ya özgü bir tür yaban kedisi.ERVAL

Afyon yöresinde kadınlar tarafından oynanan bir halk oyunu.:FADİK

Afyon’un Sandıklı ilçesinde bir kaplıca.:HÜDAİ

Afyondan çıkarılan,öksürüğü kesmek için hekimlikte kullanılan bir madde. : KODEİN

Afyondan elde edilen ve hekimlikte kullanılan bir alkoloit. : PAPAVERİN

Agaragar.:JELOZ

Ağ : APIŞLIK

Ağ yatak. : HAMAK

Ağacın reçinesini çıkarmada,boyanmış eski mobilyaları temizlemede kullanılan beyaz toz.OTAŞE

Ağaç bilimi. : DENDROLOJİ

Ağaç cilası.:LAK

Ağaç çemberler üzerine örülmüş torba biçiminde balık ağı. : VİNTER

Ağaç çivi. : KAVELE

Ağaç dallarından yapılmış gölgelik.:ÇARDAK

Ağaç işleriyle uğraşan ve ağaçtan çeşitli eşya yapan usta.:MARANGOZ

Ağaç rendelemekte kullanılan,uzun marangoz rendesi. : PLANYA

Ağaç sansarı.:ZERDEVA

Ağaç veya demir parçalarını birbirine bağlamakta kullanılan somunlu iri başlı vida: CIVATA

Ağaç veya fidan dikmeye yarayan yer.YUM

Ağaç veya kumaştan yapılmış bir kanal içinde hareket ederek açılıp kapanan perde.TOR

Ağaç veya topraktan yapılmış küçük testi.:BODUÇ

Ağaç yada sebze dikmek için açılan çukur. : EMEN

Ağaç,bağ çubuğu veya sebze dikmek için açılan çukur.:EMEN

Ağaç,taş ve madenleri oyarak şekil veren usta.:NAKKAR

Ağaçların kütük ve dallarındaki yosun. : PUS

Ağaçlıklı yol.:ALE

Ağaçtan yapılmış iri çekiç.:TOKMAK

Ağaçtan yapılmış testi.: SENEK

Ağaçtan yapılmış top.: TOMAK

Ağdalı,koyu kıvamlı bir maddenin özelliği,ağdalık.: VİSKOZİTE

Ağı otu.: BALDIRAN

Ağıl,davar ağılı : ARKAÇ : KOM

Ağın her suya atılışıyla bir defada yakalanan balık. : FOROZ

Ağır akan su.:KARASU

Ağır başlı,uslu. : DÖLEK

Ağır bir şeyi denizden çıkarmak veya denize indirmek işinde kullanılan büyük vinçli deniz teknesi.:ALGARİNA

Ağır bir yükün yerden yükseltilmesini sağlayan alet.:KRİKO

Ağır cisimleri bir yerden başka bir yere kaydırmak ve özellikle deniz teknelerini karaya çekmek için bunların altına sürülen yuvarlak ağaç.Çekek tahtaları,felek. : FİLENK

Ağır ritimli bir İspanyol dansı.:BOLERO

Ağır tempolu bir İspanyol dansı.ARABANDA

Ağır topuz.:GÜRZ

Ağır,kalın,dayanıklı ve sağlam.: KUNT

Ağırbaşlı,sözleri ve davranışları ölçülü olan kimse.ENLİ

Ağırbaşlılık.:VAKAR

Ağırlama. : İCLAL

Ağız kısmı yayvan bakır kap.:ÜSKÜRE

Ağız ve dil hareketlerinden yararlanarak,soluk borusuna arka arkaya küçük miktarda hava göndermek için başvurulan soluk alma.:FROG

Ağız yangısı. : STOMATİT

Ağızdan ağıza söylenen parola. : PASAPAROLA

Ağızotu.:YEM

Ağrı Dağındaki bir yayla. : ELİ

Ağrı dağının eski adı. : ARARAT

Ağrı.: VECA

Ağrı’nın Doğubeyazıt ilçesine özgü bir tür köfte.:ABDİKÖR

Ağrılı ve kirpikleri dökülmüş göz.:ÇİPİL

Ağustos ayının ilk haftasına denk gelen yazın en sıcak günlerine verilen ad.:EYYAMIBAHUR

Ağustos böceği.: ORAK BÖCEĞİ

Ağzı çember biçiminde telden yapılma torbaya benzer büyük gözlü ağ. : APOŞİ

Ağzı geniş,tek kulplu su kabı: KANATA

Ağzı sıkı.:KETUM

Ağzın içinde oluşan pamukçuk. : AFT

Ağzına kadar dolu.:LEBALEP

Ahali,sakinler.EKENE

Ahbaplık,arkadaşlık, alışkanlık.: ÜNSİYET

Ahırdaki gübreyi dışarı atmak için kullanılan delik, pencere. : TEMEK

Ahi kuruluşlarına girenlerin törenle bellerine bağlanan kuşak. : ŞED

Ahize,alıcı,reseptör . : ALMAÇ

Ahlaklı.: NEZİH

Ahmaklık. : HAMAKAT

Ahmet Raşit Öğütçü. : ORHAN KEMAL

Ahmet Rıfat’ın kurduğu,insanın bütün nefis baskılarından,geçici eğilimlerinden arınmasını amaçlayan bir Sünni sistemi.: RUFAİLİK

Ahşap ve çubuklarla yapılan ve pencerelere takılan siper.:KAFES

Ahududu soslu şeftalili,krem şantili dondurma.EŞMELBA

Ahududu. : AĞAÇ ÇİLEĞİ

Aids testi. : ELİZA

Aids virüsü.:HİV

Ailesine bakan./Yoksul: AİL

Ajanda.:ANDAÇ

Akaç. : DREN

Akaju. : MAUN

Akanyıldız. : AĞAN : ŞAHAP

Akarsu krosu. Sal yarışı. : RAFTİNG

Akarsu krosu.: RAFTİNG

Akarsu yatağı., mecra. : AKAK

Akbaba.:KERKES

Akciğer zarı iltihabı.NÖMONİ

Akciğer. : RİE

Akciğerleri dinlerken hekimin duyduğu patolojik ses. : RAL

Akdeniz ülkelerinde görülen, en çok keçi sütü ile bulaşan ateşli bir hastalık.:MALTAHUMMA SI

Akdeniz yöresinde yetişen ve çiçek tomurcukları turşu yapımında kullanılan bir bitkiye verilen ad. : KEBERE

Akdeniz bölgesinde bir akarsu. : ALATA

Akdeniz Bölgesinde yaygın bir çiçek.:BEGONVİL

Akdeniz Bölgesinin batı kesiminde bir akarsu.: EŞEN

Akdeniz çevresinde bol yetişen,ateşe ve öksürüğe karşı sağaltıcı bir etkisi bulunan,uyarıcı,güçl endirici,yara sağaltıcı olarak da yararlanılan bir bitki.ALAKOTU

Akdeniz çevresinde yaşayanlarda görülen kansızlık.Cooley hastalığı. : TALASEMİ

Akdeniz çevresinde yetişen ve dalları sepet örmekte kullanılan bir ağaççık.:AYIT

Akdeniz ve Marmara’da yaşayan kırmızı renkli,eti lezzetli bir balık. : MAZAK

Akdeniz yöresinde görülen çok sıcak rüzgar. : SİROKO

Akdeniz yöresinde kendiliğinden yetişen ve dokumacılıkta kullanılan bir bitki.: ALFA

Akdeniz yöresinde yetişen ve köklerinden kırmızı boya elde edilen bir bitki. : HAVACIVA

Akdeniz yöresinde yetiştirilen ve lezzetli kökleri sebze olarak kullanılan bir bitki.:İSKORÇİNA

Akdeniz’de İtalya’ya ait bir ada. : ASİNARA

Akdeniz’de yaşayan beyaz etli bir balık. : HANİ

Akdeniz’de yaşayan iri karides türü. : NİKA

Akdeniz’de yaşayan,pullu,eti beğenilen bir balık.İNARİT

Akdeniz’de yaşayan,vücudu yassı,pullu,eti lezzetli bir balık.: İŞKİNE

Akıcı söz. : SELİS

Akıl hastalıklarının genel adı. : PSİKOZ

Akıl. : US

Akıldışıcılık. : İRRASYONALİZM

Akıllı,zeki.:LEBİB

Akıllıca. : ALEMİYANE

Akılsız,budala. : EBLEH

Akıntılı hastalık.:AKARCA

Akıtaç. : PİPET

Akıtma.:İSALE

Akkız otu,mübarek dikeni gibi adlar da verilen ve çiçekli dalları halk hekimliğinde kullanılan otsu bitki. : ŞEVKETİ BOSTAN

Akkor. : NARIBEYZA

Akla ve bilmeye değil de iradeye üstünlük tanıyan,ruhsal olayların ve bilgi sürecinin temelinde iradeyi gören bilim dışı öğreti.:VOLONTARİZM

Aklı başında olmayan,baygın.:BİHU Ş

Aklı yatmış. : KAİL

Akran,eş.:BEKTAŞ

Akran. : TAYDAŞ

Akrep takım yıldızının kuyruğunun güneyinde yer alan,küçük güney takımyıldızı,sunak.: ALTAR

Aksaray’da bir baraj. :APA

Aksu,ak basma,perde.:KATARAK T

Akşam vakti,akşam namazı. : AŞA

Aktinyum elementinin simgesi. : AC

Akut lösemilerin tedavisinde kullanılan bir antibiyotik. :AZASERİN

Akyuvar. : LÖKOSİT

Alaca benekli./Cüzamlı./Çiçek bozuğu. : ABRAŞ

Alaca,iki renkli.: YANAL

Alakasız.(Mecazi). : KELALAKA

Alamanadan küçük,üç çifte balıkçı kayığı. : MANYAT

Alan korkusu.:AGORAFOBİ

Alaşım. : HALİTA

Alaturka müzikte kullanılan bir tür zilsiz tef. : BENDİR

Alavereci. : SPEKÜLATÖR

Alay,eğlenme. : MEZEK

Alaysı. : İRONİK

Alçak kimse. : DENİ

Alçalma. : ZÜL

Alçı taşı.:JİPS

Alçıdan kabartma süsler.Süslemecilik sanatında alçak kabartma tekniğinde,mala ile yapılan alçı süslemeye verilen ad. : MALAKARİ

Aldatma,oyun,düzen.E SİSE

Alev.Yalaz. : ALAZ

Aleve tutularak pişirilmiş.:FLAMBE

Alevi ve Bektaşi müritleri aydınlatmak için düzenlenen cemaatlerde dedelere yapılan yardım veya verilen para.:HAKKULLAH

Alevi-Bektaşi törenlerine verilen ad Alevi semahı.:CEM

Alışılagelen.:BERMUT AT

Alışkanlık.:ÜNSİYET

Alışkanlıkla elde edilmiş beceri.: RUTİN

Alışma,kaynaşma.:ÜLF ET

Alışveriş. :AKSATA

Alışverişte çok kar amacını güden kimse.:BEZİRGAN

Alkalik. : KALEVİ

Alkil kökü. :AMİNO

Alkolde eriyen hayvani reçine.:GOMALAK

Allah’ın buyruklarına uyma.:TAAT

Almak,alıp götürmek.:APARMAK

Alman,Avusturya,İngi liz,Rus ve İsveç askeri hiyerarşisinde en yüksek rütbe.:FELDMAREŞAL

Almanca evet.:JA

Almanya dışına sürülmüş Musevilerin 14. asırdan başlayarak kullanmış oldukları Almanca-Yahudice karması dil. : YİDİŞ

Almanya ve Avusturya’da kullanılmış eski gümüş para. : TALER

Almanya ve İtalya’da resim müzelerine çoğu zaman verilen ad. : PİNOKOTEK

Alnın üzerine düşen kısa kesilmiş saç.:KAKÜL

Alosa’da denilen balık.: TİRSİ

Alt gagasında deriden bir kesesi olan iri kuş.: PELİKAN

Alt,aşağı.:ZİR

Altay panteonunda deniz tanrıçası. : AKANA

Altı aylığa kadar körpe yaban domuzu.:FESEK

Altı çan biçiminde genişleyen etekler için kullanılan sözcük. : KLOŞ

Altı düz,üçgen biçiminde yelkenli iki kişilik tekne. : ŞARPİ

Altı mukavva ile beslenmiş,üstü sırmalı işleme.: DİVAL

Altı veya sekiz çift kürekle çekilen dar,uzun bir çeşit kayık : KANCABAŞ

Altın alaşımı.: ORÜR

Altın kökü. : İPEKA

Altın renginde olan.:ALTUNİ

Altın ve gümüş eritilen kabın içine konulan çerçeve. : İLİCE

Altın ve gümüş işlemeli bir tür ipekli kumaş. İpekten sarımtırak dallı nakışlarla işlenmiş bir tür beyaz kumaş. : DİBA

Altından yapılma,altın rengi. : ZERRİN

Altıpatlar da denilen bir tabanca türü.:REVOLVER

Altmış santimlik bir uzunluk ölçüsü. : ARŞIN : ENDAZE

Altmış yıl.: SİTTİNSENE

Altmışlı yılların başlarında doğan bir Jamaika müziği.KA

Altyapı. : İNFRASTRÜKTÜR

Alüminyum,bakır ve magnezyum katılmış çinko alaşımlarına verilen ad. : ZAMAK

Alüminyumun simgesi: AL

Alüvyon. : LIĞ

Alyuvarlar. : ERİTROSİT

Amaçlamak. : İSTİHDAF ETMEK

Amaçtan şaşmak: ÇAVMAK

Amasya’da bir göl. : BORABAY

Amasya’nın Taşova ilçesi yakınlarında,sarkıt ve dikitleriyle tanınmış mağara. : BALLICA

Amazon bölgesinde bataklık sık orman.: İGAPO

Ameliyat bıçağı. : BİSTÜRİ : NEŞTER

Ameliyat ipliği. : KATKÜT

Amerika ve Avustralya’da yaşayan,kürkü değerli memeli bir hayvan.POSSUM

Amerika’da yaşayan, avlanması ve postlarının satılması yasak olan memeli bir hayvan. SELO

Amerika’da 1917’de çeşitli meslekten insanları kültürel,insancıl amaçlar çerçevesinde toplamak amacıyla kurulan kulüp.:LİONS

Amerika’da Amazon,Afrika’da Nijer ırmakları gibi Ekvator bölgesindeki büyük suların geçtiği havzalarda bulunan geniş ve balta girmemiş ormanlara verilen ad. : SELVA

Amerika’da yaşayan ve yavrularını sırtında taşıyan keseli sıçan. : SARİG

Amerika’nın sıcak bölgelerinde yetişen bir ağaç,hint bademi.:KAKAO

Amerika’nın sıcak bölgelerinde yetişen bir ağaççık.:İKAKO

Amerika’nın tropikal bölgelerinde yaşayan kimi kemiricilerin ortak adı.: AGUTİ

Amerikan armudu : AVOKADO

Amerikan devesi. : LAMA

Amerikanın ekvator bölgesindeki tatlı sularda yaşayan bir kaplumbağa. : MATAMATA

Amerikanın sıcak bölgelerinde yetişen ve mandalinaya benzer meyvesi olan bir ağaca verilen ad. : GUAYAVA

Amine Hatun’un Hazreti Muhammed’e hamile kaldığı gece.:REGAİP

Amip,akyuvar ve bazı bakterilerde hücre bölünmesi yoluyla olan çoğalma.:AMİTOZ

Amirler. : ÜMERA

Amonyak tuzu. : NIŞADIR

Amyant. : AKASBEST

Ana ırmağa karışan akarsu.:GELEĞEN

Ana kent. : METROPOL

Ana rahminde doğma zamanını tamamlayamamış veya vaktinden önce düşmüş çocuğa verilen ad. :CENİN

Anadolu beyliklerinde donanma askeri. : AZAP

Anadolu halklarının ana tanrıçası. : KİBELE

Anadolu halklarının en eski ana tanrıçası,:MA

Anadolu’da doğup Karadeniz’e dökülen akarsuların en doğuda olanı.:ÇORUH

Anadolu’da Lykia bölgesinin en önemli liman kentlerinden biri.ATARA

Anadolu’da seyirlik köy oyunlarını düzenleyen kişiye verilen ad.:KIZILAYAK

Anadolu’da yüzyıllardan buyana göçerler arasında dokunan bir tür ensiz dokumaya verilen ad. : ÇARPANA

Anadolu’nun bazı yörelerinde mercimekli bulgur pilavına verilen ad.:MÜCEDDERE

Anadolu’nun bazı yörelerinde tohuma verilen ad. : BİDER

Anadolu’nun çeşitli yörelerinde genellikle kadınların vücutlarının çeşitli yerlerine yaptırdıkları dövme. : DAK

Anadolu’nun en eski halkı.:LUVİLER

Anadolu’nun güneybatısının antik devirlerdeki adı. : KARİA

Anadolu’nun iç ve doğu kesimlerinde yaşayan,toprak altına yuva kuran memeli bir hayvan.:AVURTLAK

Anadolu’nun kimi bölgelerinde erkekler arasında yapılan sohbet toplantıları: BARANA

Anadolu’ya özgü bir halk oyunu.:TAMZARA

Anahtar. : AÇAR

Anakent,ana şehir.:METROPOL

Anarşizmin rengi.:KARA

Anasonsuz üzüm rakısı. : DÜZİKO

Anayurdu Meksika olan,odunundan kırmızı boya elde edilen bir ağaç.:BAKAM

Anayurdu Orta ve Güney Amerika ile Batı Hint adaları olan elli kadar ağaç ve çalı türünün ortak adı.: JAKARANDA

Angola’nın başkenti.:LUANDA

Angola’nın para birimi.:ESKÜDO

Anında çeviri.: SİMÜLTANE

Anında,hemen.: ALAMİNÜT

Anıtkabir’in tasarımını da gerçekleştiren ünlü mimarımız.:EMİN ONAT

Anıtmezar. : MOZOLE

Ankara keçisinin kılı. : MOHER

Ankara ve yöresine özgü iki kişiyle oynanan ağır ritimli bir halk oyunu.:FİDAYDA

Ankara yöresine özgü bir halk oyunu.:MİSKET

Ankara’daki Hitit Güneşi adlı anıtıyla tanınan,1905-1978 yılları arasında yaşayan heykelcimiz.:NUSRET SUMAN

Ankara’nın Kızılcahamam ilçesinde ulusal park kaps***** alınan orman alanı.OĞUKSU

Anket. : SORMACA

Anlam bakımından birbirine bağlı iki dizeden oluşmuş şiir parçası.:BEYİT

Anlambilim.: SEMANTİK

Anlaşılmaz bir biçimde yüksek sesle bağırmak.: BÖĞÜRMEK

Anlaşma,uyuşma. : ANTANT

Anlatışta düzgünlük.: FESAHAT

Anlayış. : İZAN: FERASET

Anlayışlı.:FERASETLİ .:ZEYREK

Anlayışsız,ahmak,kal ın kafalı.:GABİ

Ansızın gelen bela,sıkıntı. : MUSİBET

Antakya’da,bir çok dinsel yapı bulunan ve tabiatı koruma alanı kaps***** alınan dağ.:HABİBNECCAR

Antalya ilinde antik bir kent. : SİMENA

Antalya körfezinin batı kıyısında bir burun. : GELİDONYA

Antalya Körfezinin batı kıyısında bir koy ve burun.: ADRASAN

Antalya ve Fethiye körfezleri arasında yer alan yarımadanın adı.:TEKE

Antalya yöresine özgü,kaburga kemiği ve pirinçle yapılan bir yemek.:LABA

Antalya’da bir baraj.:ALAKIR

Antalya’da bir mağara. : KARAİN

Antalya’da Kale ve Finike ilçeleri arasında yer alan kıyı gölü.:BEYMELEK

Antalya’da Manavgat çayı üzerinde bir baraj ve hidroelektrik santralı.YMAPINAR

Antalya’da tanınmış bir mağara.: DAMLATAŞ

Antalya’nın Elmalı ilçesinde tabiatı koruma alanı kaps***** alınan ve Toros sediri ağaçlarıyla kaplı olan orman alanı. : ÇIĞLIKARA

Antalya’nın eski adı.:ADALYA


Antalya’nın Lara bölgesinde,yaklaşık 150 kuş türünü barındıran bir göl.:YAMANSAZ

Antalya’ya özgü tahinle yapılan bir yiyecek. : HİBEŞ

Antarktika’da etkin bir yanardağ.:EREBUS

Antepfıstığıgillerde n,sıcak bölgelerde yetişen,kabuğu hekimlikte,yapraklar ı dericilikte kullanılan bir ağaç. : SOMAK

Antik çağda daha çok mezar taşı işlevi gören ama adak,anı veya sınır taşı olarak da dikilen taş levha.TEL

Antik çağlarda Kızılırmak ile Sakarya ırmağı arasındaki bölgeye verilen ad. : GALATYA

Antik çağlarda,Anadolu’nun güneybatısına verilen ad.:LİKYA

Antik Yunan’da,konserler verilen,şiirler okunan,oyunlar oynanan,genellikle dikdörtgen biçiminde,üzeri kapalı yapı.DEON

Antiller’de ve bütün tropikal bölgelerde yetiştirilen,kökünde ki yumrulardan ararot çıkarılan bir kamış çeşidi.:MARANTA

Antimon’un simgesi. : SB

Antlaşma:. MUAHEDE

Anüsten su vermek yoluyla kalın bağırsağın içini temizleme.Lavman.: TENKİYE

Apandis iltihabı.:APANDİSİT

Aptal. : ALIK: ŞAVALAK

Ara,arasında.:BEYN

Ara. : ANTRAKT

Araba oku.:ARIŞ

Araba okunun ekseni. : İK : İĞ

Araba üzerine gerilerek içine saman veya tahıl doldurulmuş büyük kıl çuval. : GERİ

Araba vapuru. : FERİBOT

Arabacı.:KOÇAŞ

Arabada saman yüklenen taşıma sepeti. : ÇİTEN

Arabistan plakası. : KSA

Arabistan yarımadasında yaşayan bir çok Arap kabilesinin ortak adı. : MAZİN

Arabistan’da çeşitli yerlerde kurulan pazarlar.: SUK

Aracısız,doğrudan. : BİLVASITA

Arap abecesiyle yazılan ve ancak büyüteçle okunan bir yazı biçimi. : GUBARİ

Arap abecesiyle yazılan bir yazı türü. : CELİ : HİLALİ.: TALİK

Arap alfabesinin her hangi bir rakamı karşılayan ve anlamsız sekiz kelimeden oluşan değişik bir düzeni. : EBCET

Arap atlılarının bayramlarda yaptıkları gösteri. : FANTAZMA

Arap atlılarının bayramlarda yaptıkları gösteri.:FANTAZYA

Arap dili ve edebiyatıyla uğraşan kimse.: ARABİST

Arap erkek giyiminde,kefiyenin kaymaması için başa geçirilen ayarlı çember.Yün çember bağ. : AGEL

Arap harflerinin en çok kullanılan el yazısı biçimi.:RIKA

Arap harfleriyle yazılmış metinlerde kısa ünlüleri göstermek için kullanılan işaret.:HAREKE

Arap reisinin evi. : ZAMALA

Arap yazısının düz ve köşeli çizgilerle yazılan eski bir biçimi.:KUFİ

Arapça çok karanlık gece.:LEYLA

Arapça da ben. : ENE

Arapça dilbilgisinde fiil çekim örneklerini içeren kitap.: EMSİLE

Arapça el yazısı biçimi. : RIKA

Arapça kuş.:TAYR

Arapça zarf yapan gibi anlamında benzetme öneki.:KE

Arapça’da domuz. : HINZIR

Arapça’da inandık anlamında bir söz.:AMENNA

Arapların başlarındaki serpuş. : KEFİYE

Arapların Recep ayında kestikleri kurban. : ATİRE

Araz. : İLİNEK

Arazi üzerinde serilmiş bir işaret noktasının düşeyini gösteren geometrik biçimli tahta lata. :MİRA

Arazide dikilen işaret çubuğu. : ARDA

Ardıç kozalağı. : EFİN

Argo da adam,herif anlamında söz. : *****

Argo da ahlaksız kimse. : KAYARTO

Argo da esrar. : OT

Argo da hiç emek vermeden ele geçirilen şey. : LÜP

Argo da orta yaşlı erkek. : KIRANTA

Argo’da aptal,sersem.:GEBEŞ

Argo’da çirkin kimseye verilen ad.:KOKOROZ

Argo’da dikizleme.:RONT

Argo’da dolap.:KETENPERE

Argo’da dost,metres anlamında sözcük.:GACO.:ZAMKİN OS

Argo’da fahişe.:KEVAŞE

Argo’da gizli dost.:AŞNAFİŞNE

Argo’da görgüsüz,kaba saba kimseye verilen ad.:ZONTA

Argo’da hamama verilen ad.:TATO

Argo’da hile,düzen,tuzak.: TONGA

Argo’da kağıt para.APEL

Argo’da lira anlamında kullanılan sözcük.SKİ

Argo’da metres.:MANTİNOTA

Argo’da rakı.:ANZAROT

Argo’da sersem,budala,ahmak. : HIRT

Argo’da silahla yapılan hırsızlık.: TUFA

Argo’da sövme,sövgü.:KALAY

Argo’da tanışıyormuş gibi yaparak para sızdırma.:MANİTA

Argo’da tavla oyununda kullanılan zar.:KEMİK

Argo’da vurgun anlamında sözcük.: TUFA

Argo’da yolsuzca veya zorla elde edilen mal.:KAPAROZ

Argo’da,şuna bak,hale bak anlamında bir sözcük.:KİTAKSİ

Argoda alay. : SARAKA

Argoda altın lira. : OSKİ

Argoda bit. : MACAR

Argoda cebi delik. : KOKOROZ

Argoda çalmak ,aşırmak. : AŞIRAMENTO

Argoda değersiz,kötü. : KITIPİYOZ : KITIPİYOS

Argoda değersiz,önemsiz,der me çatma. : CAVALACOZ

Argoda genç ve yakışıklı erkeğe verilen ad. : LAÇO

Argoda git defol anlamında sözcük. : NAŞ

Argoda giysi. : FAÇA

Argoda gizli yer. : SOTA

Argoda gösteriş,çalım. : AFİ

Argoda gözetleme. : ERKETE

Argoda güzel giyimli,çok şık. :APİKO

Argoda külhanbeyi tavırlı kimse. : ADADİYOZ

Argoda oynaş. : AFTOS

Argoda uydurma söz,yalan.:KITIR

Arı beyi.:ANAARI

Arı kil. : KAOLİN

Arıların çıkardığı bir tür salgı.. : EĞİR

Arıların kovan deliğini kapatmak için kullandıkları sarı ve yumuşak madde,balmumu.:KİREB OLU

Aristokrasi.:ZADEGAN

Aristoteles’in şiir anlayışından alınan ve sanat yapıtını birtakım kurallara bağlı olmakla birlikte dünyanın bir taklidi olarak tanımlayan terim. : MİMESİS

Arjantin’in plaka işareti.: RA

Ark.Kıvılcım. : ŞERARE

Arka. : PEŞ : AKAB

Arkadaş,geceleri konuşulup dertleşilen dost.EMİR

Arkadaş. : ENİSE

Arkadaş.:YAREN : REFİK

Arkalıksız iskemle. : SEKMEN

Arkalıksız küçük iskemle. : OTURAK

Arkalıksız,alçak,yum uşak,ayakları gözükmeyen oturacak. : PUF

Arkası kabarık,oturak yeri geniş koltuk. : BERJER

Arkası yırtmaçlı resmi ceket. :CEKETATAY

Arkası yırtmaçlı,etekleri uzun,çift sıra düğmeli,resmi erkek ceketi.:REDİNGOT

Arkeolojide antik kentlerin mezarlarına verilen ad. : NEKROPOL

Arkeolojide,genellik le boynuz veya hayvan başı biçiminde içki kabı.: RİTON

Armağan,karşılıksız verilen: PEŞKEŞ

Armut biçiminde ipek telli Vietnam lavtası. : TİBA

Arnavutluk para birimi. : LEK

Arnavutluk’un plakası:AL

Arpa,buğday ve benzerlerinin kalburdan geçirilmiş bölümü. : ELENTİ

Arsenik. : ZIRNIK

Arsız sokak çocuğu,piç. : KOPİL

Arşının sekizde bir uzunluğunda ölçü birimi. : URUP

Arşiv.:BELGELİK

Arta kalan. : BAKİ

Artırma yoluyla yapılan satış.:MEZAT

Artvin ilinde,Sahara yaylası ile birlikte ulusal park kaps***** alınan ve doğal güzelliğiyle tanınan bir göl.: KARAGÖL

Artvin ilinde,ulusal park kaps***** alınan ünlü yayla.AHARA

Artvin’in Ardanuç ilçesinde ünlü bir yayla.:BİLBİLAN

Artvin’in eski adı. : LİVANE

Aruz ölçülerinden biri. : REMEL

Aruz ölçüsünde kısa okunması gereken bir heceyi,kalıba uydurmak için uzatma. : İMALE

As.: KAKIM : ERMİN

Asalak bilimi. : PARAZİTOLOJİ

Asalak. : TUFEYLİ : EKTİ

Asbestli çimentodan yapılan bir çatı kaplama gereci.:ETERNİT

Asgari,minimum.: MİNİMAL

Asık suratlı,somurtkan. : ABUS

Asıl hücre ile protoplazma uzantılarından ve bir silindir eksenden oluşmuş sinir hücresi.:NÖRON

Asıl,unsur,hipostaz. : UKNUM

Asilzade,derebeyi.:A LPAGUT

Asit. : HAMIZ

Asker şapkalarına takılan ve rengi uluslara göre değişen işaret. : KOKART

Asker yetiştirilmek üzere Yeniçeri ocağına alınacak çocukları seçip toplama işi.EVŞİRME

Asker,ordu. : LEŞKER

Asker,ordu.:CEYŞ

Asker. : SÜ

Asker.Ü

Askeri ataşe.. : ATAŞEMİLİTER

Askeri donatımın metal bölümlerini temizlemek için kullanılan üstübeç,alkol ve sabun karışımı madde. : ASTİKA

Askeri mahkeme.İVANIHARP

Askerlerin arasına katılmış sivil savaşçı.:BAŞIBOZUK

Askerlik çağı.:ESNAN

Aslan takımyıldızının Latince adı.: LEO

Asma biti. : FİLOKSİRA

Asma filizinin rengi,açık yeşil renk.:FİLİZİ

Asma kütüğü.: REZ

Asma,kavun,karpuz gibi bitkilerin sürgünü veya dalı.: TEVEK

Asma,yukarı kaldırma. : TALİK

Asmalık.:BAĞ

Aspiratör.:EMMEÇ

Ast. : MADUN

Astarlık bir kumaş türü.: SOF

Astronomi alanındaki buluşları,matematik, doğa bilimleri,coğrafya ve tarih alanındaki çalışmalarıyla ünlü,Orta Çağın en büyük bilginlerinden biri.: BİRUNİ

Astronomi. : FELEKİYE

Asurlular tarafından kurulan ticaret kolonilerine verilen ad.:KARUM

Asya ve Afrika’da yaşayan,güzel ötüşlü küçük bir kuş.:BENGALİ

Asya’da bir göl.:URMİYE

Asya’da bir ırmak. : OBİ : OKA

Asya’da ve Malezya takımadalarında yetişen yelpaze yapraklı büyük boylu palmiye.:KORİFA

Aşağı derece.EREKE

Aşağılık kimseler,alçaklar anlamında eski sözcük.: EDANİ

Aşı boyası. : OKR

Aşık ve bilye oyunlarında kullanılan, içi oyulup kurşun akıtılarak ağırlaştırılmış boyalı kemik.: AKAT

Aşık kemiği. : KAP :TALUS

Aşık olmaktan duyulan korku. : AMOROFOBİ

Aşılanmamış zeytin ağacı,yabani ağaç.: DELİCE

Aşırı iştahlı.:EKİL

Aşırı iştahsızlık. : ANOREKSİ

Aşırı kitap okuma tutkusu.:BİBLİYOMANİ

Aşırı sembolist sanatçılara verilen isim.(19. Asır sonlarında görüldü).EKADAN

Aşırı şişmanlık. : OBEZİTE

Aşırı ulusçuluk.: ŞOVENİZM

Aşiret. : OYMAK

Aşk ateşi. : OD

Aşk. : SEVİ

Aşkla ilgili,kösnül.:EROTİ K

Aşure kazanını karıştırmak için kullanılan uzun saplı,yayvan uçlu kepçe. : MABLAK

At ahırı. : TAVLA

At arabalarının tekerleğine geçirilen demir çember. : ŞINA

At eğitimi ve bu eğitimin yapıldığı yer. : MANEJ

At eğitimi yapılan alan.: MANEJ

At gezdirmeliği. : PADOK

At koşturup karşı takım oyuncularına değnek atarak topluca oynanan eski bir Türk oyunu.:CİRİT

At tüyünün rengi. : DON

At üretilen çiftlik. :HARA

At ve eşek yavrusu.:KULUN

At ve kısrak sürüsüne verilen ad. : ÜREK

At veya araba uşağı. : İSPİR

At yarışlarında kullanılan klasik engele verilen ad. : OKSER

At,eşek gibi tek tırnaklı hayvanların tırnağı. : TOYNAK

At,köpek gibi evcil bir hayvanın soy kütüğü. : PEDİGRİ

Ata bakan,tımar eden kimse,at bakıcısı.EYİS

Atardamar bozukluğu. :ARTERİT

Atardamar. : ARTER

Atardamarda kanın pıhtılaşması veya yağ parçacıklarının oluşması sonucunda meydana gelen tıkanma.:AMBOLİ

Atasözlerine dayanan didaktik Çin-Japon şiiri. : Pİ

Ateş anl***** gelen Sanskritçe sözcük.: AGNİ

Ateş böceği. : ARUSEK

Ateş. : KOR : NAR

Ateşe tapanlar,Zerdüşt dinine bağlı olanlar. : MUGAN

Ateşli silah çapı. : KALİBRE

Ateşli silahlarda atılmak için hazırlanan her türlü patlayıcı madde.:CEPHANE

Ateşperest. : MECUSİ

Ateşte kızartılmış taze buğday veya mısır. : ÜTME

Ateşten fırlayan ve etrafa saçılan kıvılcım.:UÇKUN

Atgillerden soyu tükenmiş olan küçük,çevik bir yaban atı. : TARPAN

Atı yönetmek için ağzına takılan demir araç : GEM

Atıcılık sporunda bir dal.KEET.:TRAP.:BALT RAP

Atıcılık. : RİMAYET

Atılmış,eğrilmeye hazırlanmış,top biçiminde yün veya pamuk . : TULUP

Atın ağzına takılan demir araç. : GEM

Atın başındaki süsler. : OYAN

Atın bir koşma biçimi.:RAHVAN

Atın bir tür hızlı yürüyüşü. : EŞKİN

Atın eşkin yürüyüşü. : LİNK : ADETA

Atın kısa adımlarla hızlı yürüyüşü.:TIRIS

Atın kişnemesi. : OKRAMA

Atıştırmalık. : SNACK BAR

Atik,çevik.:ÇALAK

Atilla İlhan’ın lakabı : KAPTAN

Atlara binilerek değneklerle oynanan bir çeşit top oyunu.OLO

Atların ağzına takılan kantarma türlerinden biri. : PELEM

Atların alnından alt çenesine uzanan beyazlık.:KİLİT

Atların ayaklarında görülen ve rahat yürümelerini önleyen hastalık. :ARPALAMA

Atların boynuna takılan muska,değerli taş,hayvan tırnağı gibi şeylere eski Türklerde verilen ad.:MONCUK

Atların taşınması için yapılmış kapalı taşıma aracı.:VAN

Atlas çiçeği.: KAKTÜS

Atlas. : SATEN

Atletizm yarışmalarında derece alan atletlerin veya giysileri sergilemek için mankenlerin çıktıkları merdivenli,yüksekçe yer.: PODYUM

Atletizmde on ayrı dalda yapılan yarışma.EKATLON

Atlı savaşçı. : ŞÖVALYE

Atmaca ve doğana benzeyen bir tür yırtıcı kuş.: MUYMUL

Atmaca,doğan.:LAÇIN

Atmosfer içinde oluşan sıcaklık değişmeleri,rüzgar,y ıldırım,yağmur,dolu gibi olaylara verilen genel ad.: METEOR

Atmosferin 11 km kalınlığında olan ilk katmanı. : TROPOSFER

Atmosferin,yeryüzünd en 80 km yükseklikte başlayan son tabakası.:İYONOSFER

Atom çekirdeğinde her bir (+1) pozitif elektrik yükü taşıyan tanecik.ROTON

Atom çekirdeğini oluşturan proton ve nötronun ortak adı. : NÜKLEON

Atom parçacığı. : PARTİKÜL

Atölye. : İŞLİK

Av köpeğinin gizlendiği yerden avı gözetlemesi. : FERMA

Av köpeğinin gizlendiği yerden avı gözetlemesi.: FERMA

Av vergisi,av resmi. : SAYDİYE

Av. : ŞİKAR

Ava alıştırılamayan bir tür doğan. : ESPERİ

Avcı çantası.:CELBE

Avcı kulübesi Avcı pusu yeri. : AVSİN. : EVSİN

Avcı kulübesi.:GÜME

Avcılar için göl kenarında yapılmış kulübe. : BECENE

Avcıların av beklemek için taş yığınlarından yaptıkları pusu. : ÖNEZE

Avda hiçbir şey öldüremeyen veya tutamayan avcı için kullanılan sözcük.:MAZET

Avı çekmek için dökülen yem.ADAMIK

Avlamak istediği yaban domuzu tarafından öldürülen,Bybloslu genç Fenike tanrısı.:ADONİS

Avlu.,iki ve daha çok katlı ev,sofa. : HANAY

Avrupa Birliğine üye ülkelerin ortak para birimi.:EURO

Avrupa Futbol Birliği’nin kısaltması.:UEFA

Avrupa uzay ajansı. : ESA

Avrupa uzay araştırmaları örgütü. : ESLO

Avrupa ve Kafkasya’nın yüksek dağlarında yaşayan bir cins dağ keçisi.:ŞAMUA

Avrupa Yayın Birliği. : EBU

Avrupa’da 18. asırda egemen olan İtalyan opera tarzının adı.: NAPOLİTEN

Avrupa’da bir ırmak. : İNN

Avrupa’da yaşayan bol renkli iri bir kelebek türü. : ADELA

Avrupa’nın en büyük gölü. : LADOGA

Avrupalıların Çin devlet memurlarına verdikleri ad. : MANDARİN

Avşa adasına verilen ad.:TÜRKELİ

Avşa adasında yetişen ve iyi bir sofra şarabı elde edilen kırmızı üzüm cinsi. : ADAKARASI

Avukat sayısı beşten az olan yerlerde avukat yetkisini taşıyan meslek ad***** verilen ad : DAVA VEKİLİ

Avukatların meslek örgütü. : BARO

Avustralya tavuğu’da denilen bir kuş. : MELİ

Avustralya’da yaşayan bir cins devekuşu. : EMU

Avustralya’da yaşayan çeşitli otçul keselilerin ortak adı.:VALABİ

Avustralya’da yaşayan keseli ağaççıl memeli hayvan.: KOALA

Avustralya’da yaşayan,ağır gövdeli,kısa bacaklı hayvan.:VOMBAT

Ay ( kamer ) takviminin beşinci ayı,büyük tövbe ayı.: CEMAZİYÜLEVVEL

Ay ağılı,hale. :AYLA

Ay çiçeğine verilen bir başka ad.:GÜNEBAKAN

Ay takviminde on birinci ay. : ZİLKADE

Ay takviminin yedinci ayı.:RECEP

Ayağa kalkmak. : KIYAM

Ayağa vurulan halka,köstek,pranga. :BUKAĞI

Ayağı kayma,sürçme. : ZEL

Ayağı sakat olan.:ÇOLPA

Ayağı sekili at.: ALABACAK

Ayağına çabuk,atik,çevik.:ÇA LAK

Ayak : KADEM

Ayak bakımı.EDİKÜR

Ayak bastı parası. : KADEMİYE

Ayak bilekliği.. : HALHAL

Ayak takımı.ARYA

Ayak topu. : FUTBOL

Ayakkabı bağı.:BAĞCIK

Ayakkabı boyama. : LOSTRA

Ayakkabı çekeceği. : KERATA

Ayakkabı kalıbının çapı. : LORTA

Ayakkabı yapıştırıcısı. : ÇİRİŞ

Ayakkabı,çanta yapımında kullanılan parlak deri.: RUGAN

Ayakkabıcılıkta kenar düzeltmek için kullanılan metal alet.:MAKİNETA

Ayakkabıların altına çakılan demir.: NALÇA

Ayakkabının altını kalınlaştırmak için yerleştirilen parça.: FİYAPA

Ayakkabının ön tarafında dikişle ayrılmış burun bölümü. : MASKARATA

Ayakkabının üstünden bacağın alt bölümüne değin sarılan,kumaş yada köseleden yapılmış bir tür tozluk. :.GETR

Ayakkabının yumuşak olan üst bölümü. : SAYA

Ayaklı,taşınır ocak.:MALTIZ

Ayaklık. : PEDAL

Ayakta duran. : KAİM

Ayarı bozuk (para). : NASARA : NASERE

Aydın ilinde bir baraj.: MADRAN

Aydın yöresinde,kadınların kına gecesi,düğün,bayram gibi özel günlerde başlarına örttükleri geniş örtüye verilen ad. : ULADA

Aydınlatma,ışıklandı rma. : TENVİR

Ayın etkisiyle huyunun değiştiği düşünülen kimse.:AYSAR

Ayın on dördü.:BEDİR

Ayırıcı duvar,cidar.:ÇEPİÇ

Ayırmaç.:FARİKA

Ayırtman. : MÜMEYYİZ

Aylandız da denilen ve gölge ağacı olarak dikilen kötü kokulu bir ağaç. : KOKARAĞAÇ

Aymaz. : GAFİL

Aynı adlı karabiberden elde edilen bir tür içki. : KAVA

Aynı adlı keçi türünün ince,yumuşak,parlak yünü.:TİFTİK

Aynı cins. : HETEROJEN

Aynı cinsten şeyler arasındaki ince fark.:NÜANS

Aynı işi yapan esnafın bulunduğu çarşı. : ARASTA

Aynı oranda aynı element oluşumunda ama farklı özellik taşıyan iki bileşikten biri.:İZOMER

Aynı rengin çeşitli tonlarıyla yapılan resim. : KAMAYÖ

Aynı tiyatroda çalışan oyuncular topluluğu.:TRUP

Aynı yere giden taşıt veya yolcu topluluğu.:KONVOY

Ayrıca değerli taşlarla süslü olmayan altın veya gümüşten yapılmış kuyumculuk işleri.: SADEKARİ

Ayrılış,ayrılık. : FİRKAT

Ayrılma. : İNFİRAK

Ayrılmış,dağınık. : MÜTEFERRİK

Ayrıntılar.: MÜFREDAT

Ayvalık ilçesindeki ünlü turistik tepe. : ŞEYTAN SOFRASI

Az aydınlık yerlerde görememe biçiminde beliren göz hastalığı. : TAVUKKARASI

Az bulunan,nadir.:TURFA

Az eğimli arazi.:BAYIR

Az kavrulmuş un ve tavuk eti dövülerek yapılan,pelte kıvamında yöresel bir yemeğe verilen ad. : HERİSE

Az miktarda.:CÜZİ

Az pişmiş et. : TATARİ

Az sözle çok şey anlatma. : İCAZ

Az yada çok kabarık enine fitillerle belirginleşen ipekli bir dokuma. : GROGREN

Azalma. : FİRE

Azap.: EZİNÇ

Azerbaycan’ın başkenti.:BAKÜ

Azerbaycan’ın para birimi.:MANAT

Azerbaycanlı ünlü yazar.:ANAR

******kızgın hayvan.:AKUR

Azı dişi.:NAB

Azılı atları zaptetmek için dillerini bastıracak biçimde yapılmış demir araç.: KANTARMA

Azınlık,azlık. : EKALLİYET

Aziz mezarı.: RAVZA

Azman bir midye çeşidi.İNES

Azmış yara.:BICILGAN

Azotun bir başka adı. : NİTROJEN

 

B

Bir ülkede yönetime el koyan kimselerden oluşan kurul.: CUNTA

Bir ülkenin iskeleleri arasında gemi işletebilme hakkı. : KABOTAJ

Bir üzüm cinsi. : İRİKARA: PAPAZKARASI

Bir üzüm türü.:KARAGEVREK

Bir varlığın doğası. : NELİK

Bir veya iki çalgı için yazılmış,üç veya dört bölümden oluşan müzik eseri. ONAT

Bir veya iki milimlik pli. : NERVÜR

Bir yada iki çalgı için yazılmış üç yada dört bölümden oluşan müzik eseri. : SONAT

Bir yağ türü.:BEZİRYAĞI

Bir yapıda dış kapıyla odalar arasındaki giriş bölümü. ALAN

Bir yapının Belediyece öngörülen yüksekliği. : GABARİ

Bir yapının iç duvar kaplaması. : LAMBRİ

Bir yarış yelkenlisi. : SNİPE

Bir yaşını geçmiş inek yavrusu. ÜVE

Bir yazı sayfasının altına,metnin herhangi bir noktasıyla ilgili olarak yazılan açıklama.:HAŞİYE

Bir yelkenli türü.:CÖNK

Bir yengeç türü. : UCA

Bir yerde biriken sıvıları dışarıya akıtmakta kullanılan oluk veya boru. : AKAÇ

Bir yere gönderilen eşyanın listesi.:İRSALİYE

Bir yeri kira ile tutabilmek için sahibine veya içindeki kiracıya açıktan verilen para.:HAVAPARASI

Bir yetimin veya akılca zayıf birinin malını yöneten kimse. : VASİ

Bir yılan türü.: PİTON

Bir yıllık kuzu.:TOKLU

Bir yol veya geçide girilmemesi için acele yapılan engel : BARİKAT

Bir yüzeyin eğiklik derecesini anlamaya yarayan araç. Topoğraf aracı. : NİVO

Bir yüzü içbükey,öbür yüzü dışbükey olan mercek. : MENİSK

Bir yüzünde Kurtuluş Savaşı,diğer yüzünde ise Cumhuriyetin ilanı canlandırılan,8 Ağustos 1928’de açılan Taksim ******* Anıtının İtalyan heykeltıraşı. İETRO CANONİCA

Bir zırhlı gemi türü. : DRETNOT

Bir zinciri oluşturan halkalardan her biri. : BAKLA

Bira yapmak için çimlendirilip kurutularak hazırlanmış arpa veya başka taneler.:MALT

Birbirine bağlı kurşun bölmelere yerleştirilmiş renkli cam parçacıklarından oluşan,saydam pencere süslemesi veya resim. : VİTRAY

Birbirine paralel olarak uzanan iki akarsu arasında kalmış dağ sırtı.:KIRAN

Birbirine sürtünen cisimlerin karşılıklı etkileşimini inceleyen bilim dalı. : TRİBOLOJİ

Birbirine uygun,karışık. : MÜMTEZİÇ

Birbiriyle geçinemeyen gemi tayfası. : ALABABULA

Birçok onayaklı kabukluda orta sularda yaşayan larva biçimi. : ZOE

Birden çok işletmenin bir grup başkanının yönetimi altında,belirli bir işi gerçekleştirmek amacıyla belirli bir süre için oluşturdukları topluluk. OOL

Bireycilik. : İNDİVİDÜALİZM

Bireyler.: EFRAT

Biri Amerika’da,diğeri Madagaskar’da yetişen ve yelpaze biçiminde yaprakları olan iki ağacın ortak adı.:RAVENALA

Biri öne,öteki arkaya bakan,birbirine karşıt iki yüz biçiminde betimlenen eski bir Roma tanrısı. :İANUS

Bir-iki yaşında koyun. : ŞİŞEK

Birimlerin başına konulduğunda on katı gösteren bir ek. EKA

Birinci çağın ilk dönemi ve bu dönemde oluşmuş yer katmanları.:KAMBRİYE N

Birinci Dünya Savaşında Osmanlı ordusunda kullanılan bir tür başlık.:KABALAK

Birine bir mülkü sahip kılma. : TEMLİK

Birine karşı gelmek,sert cevap vermek.:ÇEMKİRMEK

Birinin ölümünü haber veren.:NAİ

Birler,tekler. : YEGAN

Birleşik bir ışık demetinin bir biçmeden (prizma) geçtikten sonra ayrıldığı basit renklerden oluşmuş görüntü.:TAYF

Birleşikgillerden hekimlikte kullanılan ıtırlı bir bitki. : TARHUN

Birleşikgillerden,kö kleri sebze olarak kullanılan otsu bir bitki. : TEKESAKALI

Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü’nün kısa yazılışı.: UNESCO

Birlik. : VAHDET

Birlikte kullanıldığı terimin anl***** aşırılık kazandıran bir müzik terimi.:ASSAİ

Birmanya (Myanmar) para birimi. : KIYAT

Birmanya’da sıradağlar. :ARAKAN

Birmanya’nın plakası. :BA

Bisiklet ve motosiklette dümenin elle tutulan kısımlarına geçirilen ve yumuşak,sentetik maddeden yapılan kaplama.:ELCİK

Bistüri. : NEŞTER

Bit yavrusu. : YAVŞAK

Bit,tahta kurusu gibi böceklerin yumurtası. İRKE

Bit. : KEHLE

Bitki hastalıklarını inceleyen bilim dalı.:FİTOPATOLOJİ

Bitki kökleri,şeker,misk,d övülmüş ceviz veya fındık içi ile yapılan bir tür şekerleme. EVAİMİSK

Bitki. : VİTAL

Bitkilerden elde edilen ilaçlarla hastalıkların tedavisi.: FİTOTERAPİ

Bitkilere,özellikle ekinlere zarar veren bir böcek.:BAMBUL

Bitkilerin,hayvanlar ın doku ve sıvılarında bulunan,birleşimi karbon,oksijen,azot, hidrojen ve kükürt olan,suda eriyen,beyaza yakın renkte,yapışkan madde.:ALBÜMİN

Bitkinin doğal olarak yetiştiği yer,yurt.:HABİTAT

Bitkisel tellerden yapılmış kaba örgülü büyük çuval. : TELİS

Bitkisiz. : AFİTAL

Bizans kiliselerinde kadınlara ayrılan bölüm. : YİNEKE

Boagillerden,Afrika ve Asya’da yaşayan,zehirsiz,çok güçlü büyük yılan. İTON

Boagillerden,tropika l Amerika’da yaşayan,avını sararak ve sıkarak öldüren yılan.:ANAKONDA

Bodrum yakınlarında turistik bir belde.:TÜRKBÜKÜ

Boğa güreşçisi. : TORERO

Boğa güreşi.:KORİDA

Boğa,tosun.:KELE

Boğanotunun güz çiğdemi de denilen bir türü. : İTBOĞAN

Boğaya tutulan kırmızı şal (Matadorların boğayı yormak ve hırslandırmak için kullandıkları kırmızı renkli kumaş parçası). : MULETA

Boğaz mukozasının şişmesi,yutak iltihabı.: ANJİN

Bol,verimli,gür.:FEY YAZ

Bolivya’nın başkenti. : LAPAZ

Bolkar dağları ile Ala dağlar kütlesini birbirinden ayıran tektonik çukur. : ECEMİŞ

Bolluk,genişlik.:FER AHİ

Bolu ilinde bir kaplıca. AROT

Bolu yakınlarındaki kayak merkezi. : KARTALKAYA

Bolu’nun Göynük ilçesinde,doğal güzelliğiyle tanınmış bir göl. ÜNNET GÖLÜ

Bombalardan korunmak için yerin altına kazılmış siper.:KAZAMAT

Borazan kuşu. : AGAMİ

Borç alınan bir paranın belirli zamanlarda ödeneceğini gösteren senetler.:ESHAM

Borç alma. : İSTİKRAZ

Borç veren,alacaklı : DAİN

Borç veren. AYİN

Borç verme anlamında eski bir sözcük. : İDANE

Borç verme. : İKRAZ

Borçlar. ÜYUN

Borda kaplamalarını yerleştirmek için ahşap gemilerin omurgalarına açılan yuva. : AŞOZ

Borneo dağlarında yaşayan sülün. : RALİC

Borsada kesin vadeli değerlerin kuru ile primli değerlerin kuru arasındaki fark. : EKAR

Boru sesi. : Tİ

Boruları döndürmeden eklemeyi sağlayan bağlantı parçası. : RAKOR

Borusunun içinde,ağız deliğinin altında bir tapa (blok veya dil ) bulunan ve ucundan üflenerek çalınan kavallara verilen ad. : DİLLİDÜDÜK

Bostanda yapılan bekçi kulübesi. : GÜMELE

Boş alan korkusu.: KENOFOBİ

Boş,anlamsız söz.:FASARYA

Boş,çürük,yanlış. : BATIL

Boş,yararsız : . MALAYANİ

Boş. : TEHİ

Boş.,yararsız,.saçma . : ABES

Boşanma. : TALAK

Boşanmış kadın. : TALİKA

Boşluk. : KAVİTE

Boşluk.:VAKUM

Boşta gezen.:HAYTA

Boşuna.:BEYHUDE

Botanikte köksap.: RİZOM

Botanikte populus olarak tanımlanan söğütgillerden uzun orman ağacı.: KAVAK

Botanikte,kabuğu çatlamamış meyve kabuğuna verilen ad.: AKEN

Bovling oyununda devrilmeye çalışılan,üzeri plastik kaplı tahta kuka. : PİN

Boy,endam. : KAMET

Boy,klan. : ANAR

Boyacılık ve sepicilikte kullanılan tanence zengin bitkisel özüt. : KAŞA

Boyacılıkta kullanılan,nikel ve demire benzeyen,gümüşi renkte bir element.:KOBALT

Boyalı ve yapışkan suyun üzerine kapamak yoluyla kağıda yapılan bir çeşit dalgalı ve kareli süs.:EBRU

Boyanmamış seramik rengi. : ZEM

Boylam uzunluk. : TUL

Boynuz.:KARN

Boynuzdan yapılan bir çeşit boru. : NEFİR

Boyu yüz metreyi aşabilen bir ağaç.: OKALİPTÜS

Boyu 40-60 cm,vücudu silindir biçiminde,gaga gibi ince uzun sivri ağızlı geçici bir balık.:ZARGANA

Boyunduruk. : NİR

Boyut.:BUUT

Boyutları farklı iki gövdeden oluşan tekne tipi.: PRAO

Bozukluk ,yanlışlık. : SAKAMET

Bozukluk,yanlışlık,e ksiklik. AKAMET

Bozularak kokuşmuş.:CILK

Bozulmak,ekşiyip çürümek.: EPRİMEK

Böbrek üstü bezlerinin etkili bir maddesi. :ADRENALİN

Böbürlenme. : TAFRA

Böcek.:HAŞERE

Böcekbilim.:ENTOMOLO Jİ

Böceklerde baş ile karın arasında kalan beden bölümü. : TARAKS

Böcekleri inceleyen bilim dalı.: ENTOMOLOJİ

Böceklerin kurtçuk durumundan yetişkin duruma geçerken arada aldıkları özel biçim. :NEMF

Böceklerin kurtçuk durumundan yetişkin duruma geçerken arada aldıkları özel biçim.:NEMF

Böğürtlen,diken dutu,it üzümü. : BÜK

Böğürtlen.:BÜK

Bölüştüren, ayıran, ikilem. : MUKASSİM

Bram Stoker’ın sinemaya da uyarlanmış ünlü korku romanı. RAKULA

Brezilya müziği.(1950’lerin sonlarında ortaya çıkarak halk arasında yaygınlaştı).:BOSSAN OVA

Brezilya’da bir kent. : NATAL

Brezilya’da büyük kentlerin çevresini saran gecekondulara verilen ad. : FAVELA

Brezilya’nın para birimi. : REAL

Brezilya’nın plaka işareti. : BR

Briçte iki manştan oluşan bölüm.:ROBER

Briçte karşı tarafa ancak bir el vererek çıkarılan oyun. : ŞLEM

Briçte kazanılan her ele verilen ad.: LÖVE

Briçte oyunculardan birinin elinde bir renkten hiç kağıt bulunmaması. : ŞİKAN

Briçte,bir eli üstün bir kağıtla almayıp daha aşağı bir kağıtla almaya verilen ad.:EMPAS

Bronz. : TUNÇ

Bu günkü belediyenin Türkiye’de ilk kurulan biçimi. : ŞEHREMANETİ

Bu günkü Hollanda,Belçika ve Kuzeydoğu Fransa’ya eskiden verilen ad.: FELEMENK

Buddha’nın Çin’deki adı.: FO

Budistlerin en büyük tanrısı. TARA

Budizm de ruhun ulaştığı en yüksek mertebeye verilen ad. : NİRVANA

Budun ön kısmından elde edilen ve kızartmaya elverişli olan dana eti. : NUAR

Buğday tanesinin olgunlaşmış içi.,bir şeyin özü. : EVİN

Buğday,toprak gibi şeylerin elendiği iri gözlü kalbur.:GÖZER

Buhar. : İSTİM

Buharlı hamam. : SAUNA

Bukalemun. : KAYAKELERİ

Bulanık,net olmayan. : FLU

Bulaşıcı hastalıklar bulunan bir ülkeden gelmiş insanların karantinaya alındıkları binaya verilen ad. : LAZARETTO

Bulaşıcı,geçici. ARİ

Bulgar parası. : LEVA

Bulgaristan’ın plakası. : BG

Bulgur,biber,soğan,d omates gibi şeylerle yapılan ve asma yaprağına sarılıp çiğ olarak yenen bir yemek. : BAT

Bulmaca anlamında kullanılan bir sözcük.: ENİGMA

Bulmaca bilim. : ENİGMATOLOJİ

Bulut. : SEHAB

Bunama. : ATEH

Bunamış.: MATUH

Bundan böyle. : BADEMA

Bundan dolayı. : BİNAENALEYH

Bunun gibi,böyle. : HAKEZA : KEZALİK

Burçlar kuşağının dördüncü işareti (Yengeç).:CANCER

Burdur’da bir baraj. NAÇ

Burgaç,çevri,eğrim. : ANAFOR

Bursa – Mustafakemalpaşa’da bir kaplıca. : DÜMBÜLDEK

Bursa ili Mustafakemalpaşa ilçesinin eski adı. : KİRMASTİ

Bursa’nın Gemlik ilçesinin antik dönemdeki adı.:KİOS

Bursa’nın Mudanya ilçesine bağlı,tamamıyla sit alanı olan Zeytinbağı bucağının eski adı.:TİRİLYE

Burun boşluğu ile orta kulağı birleştiren boru biçimindeki yola verilen ad.:ÖSTAKİ

Burun iltihabı. : RİNİT

Burun kanaması. : EPİSTAKSİS

Burun ve burun boşluğu hastalıklarıyla uğraşan patoloji dalı.: RİNOLOJİ

Burun. : ENF

Burunotu.: ENFİYE

Buzul.:CUMUDİYE

Bükerek germek için iki kat edilmiş bir ipin ucuna geçirilen tahta parçası. : TOYAKA

Bükme ve fırlatma tekniklerini kullanması ve saldırganın gücünü ve hamlelerini ona karşı kullanmayı amaçlaması bakımından Jiujitsu ve Judo dövüş tekniklerine benzeyen kendini savunma sistemi.:AİKİDO

Bütün beslenme işlevlerinin bozulmasıyla oluşan ileri derecede zayıflık. : KAŞEKSİ

Bütün beslenme işlevlerinin bozulmasıyla oluşan ileri derecede zayıflık.:KAŞEKSİ

Bütün denizlerde yetişen,emici köklerle kayalara tutunan,uzun şeritler durumunda bir deniz yosunu.: LAMİNARYA

Bütün dünyaya yayılmış küçük yaprak böceği. : LUPERUS

Bütün Hıristiyan kiliselerinin birleştirilmesini amaçlayan hareket.:EKÜMENİZM

Bütün vücudu yıkamak.:ÇİMMEK

Bütünleşme,birleşme. : ENTEGRASYON

Bütünleşme,birleşme. :ENTEGRASYON

Bütünsel. : TOTAL

Büyücü.:CADI

Büyük araç korunağı,sundurma. : HANGAR

Büyük bakraç.Su kovası. : SİTİL

Büyük balıkçı kayığı. : ALAMANA

Büyük balıkların göğsüne yapışık olarak yaşayan küçük balıklara verilen ad.:RAMORA

Büyük bir maymun türü.:LANGUR

Büyük bira bardağı.:ŞOP

Büyük boynuzları olan bir yaban koyunu : ARGALI

Büyük bölümü hazır olarak buzdolaplarında saklanan,sonradan birleştirilip çabucak hazırlanabilen basit ve standart yiyecek servisinde uzmanlaşmış lokanta. NACK

Büyük bölümü saf metandan oluşan,kolayca tutuşabilen bir gaz.:GRİZU

Büyük çağlayan.:ÇAVLAN

Büyük çarpmaları,bölmeleri ,kök ve kuvvet alışlarını yapabilmek için bulunan bir yol.:LOGARİTMA

Büyük çivi. : ENSER: MIH

Büyük çoğunluğu Moldova’da,az bir bölümü Deliorman,Dobruca,Be sarabya ve Ukrayna’da oturan Ortodoks Türk halkı.:GAGAVUZ

Büyük delikli kalbur. : SARAT

Büyük devletler. (İngiltere,Fransa,Al manya ve Rusya). : DÜVELİ MUAZZAMA

Büyük erkek kardeş,ağabey. : EDE

Büyük hasır çanta.Hasırdan örülmüş saplı torba. : ZEMBİL

Büyük havan. : DİBEK

Büyük havuz.:BİRKE

Büyük Hindistan cevizi. : NARCIL

Büyük ırmak. : ŞAT

Büyük iplik çilesi.: KELEP

Büyük kötülük. : MELANET

Büyük küpeleriyle tanınan ve dinsel inançlarında Hindu,Şiva,Tandra Budhacılığı ve Hathayoga’ya özgü ögeleri birleştiren Şivacı çileciler tarikatı.: KANPHATAYOGİ

Büyük mağaza.:BONMARŞE

Büyük Menderes deltasında,zengin bir kuş yapısına sahip olan göl.:KARİNE

Büyük meşin heybe. : HURÇ

Büyük ocaklardan ateşi dışarı çekmek için kullanılan uzun saplı demir araç. : GELBERİ

Büyük ocaklardan ateşi dışarı çekmek için kullanılan uzun saplı demir araç.:GELBERİ

Büyük Okyanus da yer alan,dünyanın en derin çukuru. : MARİANA

Büyük piliç. : YARKA:BULADA

Büyük pulluk.Kotan. : KUTAN

Büyük Rus kentlerinin yakınındaki tatil evlerine verilen ad.: DAÇA

Büyük saban.,pulluk anlamında yerel sözcük. : KOTAN

Büyük sandal. : BARKA: ŞALUPA

Büyük sıçan.: KEME

Büyük su kabı.:BİDON

Büyük tencere. : KAÇARULA:HARANA

Büyük ve derin karavana,kazan. : KERES

Büyük ve görkemli ev. : KONAK

Büyük ve ulu.:CELİL

Büyük yelkenli gemi.:CÖNK

Büyük yılan.: EJDER

Büyük yün çilesi. : KELEP

Büyük zoka. : SİNARA

Büyük,kocaman.:CESİM

Büyük,yetişkin,yaşlı . : EKE

Büyük,yumurtamsı,kır mızımsı mavi renkli bir erik türü.:AYNABAKAR

Büyükbaş yada küçükbaş hayvanların bağırsakları temizlenip içine ciğer,soğan,pirinç ve baharattan oluşan iç doldurularak yapılan dolma. : BUMBAR DOLMASI

Büyükelçi.: SEFİR

Büyüklük,irilik.:CES AMET

Büyüklük,yücelik. : İZZET

Büyükşehir,anakent.: METROPOL

Büyültme. : AGRANDİSMAN

Büyüme hormonunun aşırı salgılanmasına bağlı olarak ellerde,ayaklarda ve başta aşırı büyüme gibi değişikliklerle belirgin hastalık.:AKROMEGALİ

Büyümemiş karpuz. : KALAK: ŞALAK

Büyüteç. : LUP

Büyütme,abartma. : İZAM

20

C

Caddelerde kutlama için kurulan süsler. :TAK

Cahiliye devri Arap şairi.:NABİGA

Cahiller.:CÜHELA

Cam bilye. : CİCOZ

Cam,sedef,taş v.v den yapılmış renkli süs tanesi.:BONCUK

Cami hademesi.:AYYUM

Camide namaza kalkmak için okunan ezan.: KAMET

Camide verilen ders. ERSİAM

Camilerde iç avluda yer alan,havuz biçiminde bir haznenin çevresinde bulunan musluklardan oluşan,üstü kapalı yada açık çeşme. : ŞADIRVAN

Camilerde parmaklıklarla çevrilmiş yer.:MAKSURE

Camlı taraça.:VERANDA

Can Yücel’in,Deniz Gezmiş’i anlattığı ünlü şiiri.:MARENOSTRUM

Can. : ANİMA

Canlandırıcı. : ANİMATÖR

Canlı bir organizmanın oluşturduğu ona özel bir renk veren kimyasal madde. İGMENT

Canlı bir varlığın içinde bulunduğu doğal veya maddi koşulların tümü. RTAM

Canlı olmayan cisim.:CİRİM

Canlı,hareketli.:CEV VAL

Canlı,parlak ve koyu pembe renk. : FUŞYA

Canlılarda ve makinelerde kontrol,iletişim ve işleyişi inceleyen bilim. İBERNETİK

Canlıları benzerlik ve farklılıklarına göre sınıflandıran bilim.:TAKSONOMİ

Canlıların aralarındaki bağlantıları ve ortamlarıyla olan ilişkilerini inceleyen biyoloji dalı.:EKOLOJİ

Canlıların bölümlenmesinde dalların bir araya gelmesiyle oluşan birlik. : FİLUM

Canlıların hücre,doku ve organlarının görevlerini ve bu görevlerin nasıl yerine geldiklerini inceleyen bilim dalı. : FİZYOLOJİ

Cansız olan.: İNORGANİK

Cansız şeyler.:ECRAM

Cansız varlıklar.:CEMADAT

Cansız. : CAMİT

Casus.Ajan. : ÇAŞIT

Cava ve Bali gibi,Endonezya adalarından biri.(Eski adı Selebes). : SULAWESİ

Cava yerlilerinin silahlarına sürdükleri çok güçlü bitkisel zehir. : UPAS

Cazibe. :ALBENİ

Cebirde bir denklemin katsayılarına giren değişken nicelik. ARAMETRE

Cehennem bekçisi.:ZEBANİ

Cehennem.: TAMU

Celbeden,çeken.:CALİ P

Cem Sultan’a Avrupalılarca verilen ad.:ZİZİM

Cemal Süreya’nın şiir kitabı.: SICAK NAL

Cenaze namazı kılmak için veya bayram ve Cuma namazına cemaati çağırmak için minarelerde okunan dua,çağrı ezanı. ALA.: SELA

Cendere. : PRES

Cendere. IKMAÇ

Cengiz Han’ın annesinin adı. : ULUNEKE

Cennet ile cehennem arası. : ARAF

Cennet.:BEHİŞT

Cennetkuşu da denilen ve gösterişli çiçekleri olan bir süs bitkisi. TARLİÇE


Cennetlik. : NACİ

Cennette bulunduğuna inanılan kutsal su. : KEVSER

Cennetteki iki melekten biri. : RIDVAN

Cephe.:CENAH

Cepken altına giyilen kolsuz bir çeşit giysi.: GAZEKİ

Cerrahi aletler bilgisi. : ASİDOLOJİ

Cerrahide,marangozlu kta kullanılan bir maddeyi kazımaya yarayan bıçak biçiminde araca verilen ad. : İSPATULA

Cesareti ve gücü ile tanınan dayanıklı bir köpek cinsi. : TERİYE

Cesur,korkusuz. ERBAZ

Cevat Şakir Kabaağaçlı. : HALİKARNAS BALIKÇISI

Cevher.: TÖZ

Ceviz veya badem içi.:ÇİĞE

Ceviz. : KOZ

Cevizin yeşil kabuğu veya yaprağı. : TETİR

Ceylan derisi.: RAK

Ceylan. :AHU : GAZAL

Cezaevinden serbest bırakılan suçlunun toplum yaşantısına yeniden uyabilmesini sağlamak amacıyla yapılan yardım çalışması. ATRONAJ

Cezalandırma.:TECZİY E

Cezayir kurtuluş savaşında,Fransa saflarında yer alan Cezayirlilere verilen ad.:HARKİLER

Cezayir sahrasında vahalar dizisi. : RİR

Cezayir’de doğan ve Arap müziğiyle Batı müziğinin karışımı olan müzik türü. : RAİ

Cılız,zayıf. : İNEZE

Cıvataların altına yerleştirilen ortası delik yuvarlak metal parça. : RONDELA

Ciddi bir eseri veya olayı alaya alarak güldürme amacı güden komedi türü.Gülüt. : PARODİ

Ciddi işlerle uğraşmayan,havai.:YE LEKE

Cila yapmakta kullanılan bir çeşit reçine. : KOPAL

Cila. ERDAH

Ciltcilikte kitap yapraklarını düzgün tutmaya yarayan ince örülmüş şerit.Pehlivan kispetinin paçası. : ŞİRAZE

Ciltte çeşitli sebeplerle oluşan kaşıntılı döküntüler,kurdeşen. : ÜRTİKER

Cilveli. : FETTAN

Cimri. : NEKES

Cinayet. : KIYA

Cinnet,delirme,çıldı rma.:CÜNUN

Cinsel dürtünün enerjisi. Cinsel içgüdünün belirtilerini taşıyan yaşama gücünün bütünü. : LİBİDO

Cinsel uyarılmada ve doyumda,alışılmışın dışında davranışlara ve özel nesnelere zorunluluk duyma. : PARAFİLİ

Cinsellik korkusu.: EROTOFOBİ

Cokeylerin giydiği bir tür başlık.: TOK

Cömert,dost. : AHİ: AKA

Cömert,eli açık.:CEVAT

Cumba. AHNİŞİN

Cümle bilgisi.:NAHİV.: SENTAKS

Cüruf.: DIŞIK

Cüzam hastalığına tutulmuş olan kimse.:MİSKİN

Cüzam. : LEPRA

Cüzamlı. : ALATEN

Cüzi,kısmi. :TİKEL

Ç

Çabalama.:CEHT

Çabuk kurumasını sağlamak için boyaya az miktarda katılan madde. : SİKATİF

Çabuk yol alan,hızlı giden.:YÜRÜK

Çabukluk,hız,sürat : İVİNTİ

Çadır kümeleri. : ASARİM

Çağlar,devirler. : EDVAR

Çağrı kağıdı. : OKUNTU

Çakala benzer vahşi bir hayvan.:KARAKULAK

Çakıllı ve bozuk yol. : NALDÖKEN

Çalgı ağızlığı ile pistonu olan,boyundan geçirilerek tutulan,çember biçimli,üflemeli bakır çalgı.:HELİKON

Çalgıcıların kullandığı bahşiş.:ALATURA

Çalgıç,mızrap.:TEZEN E

Çalgılı meyhane. : TAVERNA

Çalı bahçe duvarı. : ÇİT

Çalışan,çaba gösteren.:CAHİT

Çalışan,***ret eden. : SAİ

Çalışkan.:HAMARAT

Çalışma. : SAY

Çalma,hırsızlık.: SİRKAT

Çam ağacından yapılmış su testisi. : SENEK

Çam ağacının çiğnenip emilen iç bölümü ve bunu almak için ağacın gövdesine açılan yara,soymuk. : YALAMUK

Çam ağacının reçineli kabuğu. : ZAVİL

Çam sakızı. : REÇİNE : AKMA

Çam,ardıç,ladin ağaçlarının iğne gibi ince yaprakları. : PÜR

Çam,ardıç,sedir gibi ağaçların yaprağı.: İBRE

Çamaşır leğeni.:TEŞT

Çamaşır yıkamada kullanılan yassı tokmak. : TOKAÇ

Çamaşır yıkarken kullanılan tahtadan yassı tokmak.:TOKAÇ

Çamaşırcı ayı’ denilen,kürkü kıymetli bir hayvan. : RAKUN

Çamaşırın az kirli ve köpüklü son suyu. : EPRİK

Çamgillerden,yüksek bölgelerde yetişen,kozalaklı bir orman ağacı. : KÖKNAR

Çamur tedavisi. : PALEOTERAPİ

Çamur,cıvık.:LAY

Çamurcun,eğri koca gibi adlar da verilen ve yurdumuzun sulak alanlarında yaşayan küçük ördek cinsi.:ÇAKIRKANAT

Çan,çıngırak. : DERA

Çanakkale Boğazı’nın Nara Burnu mevkiinde,1954 yılında,Dumlupınar denizaltımıza çarparak batıran İsveç tankeri.: NABOLAND

Çanakkale Boğazında Dumlupınar deniz altısına çarparak, dört Nisan 1953’de batmasına neden olan İsveç yük gemisi. : NABOLAND

Çanakkale ilinde ünlü bir antik kent.:ASSOS

Çanakkale’nin Ezine ilçesinde bir kaplıca.:KESTANBOLU

Çanta ve ayakkabı yapımında kullanılan sepilenmiş dana derisi. : VİDALA

Çanta,eldiven yapımında kullanılan yumuşak deri.:NAPA

Çapkın.:HOVARDA

Çarlık Rusya’sında gizli ve siyasi polis birliği. HRANA

Çarmıha giden İsa’ya kötü davrandığı için sonsuza dek yürümeye mahkum edilen efsanevi kişi.:AHASVERUS

Çarpan balığı. : TRAKUNYA

Çarpık,eğri ağız. : YILIK

Çarşıya,pazara getirilen şeylerden alınan tartı vergisi.:KANTARİYE

Çavuşkuşu,hüthüt.:İB İBİK

Çay ağzında yapılmış olan balıkçı büğeti. : KARMIK

Çeçenlerin kendi ülkelerine verdikleri ad.:İÇKERİYA

Çekici.:CALİP

Çekilerek balık avlamaya yarayan,genellikle daire şeklinde el ağı. : TRATA

Çekim ve baskı işlemlerini çok çabuk ve otomatik olarak yapan fotoğraf makinesi. OLAROİT

Çekinik. : RESESİF

Çekinme,sakınma.:İBA

Çekinmeden.:BİPERVA

Çekişme.:CİDAL

Çelik. : PULAT

Çelikkalem takımyıldızının Latince adı.:CAELUM

Çelimsiz ve biçimsiz kimse.:CİMBAKUKA

Çelişki. : TENAKUZ

Çember biçiminde,tellerden yapılma,torbaya benzer,büyük gözlü ağ.:APOŞİ

Çember ve demir tellerle bağlanmış ticaret eşyası.:BALYA

Çemberin çevresinin çapına oranını gösteren sayı.: Pİ

Çemen otu.: POY

Çene yarıştırma. : TALK-SHOW

Çeper,zar.:CİDAR

Çerez olarak yenen tahıl kavurgası.:FİRİK

Çerkezlerin ulusal destanı. : NART

Çeşitleme.:VARYASYON

Çeşitler.:ENVA

Çeşitli boğanotu türlerinden elde edilen bir alkaloit. : ATİZİN

Çeşitli dans ve oyunlardan oluşmuş sahne gösterisi. : REVÜ

Çeşitli gösterilerin yapıldığı eğlence yeri.: KABARE

Çeşitli malzemelerin sanatsal amaçla bir araya getirildiği ürün. : KOLAJ

Çeşitli tropikal bölgelerde genellikle kuru,sağanaklardan sonra geçici akarsuya dönüşen sel yatağı.:ARROYO

Çeşitli yükleri yukarı çekmek için halattan yapılmış sapan. : İZBİRO

Çeşitli yüzeyleri istenilen konuma getirmek için kullanılan ölçü aleti. UTERAZİSİ

Çeşme zıvanası. : MASURA

Çeşme,musluk vs. çevreye sıçramasını veya akıp gitmesini önlemek için konulan delikli taş tekne.:YALAK

Çete.:GANG

Çevre.:ETRAF

Çevrili girinti. : ALKOV

Çıkılması güç kayalık yer.:LAÇİN

Çıkrık veya dişli yardımıyla ağır yükleri kaldırmaya veya çekmeye yarayan bir alet.:BOCURGAT

Çıkrıkçı çarkı.: TARTURA

Çılgın,divane. : ŞEYDA

Çınar,meşe,palamut gibi ağaçların meyvesi. ELİT

Çıplak toprak./Kel. : DAZ

Çıplak,tüysüz. : CAVLAK

Çırak.: ŞAKİRT

Çiçeğin dıştan ikinci halkasında bulunan yaprakların hepsi.: TAÇ

Çiçek bozuğu yüz.:ÇAPAR

Çiçek demeti. : BUKET

Çiçek tozu. : POLEN : TAL

Çiçek. : ŞÜKUFE

Çiçekleri hekimlikte kullanılan ve kökleri kavrularak yenilen bir bitki,sığırdili.:HOD AN

Çiçekleri katmerli ve mor renkte bir tatula türü.:NAVÇAĞAN

Çiçekleri sinek örümcek gibi kimi böcekleri andıran otsu bir bitki. FRİS

Çift sürerken öküzleri yürütmek için kullanılan, ucuna sivri demir çakılmış uzun değnek. : ÜVENDİRE

Çift atlı binek arabası. : KAROÇA

Çiftleşme zamanı gelmiş kısrak yada dişi eşek. : GÜRE

Çiftlik uşağı.:AZAP

Çile durumundaki ipliği yumak yapmak veya masuraya sarmak için,üzerine geçirilen kafes dolap biçimindeki hafif ve bir eksen üzerinde dönen araç.: ELEMGE

Çimenlik,bahçe.:ÇEME NZAR

Çin ayısı. : PANDA

Çin düşüncesinde dişi ilke : YİNG

Çin felsefesinde doğru yolu yada cennetin yolunu belirten temel kavram. : TAO

Çin felsefesinde eril,gök,aydınlık,et kin ve delici olarak düşünülen ilke. : YANG

Çin gongu. : TAMTAM

Çin gülü. : KAMELYA

Çin Halk Cumhuriyeti’nde bir ırmak.:İRTİŞ

Çin kirazı denilen ve nemli topraklarda yetişen bir meyve.: LİÇİ

Çin müziğine özgü dört veya beş telli lavta. : PİPA

Çin ve Japonya’da oynanan bir strateji oyunu. Çin satrancı. :GO

Çin,Vietnam,Malezya’ da yetişen ve lifleri dokumacılıkta kullanılan değerli bir bitki.: RAMİ

Çin’de Buda’ya verilen ad. : FO


Çin’de yetişen ve meyvelerinden kurutucu bir yağ elde edilen ağaç. : TUNG

Çin’in eski para birimi.: TAEL

Çin’in para birimi. : YUAN

Çin’in plakası.: TJ

Çinakoptan büyükçe lüfer. : SARIKANAT

Çingene çadırı.:ÇERGİ

Çingene.:KIPTİ

Çinko banyosu. : GALVANİZ

Çinko,bakır ve nikelden yapılan,gümüşü andırır bir alaşım.Mayşor. : ALMAN GÜMÜŞÜ

Çinko.:TUTYA

Çinkonun başlıca cevherlerinden biri olan doğal çinko sülfür. : BLEND

Çinlilerin bir uzunluk ölçüsü. : Lİ

Çipura balığının,boyu 10 santimetreye kadar olan gençlerine verilen ad.:LİDAKİ

Çirişli bir çeşit parlak bez.: KETAL

Çirkin huy. : ENİR

Çirkin.:KAKNEM

Çiroz durumundan çıkarak yağlanmaya başlamış olan uskumru.:LİPARİ

Çit yapmakta kullanılan büyük kızak.: SÖVEN

Çit,perde. : ÖR

Çit.: ÇEPER

Çitlembik. : MELENGİÇ

Çivit renginde koyu mavi.:NİLGÜN

Çiy, kırağı. : JALE: ŞEBNEM

Çizgi. : HAT

Çizgileri olan kumaş.: REYE

Çizgilerin,yüzeyleri n,katı cisimlerin birbirine rastlayıp kesiştikleri yer.:ARAKESİT

Çizilerek veya oyularak açılan kertik. : ÇETELE

Çoban düdüğü denilen keskin kokulu bir bitki. : MEYHANECİ OTU

Çoban düdüğü. : TİKE

Çoban düdüğüne halk hekimliğinde verilen ad.:AZARON

Çoban köpeği.:KARABAŞ

Çoban türküsü. : KAYABAŞI : İGLOG

Çoban yamağı anlamında kullanılan yöresel bir sözcük. : ÇONA

Çoban yıldızı,Venüs.:ÇOLPA N

Çoban yıldızı. : KERVANKIRAN

Çoban.: RAİ

Çobanların çaldığı ıslık. :ASADOLU

Çobanların omuzlarına aldıkları dikişsiz,kolsuz,keçe den üstlük : KEPENEK

Çocuk hastalıkları ile ilgili bilim dalı. : PEDİATRİ

Çocuk oyunlarında kale olarak kullanılan çukur.:MELE

Çocuklarda,karın şişmesiyle beliren bir hastalık.:KIRBA

Çocukları korkutmak için kendisinden söz edilen bir yaratık,umacı,hayale t.:KARAKONCOLOS

Çoğu kıldan dokunmuş büyük çuval.: HARAR

Çoğulcu.: PLÜRALİST

Çoğunluğu Türk soyundan olan ve Polonya topraklarında oturan Musevi topluluğu.:KARAİMLER

Çoğunlukla akaryakıt gibi sıvı maddeleri taşımada kullanılan,silindir biçiminde,metalden büyük kap.: GALON

Çoğunlukla bir kütleyi çok daha küçük bir kütle yardımıyla tutmaya yarayan alet.:BASKÜL

Çoğunlukla döşemelik olarak kullanılan,keten veya ipek karışımı bir kumaş.: DAMASKO

Çoğunlukla hidrojen veya helyumla şişirilmiş güdümlü balon.:ZEPLİN

Çoğunlukla imaretlerde yoksullara verilen kepekli undan yapılmış pideye benzer bir tür ekmek.: FODLA

Çoğunlukla yemek pişirmekte kullanılan,içinde ızgarası bulunan,ayaklı ve taşınır ocak.:MALTIZ

Çoğunlukla yüzey sularından yoksun mağaralarla ve yer altı ırmaklarıyla örülü kıraç ve kayalık arazi. : KARST

Çok acıklı olay.: HAİLE

Çok anlamlı bir kelimeye her defasında başka bir anlam yükleyerek birbirine yakın birkaç yerde kullanma. : CİNAS

Çok az kaldı anlamında bir sözcük.:RAMAK

Çok beyaz.:APAK

Çok bilinen bir sözü veya atasözünü biraz değiştirip eklemeler yaparak güncel sorunları belirten cümle.:LAFORİZMA

Çok bükümlü ipliklerle dokunan ve kendine özgü dalgalı bir görünümü olan kumaş.:KREP

Çok eski bir geçmişi olan ve kimi Şinto törenlerinde yapılan dinsel Japon dansı. : KAGURA

Çok eski bir tarihi anlatır. : Fİ

Çok gizli.:EKTEM

Çok güzel,en güzel.:AHSEN

Çok hızlı gidebilen bir tür keşif gemisi. : SKAVUT

Çok hücreli canlılarda hücrenin belli evrelerden geçerek çoğalması.:KARYOKİNE Z

Çok iğneli olta takımı. : ÇAPARİ

Çok iğneli uzun balık oltası. : PARAKA

Çok ince bir yün cinsi. : KAŞMİR

Çok ince toz tanesi.: TOZAN

Çok ince ve çok seyrek muslin yada pamuklu bez. : ADATİS

Çok iri ve kaba şey.: LENDUHA

Çok kaynatılarak koyulaştırılmış şerbet.:ŞURUP

Çok kepekli un. : PASPAL

Çok kısa boylu,bücür.:BODUR

Çok öfkeli.Kötü ve korkunç cin. : İFRİT

Çok övünen. : FAHUR

Çok parlak.: BER

Çok pullu,gümüş renkte,beyaz etli bir balık.:KEFAL

Çok rüzgarlı yer.: TOZKOPARAN

Çok sesli müzikte bir beste.: FÜG

Çok süslü giyinen ve modaya düşkün kadın. : KOKET

Çok şey bilen,her şeyden anlayan.:HEZARFEN

Çok şiddetli ve çevrintili bir yel. : KASIRGA

Çok tanrıcılık. : PAGANİZM

Çok tanrılı dinden olan kimse. : PAGAN

Çok tehlikeli bir köpek balığı türü. : HARHARYAS

Çok üşümek.:BUYMAK

Çok verimli,bol,eksiksiz .: ONGUN

Çok yırtıcı bir deniz balığı.:MURANA

Çok yiyen,obur.:HIRA

Çok yorulmak. : TELESİMEK

Çok zaman tahıl,kepek ve keten tohumu karışımından oluşan at yemi. : MAŞ

Çokluk. : KESRET

Çorak toprak. : KEPİR

Çorba gibi yiyeceklere lezzet kazandırmak için un ve yağla yapılan sosa verilen ad. : MEYANE : MİYANE

Çorum bezi de denilen ve geleneksel el tezgahlarında dokunan bir tür bez.:KENEFİ

Çorum ilinde,Hitit Uygarlığını aydınlatan ünlü höyük.:ALACAHÖYÜK

Çorum’da,Hititler döneminde yapılmış açık hava tapınağı.: YAZILIKAYA

Çorum’un Mecitözü ilçesinde bir kaplıca.: BEKE

Çorumun Alaca ilçesinde ünlü bir höyük. : ESKİYAPAR

Çöl bölgelerinde bazı çukurların tabanını kaplayan tuzlu ve killi toprak.: TAKİR

Çöl bölgelerinde yaşayan bir sürüngen türü. : SKİNK

Çöl.:BEYABAN

Çölde fırtına sonucu tepecikler halinde yığılan kum kütlesi.:KAUR

Çölde işaret için konulan taşlar. : ARAM

Çöllerde veya deniz kıyılarında rüzgarların yığdığı kum tepesi.Kumul./Buzul : EKSİBE.

Çöllerde veya deniz kıyılarında rüzgarların yığdığı kum tepesi. : KUMUL

Çözgü ve atkının kumaş yüzeyi üzerinde kendiliğinden bir desen oluşturduğu her tür kumaşa verilen ad. : FASONE

Çözgü veya atkının kumaş yüzeyi üzerinde,kendiliğind en desen oluşturduğu her tür kumaş.:FASONE

Çözgü. :ARIŞ

Çözgüsü ipek veya sentetik elyaf,atkısı kalın pamuk veya yün olan kumaş. : BENGALİN

Çubuk veya kamıştan yapılmış bağ ve bahçe kulübesi.: HUĞ

Çuha kumaşının sarıldığı top.: PASTAV

Çukur yer.: ESİK

Çulluk. : BEKAS

Çürütülmüş tütünden yapılan ve buruna çekilen keyif verici toz. : ENFİYE

D

Dadı. : TAYA

Dağ geçidi.: AŞIT

Dağ keçisi. : ELİK: YAĞMURCA

Dağ kırlangıcı da denilen küçük bir kuş. : EBREHE

Dağ kırlangıcı denilen küçük bir kuş ,Keçisağan.:EBABİL : EBREHE

Dağ lalesi.Manisa lalesi: ANEMON

Dağ servi’si. : SEDİR : ARAR

Dağ sırtlarında davarların yatırıldığı düz,rüzgar almayan kuytu yer.: ARKAÇ

Dağ sırtlarında geçit veren çukur yer.Dağ üzerindeki yüksek geçit. : BELEN

Dağ tavuğu. : ÇİL

Dağ yürüyüşü. : TREKKİNG

Dağcılık. :ALPİNİZM

Dağılma, : İNFİSAH

Dağıtıcı.:MÜVEZZİ

Dağıtım.:TEVZİ

Dağlarda yetişen,rengi hafif yeşil bir çeşit yaban soğanı.:KÖMÜREN

Dağların oyuk,kuytu yerleri.: KEPEZ

Dağlık yer.:CEBELİSTAN

Daha çok ayakkabı yapılan bir çeşit sağlam ve parlak kumaş.:KARAMANDOLA

Daha çok hayvan postundan yapılan bir başlık türü.:BÖRK

Daha çok kadınların bluz üzerine giydikleri yelek. : JİLE

Daha çok Karadeniz yöresinde giyilen bir tür erkek ayakkabısı. : ÇAPULA

Daha çok Nil ırmağında kullanılan bir tür küçük gemi. : FELUKA

Daha çok radyo ile yayımlanmak için hazırlanmış,genellik le güldürü niteliğinde kısa oyun. KEÇ

Daha çok tahıl tarlalarında görülen mor çiçekli bir bitki,mavi kantaron. / Peygamber çiçeğine verilen ad : BELEMİR

Daha çok Türkmen oymakları arasında rastlanan bir tür kukla oyunu. : KARAÇOR

Daha iyi. : EVLA

Daha sonra.:BİLAHARE

Dahi. : ÖKE

Dal ve budak kırpıntısı.:ÇIRPI

Dalan.,çıkar topluluğu. : LOBİ

Dalga dalga renkli çizgiler.:MENEVİŞ

Dalga. : TALAZ

Dalgalı parıltılar verilmiş olan bir tür kumaş,hareli kumaş.: MUARE

Dalla örtülü, çalı çırpıdan yapılmış kulübe,çardak. : ALACIK

Dallardan örülmüş büyük sepet.:ÇİTEN

Dalları çok çatallı ve sapları odunsu bir bitki.:ÇALI

Dalsız budaksız ağaç. : KABAŞ

Dalyanın kapak yeri.: BASARNA

Damak zevki olan.Yemekten ve içkiden anlayan,bunların tadına varabilen kimse. : GURME

Damar sertliği. :ARTERYOSKLEROZ

Damarlı ve yarı saydam bir taş,balgam taşı. : ONİKS

Damıtmaya yarar araç,damıtıcı.:İMBİK

Damla. : KATRE

Danışma kurulu.: ŞURA

Danışma.:İSTİŞARE

Danimarka,İsveç ve Norveç’in küçük para birimi. : ÖRE

Danimarka’nın para birimi.:KRON

Dans adımı. : EŞAPE

Dans düzenleme sanatı. : KOREOGRAFİ

Dantel ve nakış ipliği yumağı. :KUKA

Dar geçit,boğaz. ERBENT

Dar tentene. : OYA

Dar ve ensiz tahta.: TİRİZ

Dar ve kapalı yerlerde duyulan kaygı veya korku,kapalı yer korkusu.: KLOSTROFOBİ

Dar,uzun ve hafif bir yarış kayığı,kik.:FUTA

Darıdan yapılan şarabın kımızla karıştırılmasıyla elde edilen eski Türk içkisine verilen ad.: TARASUN

Datça’daki eski çağ kenti. : KNİDOS

Dava. : ARANÇ

Davar ağılı.:KOM

Davet eden,çağıran. : DAİ

Davranışçılık.:BEHAV YORİZM

Dayanak,yardımcı. : MEDAR

Dedeler,atalar. : ECDAT

Dedikodu etme. : NEMİME

Dedikodu.Bir kişinin gıyabında ileri geri konuşmak. : GIYBET

Dedikoducu. : NEMMAL

Defterler. EFATİR

Değerini,önemini yitirmiş. : KADÜK

Değerli eşya,kumaş,mücevher v.s. alınıp satılan kapalı çarşı.:BEDESTEN

Değerli madenlerde yasanın istediği ağırlık,saflık ve değer derecesi ölçüsü. : MİYAR

Değerli olan,zebercet adını taşıyan silikat.: OLİVİN

Değerli olmayan maden veya taşlardan yapılmış takı,süs eşyası.:BİJUTERİ

Değerli taşlarla donanmış. : MURASSA

Değerli tespih taşı.(Deniz filinin dişinden yapılan). : NAKA

Değersiz,önemsiz.:NA ÇİZ

Değirmen suyunu başka yöne akıtmak için yapılan düzen.: SAVAK

Değirmen taşına buğdayı akıtan oluk.:ARD

Değirmen taşının ekseni. EPEK

Değirmen. : AS

Değiş tokuş da üste verilen şey. : ABRA

Değiş tokuş. : MÜBADELE

Değiş,mal değişi,trampa.:TROK

Değişik renkli çiçekleri ve rozet yaprakları olan, dere kenarlarında da yetişen bir süs bitkisi.: ÇUHA ÇİÇEĞİ

Değişik biçim.:VERSİYON

Değişik boyda , sert ağaçtan yapılmış tuşlardan oluşan bir Afrika çalgısı. : BALAFON

Değişik çağları birbirine karıştırma,bir olayın çağıyla ilgili yanılma. : ANAKRONİZM

Değişik çağları birbirine karıştırma,bir olayın çağıyla ilgili yanılma.:ANAKRONİZM

Değişik genetik kökenli çeşitli hücrelerden oluşan organizma.:KİMERA

Değişik renklerde üst üste iki katmandan oluşan ve üstteki katmanına bir desen yapılan değerli taş.:KAME

Değişik renkli üst üste iki katmandan oluşan ve üstteki katmanına kabartma bir desen yapılan değerli bir taş.. : KAME

Değişik renkte boya kullanılarak,kumaş üzerine desen ve zemin basma işlemiyle bu işleme uğratılan ipekli,yünlü vs kumaş. : EMPRİME

Değişik sayıda akortlu tahta yada metal çubukların gam sırasıyla dizilmesinden oluşan iki değnekle vurularak çalınan bir çalgı. : KSİLOFON

Değişik şekillerde kesilmiş,yağda veya fırında kızartılmış ekmek.:KRUTON

Değişik tonlarda boyama. : RÖFLE

Değişik türlerden,çoğunlukla yabanıl ağaç,ağaççık ve çalıların deneysel yetiştirilmesine ayrılmış park veya alan. : ARBORETUM

Değişim cetveli,grafik. İYAGRAM

Değiştirgeç. : RÖLE

Dekoratif bir dikiş türü. : REÇME

Dekoratif demir işçiliği. : FERFORJE

Delege . : MURAHHAS

Delgeç. : MATKAP

Delikanlı.Yakışıklı erkek:CİVAN

Delikli kepçe.:KEVGİR

Delikli örgü,gözenek.: AJUR

Delil,kanıt,ispat.:B URHAN

Delilik.:CİNNET.:CÜN UN

Deliorman,Dobruca, Besarabya ve Ukrayna’da oturan Hıristiyan Ortodoks Türklere verilen ad.:GAGAVUZ

Delme.: PERFORAJ

Delta : ÇATALAĞIZ

Demir atmış gemi. : RASİ

Demir kiriş. : PUTREL

Demir şiş. : SİH

Demir yada tahta üzerindeki boya,pas gibi şeyleri çıkarmakta kullanılan çelik araç.:RASPA

Demirci aracı. : ÖRS

Demircilikte delik büyütmekte kullanılan araç. : AÇKI

Demirin simgesi. : FE

Demiryollarında gündüz mekanik olarak bir kolla gece kırmızı ışıkla işaret veren alet. EMAFOR

Demiryollarında traverslerin altına,şoselerde düzeltilmiş toprak üzerine döşenen taş kırıkları.:BALAST

Demokrasi. : ELERKİ

Demre’de (Yeni adı Kale) yaşadığına ve Noel Baba olduğuna inanılan ve adı efsaneleşen Aziz. :AYANİKOLA

Den dolayı,..den ötürü anlamında eski bir sözcük.: BİNAEN

Denek taşı.: MİHENK

Denetleme,denetim.: TEFTİŞ

Denetleme. : MURAKABE

Deney üstü. : TRANSANDANTAL

Denge,ölçü. : MUVAZENE

Dengesini ustalıkla korurken top,bıçak,tabak gibi nesneleri havaya atıp tutarak gösteri yapan sanatçı.: JONGLÖR

Deniz anası. : MEDÜZ

Deniz ataşesi. : ATAŞENAVAL

Deniz avcılığında kullanılan ince daldan örülü sepet. : KİRTİL

Deniz ayısı da denilen ve soğuk güney denizlerinde yaşayan fok türü. : OTARİ

Deniz bilim. ŞİNOGRAFİ

Deniz derinliğini ölçme işi (Batimetre). : İSKANDİL

Deniz diplerinde inceleme yapmak için kullanılan araç.:BATİSKAF

Deniz içinde zincirlerin birbirine dolaşması. : ISPARMAÇA

Deniz kenarında salaş ve dam gibi barınılacak yer.:KAVALA

Deniz kırlangıcı.:BALIKÇIN

Deniz kızı.: SİRER

Deniz kuşlarının gübre olarak kullanılan pisliği. : GUANO

Deniz tarafından ırmak ağızlarında yada akarsuların kazdığı derin vadilerin aşağı kesimlerinde oluşan yüksek kenarlı kıyı biçimi. : RİA

Deniz taşıtlarını yönetmek.:ABRAMAK

Deniz taşıtlarının pervanesi. : USKUR

Deniz tedavisi.:TALASOTERA Pİ

Deniz teknelerinin iç yanları.: ALABANDA

Deniz veya denizcilikle ilgili.:BAHRİ

Deniz yolculuklarında geminin veya yükünün gördüğü zarar.. : AVARYA

Deniz,göl ve ırmaklarda balık yatağı olan yer.: BALIKLAVA

Deniz,göl ve ırmaklarda kıyılara yakın yerlerde ağ ve kazıklarla oluşturulan,balık avlama yeri. ALYAN

Deniz.:BAHİR

Denizaltında dinleme aygıtı. : SONAR

Denizcilik dilinde aşağıda,alt anlamında kullanılan söz.Gemiyi baştan yada kıçtan halatla karaya bağlama. : ABAŞO

Denizcilik dilinde yelken indirmeye verilen ad.:MAYNA

Denizcilikte çok durgun deniz ve hava.: BONAÇA

Denizcilikte iki halatı ek yeri kalınlaşmayacak biçimde birbirine ekleme işi.:MATİZ

Denizcilikte safra anlamında kullanılan sözcük.:BALAST

Denizcilikte ve havacılıkta kullanılan radyo seyir sistemi.: LORAN

Denizcilikte yedek halat. : PERMEÇE

Denizcilikte,çekilme kte veya indirilmekte olan bir halatı veya zinciri bir yere bağlamak için verilen komut.: ABOSA

Denizde ada.:CEZİRE

Denizde ağır cisimleri kaldırmaya,batık gemileri çıkarma veya askıya almaya yarayan,su kesimi az,vinçli tekne yada duba. : ALGARNA

Denizde batmış olan bir geminin,bir nesnenin yerini ve durumunu ses dalgalarıyla saptayan sistem. ONAR

Denizde yada kıyıda buz tabakasıyla örtülü olan kesim. : BANKİZ

Denizde yaşayan,Latince adı Noctulica Milliaris olan,dokunulduğunda ateş böceği gibi ışık saçan plankton.(Milyonlarc ası bir araya gelince geceleri bir balık veya bir kayık çarptığında ışık saçarlar).:YAKAMOZ

Denizde yol göstermeye,bir tehlikeyi veya geçiş yolunu haber vermeye yarayan yüzer cisim.:ŞAMANDIRA

Denizde yosunlu sazlı yer.:ÇEPEZ

Denize uzanan dar ve alçak kara parçası. İL

Denizin çekilmesi.:CEZİR

Denizlerin çekilmesiyle oluşan bölge. : NERİTEL

Denizli yöresinde kına gecesinde gelin için okunan maniye verilen ad. : OKŞAMA

Denk,uygun. : MÜTEVAZİN

Deprem bilim.: SİSMOLOJİ

Deprem dalgası.: TSUNAMİ

Derbeder,başıboş yaşayış. : BOHEM

Derbeder. : HARABATİ

Derebeylik düzeninde bir vasala senyörce verilen toprak veya mal. : FİEF

Derebeylikte toprakla beraber satılan köle. : SERF

Deri dokusunun anormal büyüyüp yağlanmasıyla oluşan kabarcık.:ET BENİ

Deri hastalığı. : LİKEN

Deri tüberkülozu. : SIRACA

Deri üzerine uygulamaya özgü hamur kıvamında ilaç. : PAT

Deride,sinirler boyunca,özellikle gövde,bacak ve yüzde bir takım ağrılı fiskelerin dökülmesiyle beliren mikroplu bir hastalık : ZONA

Deriden yapılmış kalkan. : DARAKA

Deriden yapılmış torba. AĞAR

Derilerin içine batırıldığı tanenli bitki suyu. : TETERİ

Derin sular. : ABİSAL

Derin vadi. : KANYON

Derinin yağ bezi ve ter bezi salgılarının anormal artışı. : SEBORE

Derinleştirme. : TAMİK : İKAR

Derinliği aynı olan sığ su alanı. : FİLET

Derinliği az metal kap. : SAHAN

Derinliğine,iyice.En ine boyuna:. ARİZAMİK

Derinlik ölçme aracı. : SONDA

Derinlik., aptallık. : AMAKAT

Derisinden kürk yapılan bir kır sansarı. : FERSAN

Deriyi kullanılabilecek duruma getiren kişi,sepici,tabak. EBBAĞ

Deriyle kaplı bir çeşit eskimo kayığı. : UMİAK

Deriyle kaplı bir çeşit Eskimo kayığı.:UMİAK

Derli toplu,özenli,düzgün, temiz. : NETA

Ders verme.:TAKRİR

Dervişlerin bulunduğu yer. : DERGAH

Dervişlerin giydikleri tiftikten yapılmış ince külah.ARAKİYE

Desibel. : DB

Destan. : EPOPE : DASİTAN

Destansı. : EPİK

Deve semeri. : HAVUT

Deve yavrusu. : POTUK

Devegiller familyasından,sırtın da besin depo etmeye yarayan tek hörgücü bulunan bir memeli türü.: HECİN

Deveyi çöktürmek için çıkarılan ses.:IH

Devinbilimi. : DİNAMİK

Devirler,çağlar. EVRAN

Devlet hazinesi.:BEYTÜLMAL

Devlet hazinesi.:MİRİ

Devlet malı,beylik. : MİRİ

Devlet memurlarının maaşlarının derece ve tutarlarını düzenleyen sistem ve çizelge.:BAREM

Devlet yönetiminde akrabalara ve özellikle yeğenlere yapılan iltimas.:NEPOTİZM

Devletçe koruma altına alınmış tarihi yer veya bölge. İT

Devletçe para,senet ve tahvil çıkarma,piyasaya sürme.:EMİSYON

Devletçe verginin kesildiğini gösteren etiket.:BANDROL

Devletçilik. : ETATİZM

Devletin merkeziyetçiliğini savunan kimse. : JAKOBEN

Devletler hukukunda bir ulusun hangi devlete bağlanacağıyla ilgili oylama. LEBİSİT

Dış evlilik.:EGZOGAMİ

Dış mahalleler.:VAROŞ

Dıştan sağlanan her türlü maddeye karşı fiziksel ve ruhsal bir bağımlılık duyan kimse. : TOKSİMAN

Dibek. : SOKU

Difteri.: KUŞ PALAZI

Diğer bir olayın belirli bir büyüklüğüne karşılık bulan bir olayın yaklaşık büyüklüğünü bulma amacını güden işlem.: REGRESİON

Dijital Video Disk’in kısaltması. VD

Dik yerlerden inen buzullarda,derin yarılmalar nedeniyle buz parçalarının koparak aşağıya düşmesi. ERAK

Dik,sarp. : YALMAN

Dikdörtgen bir masada oynanan minyatür futbol oyunu.: LANGIRT

Diken. : NİŞ

Dikenli çalı. : KEVEN

Dikenli,sert pullu,kısa ve geniş,siyaha yakın esmer bir balık.:ÇOTİRA

Dikilitaş. : OBELİSK

Dikişte hata. : POT

Dikme.Dik. : AMUT

Dil bilgisi.:GRAMER

Dil tutukluğu. :ANARTRİ

Dilde tutukluk,kekemelik. : REKAKET

Dilek. : KAM

Dilekçe. : ARZUHAL

Dilenci.: GOYGOYCU

Dili tutuk olan,kekeme.:REKİK


Dilsiz,sessiz.:EBKEM

Din adına yapılan savaş.:GAZA

Din büyüklerinin yada tarihe geçmiş ünlü kimselerin yaşamları ve olağanüstü davranışlarıyla ilgili hikaye. : MENKIBE

Din dışı. : LADİNİ

Din işleriyle uğraşanların mesleği. : İLMİYE

Din kurallarını öğretmek için yazılmış kitap.:İLMİHAL

Din uğruna yapılan savaş.:CİHAT

Dindar Yahudilerin başlarını örttükleri takke.:KİPPA

Dingil. : AKS

Dini bakımdan İngiliz kilisesine bağlı kimse.:ANGLİKAN

Dini ezgi veya kaynağı dini olan orkestra parçası.: KORAL

Dini ezgi yada kaynağı dini ezgi olan orkestra parçası.::KORAL

Dini tören masası.: SUNAK

Dini,felsefi ve politik bir öğretim sistemini meydana getiren dogma ve kavramların bütünü,öğreti. OKTRİN

Dinlenme salonu. : ODİTORYUM

Dinler. : EDYAN

Dinsel yada yarı dinsel bir konu üzerine bestelenen büyük ölçekli müzik yapıtına verilen ad. : ORATORYO

Dinsel inanışlara göre kıyamete yakın bir zamanda çıkacağına inanılan yalancı.: DECCAL

Dinsel tören ve kuralları.,mason töreni. Ritüel. : RİT

Dip not. : HAŞİYE

Diploma.:BRÖVE

Dipten dallanan bir süs bitkisi. : MAZI

Direk.Yapıda kullanılan dört köşe yada yuvarlak,kalınca sırık. : MERTEK

Dirgen,yaba.:ANADUT

Diş çıkarma. : ISNAN

Diş diplerinde ve kaplarda oluşan kireç tabakası. : KEFEKİ

Diş kiri,diş pası. ESEK

Diş köklerini kaplayan sert madde.: SEMAN

Dişçilikte kullanılan,cıva ile bakır veya cıva,gümüş ve kalay bileşiği.:AMALGAM

Dişçilikte kullanılan,cıva ve bakır yada cıva,gümüş ve kalay bileşiği. : AMALGAM

Dişi at. : KISRAK

Dişi bizon ile boğanın çiftleşmesinden doğan melez hayvan. : KATOLO

Dişi deve. NAKA: MAYA: ARVANA

Dişi geyik. : MARAL

Divan edebiyatında içkiyi ve içkili toplantıları övmek için yazılan şiir türü. AKİNAME

Divan edebiyatında kaside veya gazelin ilk beyti.:MATLA

Divan edebiyatında sevgilinin kaşı,kirpiği,bakışı için kullanılan benzetme,: TİG

Divan edebiyatında şehzadelerin sünnet düğünleriyle hanım sultanların doğum ve evlenme törenlerini anlatan yapıtlara verilen ad. : SURNAME

Divan şiirinde her beytin son sözcüğünü,sonraki beytin ilk sözcüğü yapma biçiminde ortaya çıkan söz sanatı. : İADELİ

Divan şiirinde uyakta tesis adıyla anılan eliften önceki sessiz harfin harekesi. : RES

Divit.yazı hokkası. : AME

Diyalektik. :EYTİŞİM

Diyalog halinde yazılmış,genellikle eğlendirici sahne eseri : SKEÇ

Diyarbakır yöresine özgü sütle yapılan bir hamur tatlısı. : NURİYE

Diyarbakır’ın eski adı. : AMİD : AMED

Diyelim ki,tutalım ki. : BİLFARZ

Diyezli ve bemollü bir sesin eski duruma getirilmesini gösteren nota işareti.:BEKAR

Diz meniski travması. : MENİSKUS

Dizanteri. : KANLI BASUR

Dizginleri koyuverilmiş bir atın dört nala koşması.Süvari akını.:ILGAR

Dizi,sıra. : NAF

Dizicilerin harfleri içine yerleştirdikleri demir yuva. : KUMPAS

Dogma. : NAS : İNAK

Doğa seslerine benzer seslerle yapılan sözcük ses yansıması,yansıma. NOMATOPE

Doğacak çocuğu ana rahminden çekmeye yarayan aygıt.:LAVTA

Doğaçlama tiyatro. : TULUAT

Doğada ve toplumda nitelikle ilgili değişmelerin yavaş yavaş değil,birdenbire olması.:MUTASYON

Doğada,kemik dokusunda bulunan,içinde flüor veya klor olan doğal kalsiyum fosfat.:APATİT

Doğadaki canlıların birbiriyle ve çevreyle ilişkilerini inceleyen bilim dalı. : EKOLOJİ

Doğal hidratlı manganez ve kalsiyum silikat.: İNEZİT

Doğal olarak böğürleri kalçalara doğru daralan at için kullanılan sözcük : LAĞAR

Doğal set. : SEKİ

Doğalcılık.:NATÜRALİ ZM

Doğalgaz,elektrik gibi şeylerin kullanılan miktarını ölçen alet.: SAYAÇ

Doğalgazın ikinci önemli bileşeni olan hidrokarbon.:ETAN

Doğanın bilgisine büyüsel işlemlerle varılabileceği inancı. : ÖKÜLTİZM

Doğayı gerçekte olduğu gibi bütün ayrıntılarına bağlı kalarak değil,ondan edinilen izlenimin ölçüsüne göre anlatan;doğrudan doğruya gerçeği,nesneyi değil de,onun sanatçıda uyandırdığı duyumları veren sanat akımı.:EMPRESYONİZM

Doğramacılıkta kereste olarak kullanılan,sıkıştırı lmış talaş ve yongadan yapılan tahta. UNTA

Doğru yolu arama.:HİDAYET

Doğru,gerçek.:ÇIN

Doğruluğu ve gerçekliği tek yanlı olarak yalnızca hareketlerin sonuçları ve başarıları ile değerlendiren öğreti. RAGMATİZM

Doğu Karadeniz Bölgesinde tulum eşliğinde horon oynayarak yapılan geleneksel eğlence. : VARTAVAR

Doğu Afrika’da yaşayan bir antilop.:GERENUK

Doğu Afrika’da yaşayan göçebe bir halk.:MASAİLER

Doğu Anadolu ile Azerbaycan’da çalınan bir çalgı türü.: TAR

Doğu Anadolu’da bir göl.:ARİN

Doğu Anadolu’da kullanılan bir küçük zurna.:MEY

Doğu Anadolu’da kullanılan bir tür küçük zurna.: MEY

Doğu Anadolu’dan doğarak Hazar’a dökülen bir ırmak. : ARAS

Doğu Anadolu’ya özgü bir halk oyunu. :TAMZARA : MEYROKİ

Doğu Anadolu’ya özgü bir halk oyunu. EPE

Doğu Anadolu’ya özgü,halay türü bir halk oyunu. EPE

Doğu Asya’da bir ırmak. : YALU

Doğu Karadeniz kıyı bölgesinde yetişen bir koyun türü.:KARAYAKA

Doğu Karadeniz dağlarında,fundalıkl arda yetişen,2-3 m boyunda,kışın yaprak dökmeyen,çok iri ve mor çiçekler açan ve yaprakları halk hekimliğinde kullanılan bir ağaççık,orman gülü.:KOMAR

Doğu Karadeniz kıyı bölgesinde yetişen,uzun kuyruklu,beyaz renkli bir koyun ırkına verilen ad. : KARAYAKA

Doğu Karadeniz’de ünlü bir yayla. : VERÇENİK

Doğu Karadeniz’de özellikle Rize yöresinde dokunan çamaşırlık ince bez. : FERETİKO

Doğu Karadeniz’in dağlık kesimlerinde yaşayanların giydiği,bacağı çorap gibi saran bir tür çizme. : SABUK

Doğu kiliselerinde ermişlerin tahta pano üzerine yapılan resimlerine verilen ad.:İKONA

Doğu masal ve efsanelerinde kötü ve korkunç cin.:İFRİT

Doğu müziklerinde eserler arası çalınan parça. : ARANAĞME

Doğu Timor’un başkenti. : DİLİ

Doğu ülkelerinde yaşayan Yunan asıllılara verilen ad.: RUM

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da konar göçerlerin kıl çadırından oluşan yayla yerleşmesine verilen ad. : ZOMA

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya özgü,tavuk eti,sarımsak ve ekmekle yapılan bir çeşit pilav. ENGESER

Doğum meleği.:AYZIT

Doğum sancısı.:BURU

Doğumdan altı ay sonraya kadar olan erkek yada dişi at yada eşek yavrusu. : KULUN

Doğurması yakın olan hamile kadın. : AĞIRAYAK

Doğuştan kör. ARİR

Doğuştancılık. : NATİVİZM

Doktorların kulaklarına takarak insanların iç organlarını dinlemek için kullandıkları tıbbi alet. TETESKOP

Doku ölümü.:NEKROZ

Dokubilim. : HİSTOLOJİ

Dokuma tezgahı çerçevelerinin gücü tellerine takılan ve içinden çözgü ipliği geçen küçük halka.. : NİRE

Dokumacılıkta atkı ipliğini sıkıştırmak için kullanılan,demirden veya ağaçtan yapılmış dişli araç.: KİRKİT

Dokumacılıkta atkıların geçirildiği uzunlamasına ipler : ÇÖZGÜ

Dokumacılıkta kullanılan unlu yada çirişli sıvı.:HAŞIL

Dokumacılıkta mekikle enine atılan iplik. :ATKI

Dokuması kalın,sık ve yumuşak,bir tür pamuklu bez.: PAZEN

Dokunmuş kumaşlardaki tarak izlerini yok etmek için bu kumaşları bir bıçaktan geçirme işlemi.Sanayide kimi metalleri ve yüzeyleri parlatma. : POLİSAJ

Dokusunda altın ve gümüş renkte tellerin çoğunlukta olduğu kumaş.:LAME

Dokuz dereceden oluşan,depremlerin gücünü ölçme birimi.:RİCHTER

Dokuz milimetre çapında,İngiliz yapısı,hafif,kullanı şı kolay bir tür makineli tüfek. TEN

Dokuzuncu İsrail kralı. : YORAM

Dolama.Parmak çıbanı. : ETYARAN

Dolandırıcı.:AYYAR

Dolaşma,gezinti.:CEV ELAN

Dolmuş yapan büyük at arabası. : OMNİBÜS

Dolunay,mehtap. ,ayın on dördü : . BEDİZ : AYAS

Dolunayda huyu değişen. : AYSAR

Domalan’da denilen ve patatese benzeyen bir tür mantar.:KEME

Domates.: BANADURA

Domuz yavrusu. : MOZAK

Domuz.:BOCUK

Domuza benzer bir hayvan./ Yaban domuzu. : PEKARİ

Don Kişot’un atının adı : ROSİNANTE

Don,şalvar. : TUMAN

Donanım. : TEÇHİZAT

Donanma. : ARMADA

Dondurulmuş meyve suyundan yapılan bir tür pelte. : ELMASİYE

Dondurulmuş yada buzlu olarak hazırlanan içecek.:FRAPE

Dost,yakın arkadaş.:ENİS

Dostlar,arkadaşlar. : İHVAN

Dökme demir,font. : PİK

Dökülen tohumlarla ertesi yıl kendiliğinden çıkan tahıl. : ALAZA

Dökülen yaprak. : HAZAL

Dökümcülerin kullandığı ağaçtan yapılmış kalıp. : SAÇULA

Döl verme yetkinliğine eren,baliğ.:ERİN

Döl yolu. : VAGİNA

Dönbaba,turna gagası gibi adlar da verilen ve yapraklı dalları Ege Bölgesinde sebze olarak kullanılan otsu bir bitki.:İĞNELİK

Döneç. : ROTOR

Dönek,uğursuz. : ALABACAK

Dönemeç.:BÜK

Dönümün dörtte biri kadar olan alan ölçüsü.:EVLEK

Dönüşümcülük. : TRANSFORMİZM

Dört bölükten kurulan,bir binbaşının komutasında bulunan asker birliği.:TABUR

Dört Japon çiçek süsleme okulundan biri. : KO

Dört köşe yelkenlerin yan yakalarına,alt tarafa doğru bağlanan halat.: BORİNA

Dört tekerlekli,çift körüklü bir tür binek at arabası.:LANDO

Dört tekerlekli,hafif,bir tür gezinti arabası.:KALESKA

Dört tekerlekli,içinde dingillere paralel olarak düzenlenmiş karşılıklı iki oturma sırası bulunan üstü açılıp kapanabilen çift körüklü binek arabası. : LANDO: LANDON

Dört telli bağlama.:BULGARİ

Dört yaşına kadar olan dişi manda.:EVERE

Dört. : CIHAR

Dörtte bir,çeyrek anlamında eski sözcük. : RUBA

Döşeme gereci plastik madde. : MARLEY

Döşeme sıvası.: ŞAP

Dövülmüş et,bulgur ve soğanla yapılan ızgara köfte. : ORUK

Dövülmüş sarımsak,yumurta sarısı ve zeytinyağından oluşan soğuk sos.: AYOLİ

Dövüşemeyecek duruma gelen bir boksörün karşılaşmayı bırakması. : ABONDONE

Duacı. Aİ

Dul kadınlar. : ERAMİL

Duman rengi. : FÜME

Duman. UHAN

Dumanda kurutulmuş et,balık veya peynir.:FÜME

Dumanı toplayıp bacaya vermeye yarayan çıkıntı. AVLUMBAZ

Durağan yıldız. ABİTE

Durgun su. : RAKİT

Durum. : HALET

Duvar içindeki oyuk,raf,: NİŞ

Duvar lambası. : APLİK

Duvar örülürken büyük taşların arasına konan ufak taşlar. : HELİK

Duvar ve tavan süslemeleri yapan usta.:NAKKAŞ

Duvarcıların doğrultu bulmakta kullandıkları şakul ipi. : PERESE

Duvardaki taş yada tuğla sırası.:REDE

Duvarı berkitmek için taşların arasına yatay olarak yerleştirilen direk.: HATIL

Duvarları kaplayıp süslemek için kullanılan ve çiçek resimleriyle bezeli pişmiş balçık levha,fayans.:ÇİNİ

Duyarga,dokunma duyusu. : LAMİSE

Duygu kapanıklığı. : APATİ

Duygulu. : MÜTEHASSİS

Duygusal,hikayeli türkü./ Serbest biçimli,romantik,müz ik araçlarıyla çalınan yada şarkı olarak okunan yapıt. : BALLAD

Duygusuz,kayıtsız,uy uşuk. : APATİK

Düdenden daha geniş olan çukurlara verilen ad.:UVALA

Düğme ve süs eşyası yapımında kullanılan bir deniz kabuklusu. : ABALON

Düğün armağanı. : SAÇI

Düğünde oyundan sonra davulcunun topladığı para. : ŞABAŞ

Düğüne çağrılanlara düğün sahibince verilen hediye. : DÜRÜ

Dümen kolu. : YEKE

Dünya çapında.:CİHANŞÜMUL

Dünya ile ahret. AREYN

Dünya ve dünya ile ilgili her şey.:MASİVA

Dünyaca ünlü bir çevre örgütü.:GREENPEACE

Dünyanın Yedi harikasından biri sayılan Bodrum’daki anıtmezarıyla ünlü Kayra kralı. : MAUSOLOS

Dünyanın yedi harikasından biri olan Babil asma bahçelerini yaptıran efsanevi Asur kraliçesi. EMİRAMİS

Dünyanın bütün denizlerine yayılmış bir yumuşakça cinsi.:ERATO

Dünyanın büyük bir kısmını eline geçiren.:CİHANGİR

Dünyanın ilk nükleer denizaltısının adı.: NAUTİLUS

Dürbün.:IRAKGÖRÜR : BAKAÇ

Düş gücü.:MUHAYYİLE

Düşkünler evi. ARÜLACEZE

Düşkünlük,tutku. : İPTİLA

Düşman. : YAĞI : ADU

Düşmanlık. : ADAVET

Düşme. UKUT

Düşsel.:FANTASTİK

Düşük nitelikli,kötü anlamında argo sözcük. ANDİK

Düşük sıcaklıklı bir yanardağ patlaması sonucunda ortaya çıkan küçük krater. : MAAR

Düşünceden çok,canlı duygulara ve aşka dayanan sanat eserleri için kullanılan eski bir sözcük.:GARAMİ

Düşünceleri şeriat ilkelerine aykırı görüldüğünden,Memlük sultanının buyruğu üzerine,Halep’te derisi yüzülerek öldürülmüş olan Türk tasavvuf şairi.(14. asır). :NESİMİ

Düşünme gücü. : KARİHA

Düşünülenin tersini söyleyerek yapılan ince alay. : İRONİ

Düşünüş biçimi. : MANTALİTE

Düz dam,taraça. : ŞATU

Düz dokunmuş açık saman renginde bir tür ipek kumaş. : SADAKOR

Düz duruma getirme,düzleme.: TESVİYE

Düz kenarlı şapka. : KANOTİYE

Düz nehir gemisi. : TOMBAZ

Düz tepeli,sarp yamaçlı dağ,masadağ. : MESA

Düz veya desenli bir kumaştan kesilmiş motiflerin bir başka kumaşa işlenmiş durumu.:APLİKE

Düz veya desenli kumaştan kesilmiş motiflerin bir başka kumaşa işlenmiş durumu.:APLİKE

Düz yakalı,önü ilikli bir tür ceket : SETRE

Düz yazıda yapılan uyak. ECİ

Düz,engebesiz toprak parçası.: DÖLEK

Düzen,hile.: DEK

Düzenleme. : ARANJMAN

Düzenlenmiş arazinin yüzölçümünü bulup planını yapmaya yarayan alet. : TAKEOMETRE

Düzenleyen. : NAZIM

Düzenleyici. : ARANJÖR

Düzenli olarak ekim yapılan arazi. : EKENEK

Düzgün biçilmiş uzun ve ensiz tahta : ÇITA .

Düzgün sarılmış halat yumağı. : RODA

Düzgün söz söyleme kolaylığı. : TALAKAT

Düzgün. : ONAT

 

E

Ebegümecigillerden bir bitki.:BAMYA

Eczacılık. : İSPENÇİYARİ

Eczacılıkta kullanılan ve çürümeyen bir bitki.:KARAYA

Eczacılıkta,parfümer ide kullanılan ve çiçeklerden çıkarılan sarımtırak yağ. : LANOLİN

Edat. : İLGEÇ

Edebiyatta bir şiiri yada şiir parçasını şakacı bir anlatıma çevirme.:HEZEL

Edebiyatta birden çok anlamı olan bir kelimenin iyi anlamını kullanır görünerek,kötüsünü kastetmek.:CİNAS

Edebiyatta,iki yada ikiden daha çok anlamı olan bir sözcüğü yaygın olmayan anlamlarını düşündürecek yolda kullanma sanatı.:İHAM

Edepsiz,şamatacı. : ŞEREMET

Edepsiz,şirret.:ZİLL İMAŞA

Edipler. : UDEBA

Edirne yöresine özgü bir peynir tatlısı.: BELMUŞ

Edirne’de Meriç ırmağı deltasında bir göl.:BÜCÜRMENE

Edirne’nin Enez ilçesinin antik adı. : AİNOS

Efelek de denilen çok yıllık otsu bir bitki.. : LABADA

Efendisinin hizmetinden ayrılan ve serüvenler ardında ülkeyi baştan başa dolaşmaya koyulan samuray.:RONİN

Efes kentinin kurucusu. : ANDROCLE

Efes’te bir tapınak. : SERAPİS

Eflatun,beyaz, kokulu çiçekler açan bir ağaç.:LEYLAK

Efsane köpek.:KITMİR

Efsanelere göre içene ölümsüzlük sağlayan bir su.:ABIHAYAT

Efsanevi Argos kralı.:AGAMEMNON

Efsanevi bir kuş. : SİMURG

Eftalitler’de denilen ve 5. yüzyılda güçlü bir devlet kuran eski Türk ulusu.:AKHUNLAR

Ege bölgesinde Güllük körfezi kıyısında antik bir kent. : İASOS

Ege bölgesinde taze sarı incire verilen ad. : LAP

Ege Bölgesine özgü bir tür zeybek oyunu.: FERAYİ

Ege bölgesine özgü,küçük ama lezzetli bir karides cinsi.: ÇİMÇİM

Ege Denizinin eski adı. : ADALAR DENİZİ

Ege denizinin ilk çağlarda “eski deniz” anlamındaki adı. :ARŞİPEL

Ege kıyılarında,özellikl e İzmir kentinde etkili yerel deniz meltemi. : İMBAT

Ege ve Akdeniz bölgelerinde yetişen,tohumları çok zehirli küçük bir ağaççık.:ZİVİRCİK

Ege ve Akdeniz’de bulunan iri ve büyük bir karides cinsi.:NİKA

Egemenliğini tanıma.:BİAT

Eğerin altındaki belleme. : YUNA

Eğik olarak kesilmiş kenar. : PAH

Eğilim,yönelim.:TAND ANS

Eğim ölçer. : KLİNOMETRE :EKLİMETRE

Eğirmen,kirmen.:İĞ

Eğitim bilimi. : PEDAGOJİ

Eğlenceli,hafif konulu,içinde bestesiz konuşmalar da bulunan sahne yapıtı. PERET

Eğrelti otu,aşk merdiveni.: FUJER

Eğreti dikiş.: TEYEL

Eğretileme.: METAFOR

Eğrilmekte olan yün,keten gibi şeylerin tutturulduğu,bir ucu çatal değnek.: ÖREKE

Ejderha. RAGON

Ek çizgisi,bir vidada iki diş arasında kalan çukur bölüm. : YİV

Ek vagon.:FURGON

Ek. : LAHİKA

Eker. : MİBZER

Ekilen biçilen tarlada işçileri idare eden kimseye halk dilinde verilen ad. : EYNERCİ

Ekin biçerken sıralanan işçi takımı.: HON

Ekin biçildikten sonra toprakta kalan köklü sap.: ANIZ

Ekinlerde başak.:KELLE

Ekip gereçleri. : EKİPAJ

Eklembacaklılardan taşlar altında yaşayan zehirli bir böcek.:ÇİYAN

Eklembacaklıların ve kabukluların örteneğini oluşturan madde.:KİTİN

Eklemlerdeki ağrılı hastalık. :ARTRİT

Ekler’e benzer bir tür pasta. ROFİTEROL

Ekmek içi,ceviz,zeytinyağı ,sarımsak ve sirke ile yapılan bir tür meze : TARATOR

Ekmek parçası,lokma. : BANAK

Ekmek.:NAN

Ekonomik olayların açıklanmasında çok sayıda değişkeni göz önüne alarak ve karşılıklı bağıntılar kurarak,teorik çalışmaların deneylerle doğrulanmasını sağlayan matematiksel yöntem.: EKONOMETRİ

Eksen. : MİHVER

Eksiklik,kusur. : NAKISA : AĞMAN

Eksiksiz,kusursuz.:H AZA

Ekşimik.:KESİK

Ekvator Afrika’sında ve Güney Afrika’da yaşayan küçük antilop.:GİB

Ekvator bölgelerinde yetişen bir meyve ağacı. : ANONA

Ekvator bölgesinde yetişen bir meyve ağacı.: ANONA

Ekvator kuşağında geniş çayırlara verilen ad. AVANA

Ekvator kuşağındaki geniş çayırlara verilen ad. : SAVANA

Ekvator para birimi. : SÜKRE

Ekvator. : EŞLEK

Ekzama. : MAYASIL

El ile bir çeşit dantel örmek için kullanılan silindir biçimli araç.: KOPANAKİ

El ile dokuma. : PEMAS

El işleri için kullanılan seyrek dokunmuş keten bezi.:KANAVİÇE

El tezgahında bez dokuyan kimse.:ÇULHA

Elazığ yöresine özgü bir halk oyunu. : AVREŞ

Elbise plesi.:BÜZGÜ

Elbise,çamaşır ve örtü gibi şeylere süs olarak dikilen seyrek örgü,tentene. ANTEL

Elbise,çamaşır.:CAME

Elbisede bir tür kol kesimi.:JAPONE

Elçi atanma yazısı. : AGREMAN

Elçiliğe bağlı uzman:. ATAŞE

Elçilik ve konsolosluklarda yönetimle ilgili olan görevli. : KANÇILARYA

Elçilik veya konsolosluklarda çalışan koruma memuru. : KAVAS

Elde veya makinede işlenmiş süslü şerit.:FİSTO

Elde yün eğirmeye ve bükmeye yarayan ve ipliğin yumak halinde elde edilmesini sağlayan ağaçtan yapılmış bir tür iğ. : KİRMAN : KİRMEN

Eldiven ve giysi yapımında kullanılan bir tür yumuşak deri. : NAPA

Ele başı. : SERGERDE

Elek ve kalbur üzerinde kalan iri taneler.: İRİNTİ

Elek. : KALBUR

Elektrik direnç birimi. : OM

Elektrik kutusu. : BUAT

Elektrik sıgası birimi. : FARAD

Elektrik ve ısı enerjisinin birlikte üretildiği teknoloji. : MOJENERASYON

Elektriksel kapasite. IĞA

Elektroensefalografi ’nin kısaltması.:EEG

Eleman,unsur.: ÖGE

Elemler. : ALAM

Eli açık,cömert. : KERİM

Eli açık,cömert.: KOÇAK

Eline,ayağına çabuk,çevik,atik.:ÇA LAK

Elle seyrek dikiş. : OYULGA

Elle sürülen,hafif,küçük çocuk arabası.: PUSET

Elli şiniklik tahıl ölçeği. : MUT

Elma armut gibi meyvelerin yenmeyen iç bölümü. : EŞELEK

Elmas,yakut gibi değerli taşlar,mücevher.: CEVAHİR

Elmasın tıraş edilmiş yüzlerinden her biri. : FAÇETA

Emanet.İnam. : VEDİA

Emekçi topluluğu. : PROLETARYA

Emiliano Zapata’nın devrim planı. : AYALA

Emmeç. : ASPİRATÖR

Emzikli şişe.:BİBERON

En az : EKAL : EDNA

En beyaz.:BEYZA

En büyüğü yarım kiloyu aşmayan kılçıklı küçük balıklara verilen ad. :ÇİTARİ

En büyük. : EKBER

En çok vadilerde,yamaçlarda bulunan kil ve kum karışımı,sarı renkli verimli balçık.:LÖS

En elverişli,en iyi olan. PTİMUM

En eski jeolojik sistem.:AZOİK

En iri geyik. : MUS

En kısa zaman.:AN

En küçük boylu yarış yelkenlisi. : KADET

En küçük izci kuruluşu. : OBA

En son. : HATEM

En ünlü iki Alman destanından biri.:NİBELUNGEN

En yüksek değer.: KEMAL

Encümen,komisyon,kom ite. : YARKURUL

Endonezya plakası. : RI

Endonezya,Malezya gibi ülkelerde hem erkek,hem kadın tarafından giyilen ve etek biçiminde sarınılan uzun kumaş parçası. : SARONG

Endonezya’da takımadalar. : ARU

Endonezya’da takımadalar.: ARU

Endonezya’nın para birimi.: RUPİ

Enerji.:ERKE

Engebeler,tümsekler, yüzey biçimleri.:AVARIZ

Engel,uymazlık.BEİS

Engel. : KET

Engerek yılanı. : EFİ

Enine boyuna,her yönü ile.: ARİZAMİK

Enine olan : ARZANİ

Enli çember. : KASNAK

Erbainden sonra gelen,31 Ocakta başlayan elli günlük kış dönemi.: HAMSİN

Erginlik.:RÜŞT

Erik,kayısı gibi ağaçlardan sızan bir tür zamk. : KEDİBALI

Erim. : MENZİL

Erime. : ZEVEBAN

Erişim. : MUVASALA

Erişmiş. : NAİL

Eriyen elektrotla,karbondio ksit koruması altında uygulanan ark kaynağı. : MAG

Eriyik. : MAHLUL

Erkeğin eşi,zevce.: AYAL

Erkeğin toplumsal bakımdan kadına egemen olduğu ve bu nedenle efendilik ayrıcalıklarını hak ettiği düşüncesine dayanan ideoloji.:MAŞİZM

Erkek balığın tohumu. ÜT

Erkek çocuk. : KIZAN

Erkek deve.: LÖK

Erkek hayvanın dişisiyle çiftleşmesi.:AŞIM

Erkek hindi. : GURK

Erkek kardeş. ADAŞ

Erkek keçi.:ERKEÇ

Erkek kümes hayvanlarının en iri ve yaşlı olanı.: BABAÇ

Erkek ördek. : SUNA

Erkek saçı biçiminde kesilmiş kadın saçı.:ALAGARSON

Erkek veya dişi üreme hücresi.:GAMET

Erkeklerde resmi,ciddi;kadınlar da öğleden sonra giyilen,özenli,süslü ,aksesuarı tamam giyime verilen ad.:ABİYE

Erkeklerde yaş dönemi. : ANDROPOZ

Erkeklere ait özel konut. : GARSONİYER

Erkekliği güçlü,çok eski bir Mısır tanrısı.:MİN

Erkekliğin ve dişiliğin belirlenmesinde rol oynayan kromozom. : ALOZOM

Erkeklik organı. : ZEKER

Erkekte cinsel güçsüzlük.,puluçluk. : ANANET

Erken bunama. : ŞİZOFRENİ

Erken doğmuş bebek. : PREMATÜRE

Erken olgunlaşan ince kabuklu bir siyah üzüm çeşidi. : DİMNİT

Ermeni müziğine özgü,kavala benzer bir çalgı. : DUDUK

Ermenistan’ın başkenti.:ERİVAN

Ermenistan’ın kendi dilindeki adı. : HAYASTAN

Ermenistan’ın para birimi. : DRAM

Erotik,şehevi : KÖSNÜL

Erteleme. : TECİL

Erzak odası. : KİLER

Esenlik dilemek. : SELAM

Eserin sonuç bölümü. : EPİLOG

Eshabı Kehf’de yedi uyuyanların köpeğinin adı. : KITMİR

Esinti,rüzgarın bir kere esmesi.:NEFHA

Esinti.:NEFHA

Esir çocuk. : BEÇE

Eski toplarda kullanılan mermi ve demir parçalarını taşıyan silindir biçiminde kap. : ŞARAPNEL

Eski dilde bir yazıya eklenen parça. : ZEYİL

Eski kültür ve sanat anıtlarını yakıp yıkan, bunların değerini bilmeyen kimse yada topluluk. : VANDAL

Eski Yunanlılarda, eşit olmayan iki ses arasında kulakla seçilebilecek en küçük aralığa verilen ad. : KOMA

Eski adı Seylan olan ülke. : SRİLANKA

Eski ağırlık ölçüsü okkanın dört yüzde biri. : DİRHEM

Eski Asur kenti. : NİNOVA

Eski ayakkabı. : KELİK

Eski bez parçası,paçavra.:ÇAP UT

Eski bir ağırlık ölçüsü birimi.:BATMAN

Eski bir çalgı. : MAR

Eski bir fitilli tüfek. : ALAYBOZAN

Eski bir hacim ölçüsü.: KA

Eski bir salon dansı.: KADRİL

Eski bir tahıl ağırlık ölçüsü. : KİLE,: SA

Eski bir tüfek. : KARABİNA

Eski bir uzunluk ölçüsü birimi (68 cm’ye eşit).: ARŞIN

Eski bir uzunluk ölçüsü. : ENDAZE

Eski çağlardan kalma eserleri tarih ve sanat bakımından inceleyen bilim dalı.:ARKEOLOJİ

Eski Çin felsefesinde,evrenin birliğini sağlayan düzen ilkesi.:TAO

Eski dilde surat,yüz. : RU

Eski dilde acıyan. : RAİF

Eski dilde ağırbaşlılık,vakar. ;VAK

Eski dilde ağız. EHEN

Eski dilde ağlatma. : IBKA

Eski dilde akıllı. : LEBİB : LEBİBE

Eski dilde alametler,işaretler. : ALAİM

Eski dilde alın. : NASİYE

Eski dilde altın. : ZER

Eski dilde anne. :EM.: ÜM

Eski dilde Aralık ayı. : BİRİNCİ KANUN

Eski dilde arka,sırt.:ZAHR

Eski dilde arkası sıra.: DERADAP

Eski dilde aslan. : ŞİR : ESED

Eski dilde at,beygir. : ESB

Eski dilde atasözü. ARBIMESEL

Eski dilde ateşler. : NİRAN

Eski dilde atlı haberci,postacı.:ÇAP AR

Eski dilde ayırıcı özellik. : ŞİAR

Eski dilde ayrı durma.Sıkma,sıkarak bağlama. : ŞET

Eski dilde aysberg. : CUMUDİYE

Eski dilde azı dişi.: NAB

Eski dilde baba Cet. : EB

Eski dilde bağlı kılma,kısıtlama.: TAKYİT

Eski dilde balık. : MAHİ

Eski dilde balta.: TEBER

Eski dilde bayağı insanlar. : EDANİ

Eski dilde bayrak.:RAYET

Eski dilde belediye . : URAY

Eski dilde belirti. : NİŞANE

Eski dilde bencillik.:ENANİYET

Eski dilde berrak,duru.:NAB

Eski dilde bilgiçlik taslayan.:MALUMATFUR UŞ

Eski dilde boy,endam. : KAD

Eski dilde boynuzdan yapılan bir tür boru.:NEFİR

Eski dilde bozma,.feshetme. : FEK

Eski dilde burun ucu. / Hayvanların burun ucu.: KALAK

Eski dilde bülbül. : ANDELİB

Eski dilde cam,kristal.: MİNA

Eski dilde cehennem. : TAMU

Eski dilde cıva. : ABEK

Eski dilde çekinme,razı olma. : İBA

Eski dilde çekirge. : MİK

Eski dilde çeyrek. : RUBU

Eski dilde çizme. : MUSE

Eski dilde çöl. : TİH

Eski dilde dağ eteği,çayırlık,çimen lik. : RAG

Eski dilde daha doğru,en sağlam. : ASAH

Eski dilde damar.: REG

Eski dilde delip geçen,içe işleyen.:NAFİZ

Eski dilde demir. : AHEN

Eski dilde deri kalkan. ARAKA

Eski dilde derin hale getirme. : İKAR

Eski dilde derinlik.:UMK

Eski dilde deve.:ŞÜTÜR

Eski dilde devirler,çağlar,zama nlar.:EDVAR

Eski dilde dilek.:KAM

Eski dilde dilenci.: SAİL.:GEDA

Eski dilde dinlenme,istirahat.: AJ

Eski dilde doku. : NESİÇ

Eski dilde dokumacılıkta,tüle benzer ince ve saydam bir kumaş. AKANGUR

Eski dilde dolum,dolma,doluluk. : MELA

Eski dilde dölleme,döllenme.: İLKAH

Eski dilde dönence.: MEDAR

Eski dilde dudak. : LEB

Eski dilde duvar. : DAR

Eski dilde düğün yemeği./Saadet,mutluluk. : URS : URAS

Eski dilde Ekim ayı. : BİRİNCİ TEŞRİN

Eski dilde ekmek. : NAN

Eski dilde elma: . SİB

Eski dilde en azından.,asgari. :LAAKAL

Eski dilde en sefil,pek aşağı. : ESFEL

Eski dilde en tatlı.:AZEB

Eski dilde engel,uymazlık.:BEİS

Eski dilde er,erkek. : NER

Eski dilde erik. : ALU

Eski dilde erkekler.: RİCAL

Eski dilde estetik. : BEDİA

Eski dilde eş,zevce.:REFİKA

Eski dilde eşek .:HAR

Eski dilde eşik.:ASİTANE

Eski dilde etek. AMEN

Eski dilde faiz.:RİBA

Eski dilde gece. : ŞEB

Eski dilde geceler : LEYAL

Eski dilde geçip gitme,sona erme.: MÜRUR

Eski dilde gelin.: ARUS

Eski dilde gemi demiri.:MİRSAT

Eski dilde gemi. : SEFİNE : SABİHA : KEŞTİ

Eski dilde gerdek. : ARİS

Eski dilde geri döndürme,geri çevirme.:REKS

Eski dilde görme.:RÜYET

Eski dilde gösterme.:İRAE

Eski dilde göz. : AYN: DİDE

Eski dilde güç,iktidar elde etme.: NAMİYE

Eski dilde güçsüz bırakma. : İHAN

Eski dilde gün.:RUZ

Eski dilde güneş yada ay tutulması. : KESF

Eski dilde haberci,ulak.: SAİ

Eski dilde halkın İstanbul’daki yabancılara,özellikl e Fransızlara verdiği ad. İDON

Eski dilde hastalık , dert. : DA

Eski dilde herhangi bir şeyin küçük parçası.:ŞİRZİME

Eski dilde hesap defteri.. : ABAR

Eski dilde hevesler,istekler. : EHVA

Eski dilde hokkabazlık,el çabukluğu. : ŞABEZE

Eski dilde horoz. İK

Eski dilde ılgın ağacı.:AC

Eski dilde idare etmek.,temize çıkarmak. : ABRAMAK

Eski dilde ihtiyarlık. : ŞEYB

Eski dilde iklimler.:EKALİM

Eski dilde ilkbahar.:NEVBAHAR

Eski dilde intikam,öç. : SAR

Eski dilde kadın.: ZEN


Eski dilde kale hendeği. : UR

Eski dilde kalıba dökme.:İSAGA

Eski dilde kamış. : NAY

Eski dilde kan. : DEM

Eski dilde kaplan.:BEBİR

Eski dilde karınca. : MUR

Eski dilde Kasım ayı. : İKİNCİ TEŞRİN : SONTEŞRİN

Eski dilde kaş.: EBRU

Eski dilde kaz.: BAT

Eski dilde kemik.:AZM

Eski dilde kılıç. : TİG

Eski dilde kırmızı renkli olan. : LALİN

Eski dilde kilise çanı.:NAKUS

Eski dilde kimseler,insanlar. : KESAN

Eski dilde kip. IYGA

Eski dilde koku. : BU

Eski dilde kolay. : ASAN

Eski dilde korku.:BİM

Eski dilde kovma. : İBAD

Eski dilde kök tutmuş,köklenmiş.:Rİ ŞEGİR

Eski dilde köpek. : SEG : SEK

Eski dilde körpelik,tazelik.: TARAVET

Eski dilde kumaş. : KALA

Eski dilde kurban bayramı. : ADHA

Eski dilde kuş gagası.:NAL

Eski dilde kuşluk vakti. : ÇAŞT

Eski dilde lanet sözü. : LAN

Eski dilde mektup,mesaj ulaştırma. : BELAĞ

Eski dilde mermer.:RUHAM

Eski dilde mimaride yapıları örten süslü çatı ve saçaklar.:ARASTAK

Eski dilde mum,balmumu.: ŞEM

Eski dilde müjde,müjdeli haber. : SAVA

Eski dilde Müneccimlerce insanın doğduğu andan başlayarak,yaşamında ki uğursuz anların hesaplanması. : ASİTAN

Eski dilde nevale,azık. : TUŞE

Eski dilde oburlar.: EKELE

Eski dilde Ocak ayı. : İKİNCİ KANUN : KANUNU SANİ

Eski dilde ok atıcı,okçu.:KEMANKEŞ

Eski dilde ok.. : TİR

Eski dilde oklar anlamında sözcük.:NİBAL

Eski dilde otlar. : ERA

Eski dilde öç,intikam. AR

Eski dilde öd kesesi.:MERARE

Eski dilde öfke.:RİS

Eski dilde öğrenci.:ŞAKİRT.:TİL MİZ

Eski dilde öğüt,akıl verme.: NUSH

Eski dilde öğüt,nasihat. : MEVİZE : NUSH

Eski dilde örtme,gizleme.: SETR

Eski dilde özgürlük yanlısı olanlar. : AHRAR

Eski dilde parlaklık,göz alıcılık.:REVNAK

Eski dilde parlama.:LEM

Eski dilde pek az., çok aşağı. : EDNA

Eski dilde pirinç. : ERZ

Eski dilde rüzgar,esinti. : RİH

Eski dilde saf,arı,katıksız anlamında sözcük.:NAB

Eski dilde sağır. : ASAM

Eski dilde sanık.: MAZNUN

Eski dilde satrançtaki vezir taşı.: ASAF

Eski dilde satrançtaki vezir. : FERZ

Eski dilde sermaye,kapital.:RES ULMAL

Eski dilde sıcak suda haşlama. : NAK

Eski dilde sıcaklık,hararet.:TE B

Eski dilde sığır çobanı.: RAİ

Eski dilde sıhhi. : ZENİ

Eski dilde soylular.:ZADEGAN

Eski dilde su yosunları.: ÜSNİYE

Eski dilde su.. : AB : MA

Eski dilde sünnet etme.:HİTAN

Eski dilde süs.: ZİVER

Eski dilde şarap.. :HAMR

Eski dilde şehir.:ŞAR

Eski dilde şiirler.:EŞAR

Eski dilde şişme,kabarma. : AMASA

Eski dilde taç.: İKLİL

Eski dilde taçlar. : TİC

Eski dilde tarak. : ŞANE

Eski dilde toplama. : İCMA

Eski dilde tuğgeneral.: MİRLİVA

Eski dilde tuz. : NEMEK

Eski dilde uyurgezer.: SAİFFİLMENAM

Eski dilde uzaklık,ara. : KAB

Eski dilde üzengi.: RİKAB

Eski dilde üzerine yazı yazılmış kağıda veya mektuba verilen ad.:RAKİME

Eski dilde üzüm.: İNEB

Eski dilde üzüntü,kaygı, : HEM

Eski dilde vergi toplama . : CİBAYET

Eski dilde yakın,az aralıklı olan.:KARİN

Eski dilde yara.:ZAHM

Eski dilde yardım. : NASR

Eski dilde yasaklayan,engel olan. : NAHİ

Eski dilde yemin etme. : İLA

Eski dilde Yengeç Burcu.: SERETAN

Eski dilde yeni anlamında bir sözcük.: CEDİT

Eski dilde yıl. : AM

Eski dilde yılan.:MAR

Eski dilde yıldırım.: BARİKA

Eski dilde yıldız. İTARE

Eski dilde yırtma. : ÇAK

Eski dilde yiğitler,kahramanlar . : ASÜD

Eski dilde yiyecek ve içecek şeyleri veren anlamında sözcük.: RAZİK

Eski dilde yumuşak.:NERM

Eski dilde yumuşaklık.: NERM

Eski dilde yuva.:LANE

Eski dilde yüzyıl.: ASR

Eski dilde zaman.:EYN

Eski dilde zarif giyinen kimse. : TİRENDAZ

Eski Doğu’da ve Bizans’ta hükümdarlık simgesi olan tören başlığı.:TİARA

Eski eşya pazarı.:BİTPAZARI

Eski İran dininde aşk ve bereket tanrısı. :ANAHİTA

Eski İran dininde aşk ve doğurganlık tanrısı.:ANAHİTA

Eski İskandinav mitolojisinde baş tanrı. : ODİN

Eski İskandinav mitolojisinde evrenin yaradılışında oluşan ilk canlı. : YMİR

Eski Japon bozuk parası. : RİN

Eski Japonya’da soylular sınıfı: İO

Eski Japonya’da tüccar sınıfı . : CHONİN

Eski Kıbrıs’ın kuvvet tanrısı. : BES

Eski konaklarda harem ile selamlık arasındaki daire. : MABEYİN

Eski Mezdeki dinine bağlı Perslerin ayinlerde kullandıkları,bazıla rının yalancı altın mantarı gibi sanrı yaratıcı bir mantar sandığı bitki. : HAOMA

Eski Mısır tanrılarının asası. : UAS

Eski Mısır valilerine verilen ad.:HİDİV

Eski Mısır ve Yunan kültürlerinde önemli bir yeri olan insan başlı aslan gövdeli mitolojik yaratık. : SFENKS

Eski Mısır’da güneş tanrısı. : AMON

Eski Mısır’da şehir devletlerine verilen ad.:NOM

Eski Mısır’da üretici güç. : KA

Eski Mısır’ın en büyük piramitlerinden biri. : MİKERİNOS

Eski Mısırlıların,Asya’nı n Mısır’a yakın bölgelerinde yaşayan Sami kavimlerine verdikleri ad.:AAMU


Eski Roma’da ayrıcalıklı Particiler dışında kalan yurttaşlara verilen ad. LEBLER

Eski Roma’da vahşi hayvan ve av tanrıçası. İANA

Eski Roma’da,bir sirk içinde küçük çapta deniz savaşları yapılmak üzere kazılmış büyük havuz.:NOMAHYA

Eski Romalılar zamanında,Roma’da ve diğer şehirlerde kamu işlerini konuşmak için halkın toplandığı alan.:FORUM

Eski Romalıların ulusal giysisi olan geniş ve uzun harmani. : TOGA

Eski Rusya’da gönüllü emekçiler birliği.:ARTEL

Eski salon danslarından biri. : KADRİL

Eski Sümer su tanrısı. : EA

Eski şairlerin kasidelerinde övdükleri kişilerden aldıkları bahşiş.:CAİZE

Eski Türk devletlerinde ,özellikle Selçuklularda şehzadelerin eğitimi yada bağımsız bir eyaletin yönetimi ile görevli vezir. : ATABEK

Eski Türk güreşlerinden biri. : ABA

Eski Türklerde atasözü,tez. : SAV

Eski Türklerde büyük davula ve davul tokmağına verilen ad. : BARABAN

Eski Türklerde deniz tanrıçası.:AKANA

Eski Türklerde hekim. : ATASAGUN

Eski Türklerde kullanılan bir unvan.:TİGİN

Eski Türklerde mezarların üzerine anıt olarak dikilen taşlar. : BALBAL

Eski Türklerde ordu müfettişlerine verilen ad. : YASAVUL

Eski Türklerde ölüler için yapılan tören. : YOĞ : YUĞ

Eski Türklerde soylular sınıfı. : AKSÜYEK

Eski Türklerde Tanrı.: OĞAN

Eski Türklerde yağmur yağdırıp yel estirdiğine inanılan büyü taşı.:YADA

Eski Türklerde yer altı tanrısı.:ERLİKHAN

Eski ve usta gemici.: ÇAÇA

Eski Yahudilere verilen ad.:İBRANİ

Eski Yunan mitolojisinde Medusa’nın kanından doğma kanatlı at. : PEGASOS

Eski Yunan fabl’larını derlediğine inanılan,ama gerçekte yaşamadığı hemen hemen kesin olan yazara geleneksel olarak verilen ad.:EZOP (AİSOPOS)

Eski Yunan felsefesinde bölünmez birlik.: MONAT

Eski Yunan felsefesinde bölünmez birlik.:MONAT

Eski Yunan kentlerinde pazar yeri,antik kent meydanı.Yönetim,poli tika ve ticaret işlerini konuşmak için halkın toplandığı alan. : AGORA

Eski Yunan mitolojisinde kötülük tanrıçası.:ATE

Eski Yunan mitolojisinde öbür dünyanın en karanlık bölümü.: EREBOS

Eski Yunan mitolojisinde,Artemi s tarafından öldürülen ve takım yıldıza dönüştürülen,Poseido n’un oğlu olan dev avcı. RİON

Eski Yunan mitolojisinde,Oidipu s’un hem annesi,hem karısı olan kadın.: İOKASTE

Eski Yunan tiyatrolarında sahneye verilen ad. KENE

Eski Yunan ve Roma’da hekimlik tanrısı.: ASKLEPİON

Eski Yunanistan sitelerinin özelliklede Atina’nın yönetsel bölümü. EMOS

Eski Yunanistan’da tapınaklarda yer alan ve üzerine sungular konan masa. : ABAK

Eski Yunanlı,Grek.:HELEN

Eski Yunanlılarda,özellik le Makedonya piyadelerinin çekirdeğini oluşturan mızraklı alay.:FALANJ

Eski Yunanlıların Dionysos şerefine okudukları tören şarkısı. : DİTİRAMP

Eski,ezeli. : KADİM

Eskiden adet,tören. : DEB

Eskiden albay. : MİRALAY

Eskiden Anadolu beyliklerinde donanma hizmetlerinde görevlendirilen asker. : AZEB

Eskiden Aralık ayına verilen ad. : İLKKANUN

Eskiden askerlerin aldıkları üç aylık maaşın Şevval,Zilkade ve Zilhicce aylarına denk gelen dördüncü bölümü.: LEZEZ

Eskiden Avrupa’da kentler arasında yolcu taşımakta kullanılan kapalı ve dört tekerlekli at arabası. : DİLİJANS

Eskiden Bağdat,Isfahan ve Almeria’da dokunan ipekli kumaş. : ATABİ

Eskiden Bağdat,Isfahan ve Almeria’da dokunan sağlam ipekli kumaş.:ATABİ

Eskiden bezek işlerinde kullanılan bir tür sedef.: ARUSEK

Eskiden Bulgar krallarına verilen unvan.: GAR

Eskiden cüzamlı hastaların konulduğu yere verilen ad.: MİSKİNLER TEKKESİ

Eskiden ders çalışma masası. : RAHLE

Eskiden dervişlerin oturduğu yer,tekke. ERGAH

Eskiden dokunan bir tür kalın ve pamuklu bez.:REVENDÜK

Eskiden el yazması kitaplara yapılan suluboya resim.:MİNYATÜR

Eskiden esnafların gelirlerini toplayıp satan kimse.:KESEDAR

Eskiden Fransa’da kullanılan 52 ar değerinde olan yer ölçüsü.:AKR

Eskiden giyilen düz yakalı,önü ilikli bir tür ceket. ETRE

Eskiden giyilen kolsuz,önden açık,uzun ve geniş kesimli giysi. : KAFTAN

Eskiden harman ürünlerinden onda bir oranında alınan vergi:. AŞAR

Eskiden İran’da kullanılan Zerdüşt takviminde yılın sekizinci ayı. : ABAN

Eskiden işlemeli kısa yelek türü. : CAMADAN

Eskiden Japonların kullandığı 3.927 m değerinde çizgisel ölçü.,Endonezya’nın plakası. : Rİ

Eskiden Japonların kullandığı 3.927 m değerinde çizgisel öçlü.:Rİ

Eskiden kansere verilen ad.:AKİLE

Eskiden kara ve deniz savaşlarında kullanılan bir top.:BALYEMEZ

Eskiden Karagöz oynatılan kahvelere verilen ad. : TATU

Eskiden kimi gezgin dervişlere verilen ad.:ABDAL

Eskiden koyun ve keçi başına alınan sayım vergisine verilen ad.: AĞNAM

Eskiden kökü hekimlikte kullanılmış olan,zambakgillerden bir bitki.: SAPARNA

Eskiden köy muhtarının yardımcısı.:KİZİR

Eskiden kullanılan bir ağırlık ölçüsü birimi.: OKKA

Eskiden kullanılan tepesi yuvarlak,dilimli çuha başlık. : ŞUBARA

Eskiden kullanılan üç direkli,bir tür yelkenli savaş gemisi.: FİRKATEYN

Eskiden kullanılan yedi gram ağırlığında altın sikke.: LİRA

Eskiden kullanılan,kıç tarafı yüksek,hızlı giden yelkenli.: ÇEKELEVE

Eskiden kullanılan,kolları ve etek uçları bazen bol ama genellikle bele oturan kadın korsajına verilen ad. : KARAKO

Eskiden kullanılmış ince,uzun ve zarif bir kayık.:HANIM İĞNESİ

Eskiden kullanılmış mermi yerine çakıl taşı atan bir tür top. : ÇAKALOZ

Eskiden kuyumculara taslak hazırlayan kimselere verilen ad. : SADEKAR

Eskiden Kuzey Afrika’daki dervişlere verilen ad.:MARABUT

Eskiden lise düzeyinde okul. : İDADİ

Eskiden Mısır halkından olan kimse. : KIPTİ

Eskiden Mısır köylülerine verilen ad. : FELLAH

Eskiden Müslüman olmayanlardan alınan bir çeşit vergi.:CİZYE

Eskiden nikahsız olarak alınan cariyelere verilen ad.: ODALIK

Eskiden oğlak burcuna verilen ad. : CEDİ

Eskiden okul öncesi yaştaki çocuklar mahalle mektebine başlarken yapılan tören.:AMİNALAYI

Eskiden on para değerindeki sikke. : METELİK

Eskiden özellikle sülüs yazı yazmak için kullanılan perdahlı bir kağıt türü : ALİKURNA

Eskiden papaların kullandığı tören başlığı. : TİARA

Eskiden portre yapan ressamlara verilen ad.:NİGARİ

Eskiden postayı taşımaya yarayan küçük tekne.:AVİZO

Eskiden Romanya’nın yerli halkına ve bu halkın soyundan olan kimselere Osmanlı Türklerinin verdiği ad.: ULAH

Eskiden Rum korsanlarına verilen ad.: IZBANDUT

Eskiden Rus Kazaklarının başbuğuna verilen unvan.:ATAMAN

Eskiden savaşlarda işaret vermek için kullanılan büyük davul.: KÖS

Eskiden şairlerin kasidelerinde övgüsünü yaptıkları kişilerden aldıkları para veya armağana verilen ad. : CAİZE

Eskiden Tekel idaresine verilen ad.:REJİ

Eskiden tiyatroya verilen bir ad.:TEMAŞAHANE

Eskiden trajediye verilen ad.:HAİLE

Eskiden tuğgeneral.:MİRLİVA

Eskiden Türk’e yabancı olan kimse ve topluluklara verilen ad. : TAT

Eskiden ücret karşılığı ölünün arkasından ağlayan kadın.:NAYİHA

Eskiden üzerine yazı yazmak için hazırlanan deri,parşömen. : TİRŞE

Eskiden vezir konaklarındaki bir bölüm müstahdeme verilen ad.:ZOBU

Eskil. : ARKAİK

Eskilere göre dünya atmosferinin ötesindeki boşlukları dolduran çok uçucu akışkan.:ESİR

Eskimiş giyecek.:ALIK: ALAK

Eskimiş,üzerinden zaman geçmiş,kronik. : MÜZMİN

Eskimoların buzdan kulübeleri. : İGLO : İGLU

Eskimoların kendilerine verdiği ad. : İNUİT

Eskrimde kullanılan üç silahtan biri. : EPE : FLÖRE

Esmer açık kestane renginde olan.: KONUR

Esmer,açık kestane rengi rengi.:KANUR

Esnaf kuruluşu. : LONCA

Esnek dokunmuş ipekli yada yünlü bir kumaş. : JARSE

Esrarkeşlerin kullandığı bir çeşit nargile.: KABAK

Eş anlamlı. : SİNONİM

Eş basınç. : İZOBAR

Eş zamanlı olmayan.: ASENKRON

Eş zamanlı.: SENKRONİK

Eş,zevce. : REFİKA

Eşcinsel kadın. : LEZBİYEN

Eşek binmeliği. : SEMER

Eşek eyeri.: PALA

Eşek yavrusu. : SIPA

Eşek. : KARAKAÇAN: MARSIVAN

Eşey bezi. :GONAT

Eşeylik kazanmış böceğin son biçimi.:İMAGO

Eşeysiz bölünme. : AMİTOZ

Eşgüdüm.:KOORDİNASYO N

Eşik. : SÖVE

Eşit. : MÜSAVİ

Eşkenar dörtgen. : MAİN

Eşya üzerindeki mikrop veya ufak böcekleri basınçlı buharla öldürmeye yarayan büyük kazan. : ETÜV

Eşyanın üzerini işlemek için kullanılan sedef,plastik,metal vs malzemeden yapılmış parlak ve yassı plaka. : PAYET

Eşyaya vurulan damga.:EN

Et ve sebzeleri, kapak kenarı hamurla iyice kapatılmış tencere içinde pişirme yöntemi. : USTUFATO

Et haşlanırken su üzerinde biriken tortu.:KEF

Et kesimi yortusu. : APUKURYA

Et yemez. : VEJETARYEN

Etek ceketten oluşan iki parçalı kadın giysisi. : DÖPİYES
Etek ucuna doğru genişleyen. : EVAZE

Etene,son. : MEŞİME : EŞ

Eter. : LOKMANRUHU

Eti beyaz ve lezzetli bir balık. UDAK

Eti beyaz,üzeri pullu iri bir balık.:LEVREK

Eti için avlanan bir deniz kabuklusu.:LANGUS

Eti için avlanan,pavuryaya benzer küçük su hayvanı.:ÇAĞANOZ

Eti yenen bir çeşit mürekkep balığı. : KALAMAR

Etiket. : PAFTA

Etiyopya’nın para birimi. BİRR

Etken,yapan. : AMİL

Etkime. : TESİR

Etli lahana yemeği.:KAPUSKA

Etli,yuvarlakça ve şişkin olan sap kısmı yenen lahana cinsi. : ALABAŞ

Etnik. : BUDUNSAL

Etoburların gelişmiş dönemlerinde kalın bağırsaklarında yaşayan tenya türü.:EKİNOKOK

Ev halkı,aile. : HORANTA

Ev makarnası. : ERİŞTE

Ev.:BEYT

Evde kalmış kız. : KALIK

Evlek. : MAŞALA

Evlenme.:İZDİVAÇ

Evlerin önündeki taşlık. Üstü kapalı balkon : SUNDURMA

Evlerin önüne oturmak için taş ve çamurdan yapılan set.: SEKİ

Evren bilim. : KOZMOLOJİ

Evrenin temeli olarak düşünülen maddenin canlı olduğunu savunan öğreti.:HİLOZOİZM

Evrensel alıcı kan grubu. : AB

Evrensel hayat enerjisi anl***** gelen,çok eski bir Japon sağlık tekniği.: REİKİ

Eyer örtüsü. : ÇAPRAK : ŞAPLAK

Eytişim. : DİYALEKTİK

Ezgi,makam. : TERANE

Ezgi.:MELODİ

Ezici.:KAHİR

Ezilmiş havuç içine fındık,şeker vs eklenerek yapılan bir tatlı türü.: CEZERYE


Fabrika yapımı her türlü kumaş,bez gibi dokumalar. : MANİFATURA

Fahri. NURSAL

Faizler. : FERAİZ

Fal. : BAKI

Falez.:YARIYAR

Farazi. : HİPOTETİK

Farbala,fırfır.: FARBA

Farsca’da tat,çeşni,tadılacak şey. : MEZE

Fas’ın plaka işareti. : MA

Fas’ta işlenen yumuşak bir tür keçi derisi. : MAROKEN

Fas’ta sultanı devirmek isteyen kimseye verilen ad.:RUGİ

Fatih Sultan Mehmet’in şiirlerinde kullandığı mahlas. : AVNİ

Favori,/gözde sporcu.:AS

Faydalar. : MENAFİ

Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın bir şiir kitabı. : ASU

Fedai. : SERDENGEÇTİ

Felç,inme. : NÜZUL : AKATİZİ

Felç.: PARALİZİ

Felçli. : MEFLUÇ

Feldispat,kuvars,mik a ve ortoklaz minerallerinden birleşmiş,türlü renkte billursu,çok sert bir kayaç.: GRANİT

Felsefe,bilgelik. : HİKMET

Felsefede bir durumdan diğerine geçiş. : OLU

Felsefede değişebilen,geçici nitelik.:KİP

Felsefede nesnenin kendisi.:NUMEN

Felsefede seçmecilik.: EKLEKTİZM

Felsefede,belirli bir insan topluluğunun dışında kimseye bildirilmeyen,yalnız ca sınırlı,dar bir çevreye aktarılan her türlü bilgi,öğreti.:İÇREK

Ferman : YARLIK

Feryat.:VAVEYLA

Fesleğen’de denilen,yaprakları güzel kokulu bir süs bitkisi. : REYHAN

Fethiye ilçesi yakınlarında,doğal güzelliğiyle tanınmış bir koy ve ada.:KATRANCI

Fıçı biçiminde Libya davulu. : NEVBET

Fıçıcı keseri. : BARDA

Fıkıh bilgini.:FAKİH

Fıkra.:ANEKDOT

Fındık ve Antep fıstığı veya meyve konservesi katılmış sertçe veya daha yumuşak pişmiş şeker hamuru.:NUGA

Fırat vadisini çeviren kayalarda yaşayan ve soyu tükenme tehlikesi gösteren,uzun gagalı bir kuş. : KELAYNAK

Fırfır.: FARBALA

Fırında ekmek,börek,çörek çevirmeye yarayan bir tür kürek. : ISIRAN

Fırınları temizlemekte kullanılan ucuna bez sarılı uzun sırık.:ESE

Fışkıran su. AFİK

Fışkırma. : FEVERAN


Fidan,yeni dikilmiş fidan. İKME

Fide dikilirken kullanılan ucu çatallı çubuk. : DİKEÇ : DİKELEÇ

Fide veya fidan dikilen yer.:ARIK

Fide yetiştirmek için ayrılmış toprak bölümü.:TAVA

Fide yetiştirmek için ayrılmış toprak. : TAVA

Fihrist. : KATALOG

Fiiller,eylemler anlamında eski söz. : EFAL

Fiillerin zarf olarak kullanılan şekilleri,bağfiil.: ULAÇ

Fildişi kıyısı plakası. : Cİ

Filika büyüklüğünde bir deniz teknesi,küçük vapur,istimbot. : ÇATANA

Filipinler’de yetişen,dokuma maddesi elde edilen bir tür muz ağacı.:MANİLA KETENİ

Filipinlerde yetişen ve Manila keneviri adlı elyafı veren muz türü. : ABAKA

Filistin Direniş Hareketi. : İ NTİFADA

Filizlenmek.:CÜCÜKLE NMEK

Film seslendirmelerinde,t iyatro oyunlarında hareketlere uygun seslerin özel bazı yöntemlerle çıkartılması işlemi.:EFEKT

Filmin başlangıç yazıları. : JENERİK

Filmin kurgusu açısından bir bütün oluşturan plan dizisi. EKANS

Finlandiya parlamentosuna verilen isim. : EDİSKUNTA

Finlandiya’da göl.:İNARİ

Finlandiya’nın plaka işareti. F

Fistül.:AKARCA

Fiyatların düşmesini önlemek için ürünlerin piyasaya sürülmeyip tahrip edilmesine verilen ad ARDANİZM

Fizik biliminin ışık olaylarını inceleyen kolu. PTİK

Fizikte bir iş birimi. : JUL

Formika görünümlü sunta .: SUNTALAM

Fosforun simgesi. : P

Fotoğraf duyarlığını belirten sayısal değer. : ASA

Fotomekanik işlemlerde duyarlı tabaka önüne yerleştirilen kareli veya ağımsı saydam bir malzemeden oluşan elek.:TRAM

Fransa’da 18. yüzyılın başında çok geçerli olan,kavisli çizgileri bol,gösterişli bir bezeme üslubu.:ROKOKO

Fransa’da bir ırmak. : AİM

Fransa’da bir idari bölge.: AİN

Fransa’nın güneybatısında planlama bölgesi.:AKİTANYA

Fransa’nın kuzey yarısında konuşulan Roman dili lehçeleri. : OİL

Fransa’nın plakası. : FR

Franz Kafka’nın sevgilisi. : MİLENA

Frengi. : SİFİLİS : ŞANKR

Frengiye benzer bir hastalık. : PİAN

Futa. : KİK

Fütüvvet şeyhi.:AHİ

Füzeli mermi veya makinelerin,havaya fırlatılmak için üstüne yerleştirildikleri eğik destek.:RAMPA

20

G

Gabon’da yetişen zakkumgillerden bir ağaç.:İBOGA

Gaetano Donizetti’nin bir operası. : RİTA

Gaf, OT

Gagasındaki deliklerden rüzgar estikçe türlü sesler çıktığına inanılan bir masal kuşu. :MUSİKAR

Galeta ununa bulanarak yağda kızartılan bir çeşit köfte,patates v.s.:KROKET

Galeta ununa bulanarak yağda kızartılmış pirzola.: KOTLETPANE

Gambiya’nın para birimi. : DALASİ

Gametlerde bulunan kromozomların hepsine verilen ad.: GENOM

Gana’nın para birimi.: SEDİ

***rı müslim mezarlığı. : MAŞATLIK

***rı,başka anlamında eski sözcük. : SİVA

Gaz söktürücü bir bitki./ Hoş kokulu ve baharlı meyveleri anason gibi yemeklerde ve içkilerde tat verici olarak kullanılan otsu bitki. : REZENE

Gazel ve kasidenin ilk beytine verilen ad. : MATLA

Gazete,dergi gibi yayınlarda sayfa düzeni.:MİZANPAJ

Gazete.:CERİDE

Gazetecilik dilinde uydurma habere verilen ad. : ASPARAGAS

Gaziantep ve Kayseri yöresine özgü,yoğurt tatlısına benzer bir hamur tatlısı.:NEVZİNE

Gaziantep yöresinde yetişen beyaz bir üzüm cinsi.: RUMİ

Gaziantep yöresine özgü bir cins çörek.:KAHKE

Gaziantep yöresine özgü bir halkoyunu. : AŞEY

Gaziantep yöresine özgü bir tür kebap. : CARTLAK

Gazinolardaki ilgi çekici,eğlendirici gösteri:. ATRAKSİYON

Gazların hareketini inceleyen fizik bilimi dalı.:AERODİNAMİK

Gebe inek. : AVGAN

Gebre otu. : KAPARİ : KEBERE

Gece korkusu.: NYCTOFOBİ

Gece ve gündüzün eşitliği. : EKİNOKS

Gece ziyafetlerinde,galal arda ve gece eğlencelerinde erkeklerin giydikleri,önü açık,ceketi daha çok atlas yakalı takım elbise.: SMOKİN

Gece. : TÜN : ŞEB

Geceler anlamında eski sözcük. : LEYAL

Geceleri sık işeme. : NİKTÜRİ

Geceleyin söylenen ağır ve feryatlı türkülerde uygulanan bir halk ezgisi. : TATYAN

Geceleyin, ateş çevresinde genç erkeklerin davul, zurna eşliğinde oynadıkları bir halk oyunu.: SİNSİN

Gecelik,gömlek,peçet e yapımında kullanılan bir tür ince,yıkanabilir pamuklu kumaş.:ŞİLEBEZİ

Geçen yıl.:BILDIR

Geçerli,akan. : CARİ

Geçici,yeterli etkinliği olmayan. : PALYATİF

Geçim. : MAİŞET

Geçimini orman ürünlerinden sağlayan köylü. : ÇITAK

Geçişme.: OSMOS

Gedik,yarık. : RAHNE

Gelecekçilik.:FÜTÜRİ ZM

Gelen evrak. : VARİDE

Gelenek. : ANANE

Geleneksel Anadolu konut mimarlığında,ahşap yapılardaki çıkmaların altına çaprazlamasına konan dikdörtgen kesitli destek.:ELİBÖĞRÜNDE

Geleneksel Türk evlerinde bulunan raf. : TEREK

Gelibolu yarımadasında eskiçağ kenti.: İDAİON

Gelibolu yöresinde kadınların boydan boya örtündükleri bir tür çarşaf.:ALAVURA

Gelin başlığı. : KEPEZ

Gelin çiçeği.:KALA

Gelin tacı.:KALAK

Gelincik çiçeği. : KIZALAK : KALA

Gelincik.: ARS

Gelinin çeyizi. ÜRÜ

Gelip çatma,girme. : HULUL

Gelip geçici. :ARIZİ

Gelirler. : VARİDAT

Gelişigüzel toplanmış eşya. : DERİNTİ

Gelişigüzel ve dayanıksız yapılmış anlamında: ÇER

Gelişigüzel. : ALELITLAK

Gelişme. : NEŞVÜNÜMA

Gemi bordolarına,küpeştel erine açılan dörtgen biçimli delik.:LOMBAR

Gemi çatmasında eğri parça. ARAÇOL

Gemi demiri.:ÇAPA.:LENGER

Gemi demirinin ucundaki yassı parça.: TIRNAK

Gemi enkazı,batık. : LAŞE

Gemi güvertesinin enine konmuş kirişlerinden her biri. : KEMERE

Gemi için,pervaneyi ters yönde çevirme.: TORNİSTAN

Gemi kiralama : ISKAPARMA

Gemi omurgası.:KARİNA

Gemi safrası. : SABURA

Gemi yada tren yatağı. : KUŞET

Gemi yapılan yer.:TERSANE

Gemi yapım yeri.Gemilerin yükleme ve boşaltma yapması için rıhtımlarla çevrili havuza verilen ad. OK

Gemi zincirinin su içindeki bölümü. : KALOMA

Gemici çırağı,küçük yaştaki tayfa yamağı. : MİÇO

Gemici düdüğü.: SİPSİ

Gemici,işçi gibi kimselerin eğlenmek için gittikleri içkili,danslı yer.:BALOZ

Gemicilerin eğlenmek için gittikleri içkili yer. : BALOZ

Gemicilerin ***ret sözü. : HEYAMOLA

Gemicilikte halat germe. : TİZE

Gemide direklere takılı halatları bağlamak için küpeştenin iç tarafında bulunan delikli ve çubuklu levha.:ARMADURA

Gemide hareket halinde bulunan bir halatın veya zincirin,bir an durdurulması için verilen komut.: ABOSA

Gemide hava bacaları. : MANİKA

Gemide tayfa başı. : LOSTROMO

Gemide teslim satış. : FOB

Gemilerde çeşitli anlamlar taşıyan ışıklı işaretlerin topluca sıralandığı direk.:NOEL AĞACI

Gemilerde denizcilik kurallarına aykırı durum. : KARAVELA

Gemilerde kullanılan demir halka. : ANELE

Gemilerde kullanılan küçük su fıçısı. : KARTEL

Gemilerde mizana direğinin gerisindeki yelken. : RANDA

Gemileri bağlamakta kullanılan üç yada dört kollu halat. : YOMA

Gemileri farklı iki su düzeyinin birinden ötekine geçirmek için yapılan ara havuz. : LOK

Gemileri iskele,rıhtım veya şamandıraya bağlamaya yarayan kalın halat. : PALAMAR

Gemilerin alabileceği yükü belirtmekte kullanılan bir tona eşit birim.:TONİLATO

Geminin saatteki hızını ölçen alet. : PARAKETE

Geminin arkası. : PUPA

Geminin bağlı olduğu limanın adı yazılan düz veya yuvarlak kıç bölümü :AYNALIK.

Geminin başka bir gemiden veya kıyıdan uzaklaşması.:AVARA

Geminin cıvadrasına çekilen üçgen yelken.: FLOK

Geminin çektiği suyu göstermek için baş ve kıç bodoslamaları üzerine konulan işaretler.:KANA

Geminin en geniş yeri. :MASTURİ

Geminin hangi devlete ait olduğunu gösteren bayrak. : BANDIRA

Geminin içindeki en alt bölüm.: SİNTİNE

Geminin ön tarafı. : PRUVA

Geminin rüzgar alan yönü. : ORSA

Geminin rüzgar üstüne veya altına dönmesi için yelkenlerin bazısını gevşetme,bazısını germe işlemi. : TİRAMOLA

Geminin yan kısmı.:BORDA

Geminin zincirini toplayıp demirini kaldırmaya hazır bulunması :APİKO

Genç yanardağların çevresinde,karbondio ksit ve metan gazı ile çeşitli hidrokarbon gazları sızdıran yarık veya delik.:MOFET

Genç,toy. : TORLAK

Genelev işleten kadın,mama.:ÇAÇA

Genelge. : TAMİM

Genellikle 12 Martta görülen,Batı Karadeniz’e özgü şiddetli bir fırtına.:HUSUM

Genellikle altına gömlek veya bluz giyilen örgü kazak. ÜVETER

Genellikle bayramlarda konuklara ikram edilen kokulu bir çörek.:NOKUL

Genellikle beyaz renkli ve damalısı da olan cilalanabilen billurlaşmış kireç taşı. : MERMER

Genellikle bir çok Avrupa ülkesinde giyilen tahta ayakkabı. ABO

Genellikle bir traktörün arkasına monte edilen ve zemini derince kazmaya yarayan alet.:RİPER

Genellikle dondurmanın yanında yenilen bir tatlı bisküvi. : KEDİDİLİ

Genellikle eski bir sanat yapıtının,bir yazıtın çizilerek veya boyanarak yapılmış kopyası.:RÖLÖVE

Genellikle gece kulüplerinde,pavyonl arda genç bir kadının müzik eşliğinde dans edip soyunarak yaptığı gösteri.: STRİPTİZ

Genellikle giysinin yaka,kol,etek çevresine kendi kumaşından veya başka kumaştan geçirilen ince şerit.: BİYE

Genellikle gömlek yapmakta kullanılan,çizgili ve ince bir pamuklu kumaş.:ZEFİR

Genellikle güneşten korunmak için bir yerin üzerine gerilen bez,naylon v.s.’den yapılmış örtü.:TENTE

Genellikle hamsi veya sardalye balığından yapılan zeytinyağlı ve tuzlu balık ezmesine verilen ad. : ANÇÜEZ

Genellikle haşlandıktan sonra salata olarak yenilen,deniz kenarlarında ve tuzlu topraklarda yetişen otsu bir bitki. ENİZ BÖRÜLCESİ

Genellikle Hindistan’da dokunan,özel motifleri olan değerli bir yün kumaş. ŞAL :

Genellikle kadınların denize girerken saçları ıslanmasın diye kullandıkları başlık.:BONE

Genellikle kahveyle birlikte yenilen bir tür çikolata. : TRÜF

Genellikle kışın akan,yazın kuruyan küçük çay : DERE

Genellikle kürkten yapılmış omuz atkısı : ETOL

Genellikle ölçü aygıtlarında gösterge çizelgesi. : SKALA

Genellikle resmi yerlerde,resmi işlerde uyulması gereken kural,yol ve yöntemlerin tümü. EREMONİ

Genellikle şeker hastalarının kullandığı tatlandırıcı : SAKARİN

Genellikle topla yapılan yaylım ateş. : SALVO

Genellikle uluslar arası bir serginin yapımcılığını üstlenen kişi. : KÜRATER : KÜRATÖR

Genellikle Uzakdoğu ülkelerinde B vitamini eksikliğinden doğan bir hastalık. : BERİBERİ

Genellikle Venedik’te kullanılan bir kayık.:GONDOL

Genellikle yakmak için kullanılan iri saman.: KES

General veya amiral aşamasındaki askerler.:ERKAN

Geniş açılı manzara. : PANORAMA

Geniş cadde. : BULVAR

Geniş kulplu kap. : LENGER

Geniş şal. Uzun omuz atkısı. : ETOL

Geniş ve derin bilgisi olan. : MÜTEBAHHİR

Geniş yapraklı bir süs bitkisi. EVE TABANI

Geniş,engin : VASİ

Genişlik. : VÜSAT

Genizsi,genzel.:NAZA L

George William Russell (takma adı). : AE

Gerçeğin doğaya uygun biçimde yansıtılmasını amaçlayan sanat akımı.:NATÜRALİZM

Gerçek olan,gerçeğe yada aslına dayanan. TANTİK

Gerçekleşme.: TAHAKKUK

Gerçekliği ve onun çelişmelerini incelemeye yarayan ve bu çelişmeleri aşmaya yarayan yolları aramayı öngören akıl yürütme yöntemi. İYALEKTİK

Gerçekten,doğrusu. : FİLHAKİKA

Gerekçe. : ESBABI MUCİBE

Gerekli okul eğitimini görmeden kendini yetiştirmiş olan kimse.:ALAYLI

Gerekli,lüzumlu.: BECİT

Gerekli. : MUKTAZİ

Gerekme,gerekçe. : İKTİZA

Gerektiği zaman kullanılmak için saklanan tahıl. : ZAHİRE

Geri alma. : İSTİRDAT

Geri çevirme. : İRCA

Gerilim yokluğu. :ATONİ

Gerilmiş halatla taşıma.Getirip götürme halatı. : VARAGELE

Geriye doğru uçabilen küçük bir kuş. : KOLİBRİ

Gevenden çıkarılan ve kestere de denilen bir tür zamk.: KİTRE

Geveze,sözünü bilmez anlamında yerel bir sözcük.:VAZALAK

Geveze. : RAAT

Geviş getiren hayvanlarda,dört bölümlü midenin dördüncü bölümü.: ŞİRDEN

Gevrek bir elma türü.:FERİK

Gevşek,iş bilmez,tembel. ALPA

Gezegen. : PLANET

Gezgin samuray.: RONİN

Gırtlağın ön tarafında bulunan ve salgısını kana veren bir bez.:TİROİT

Gırtlaktaki aşırı ve süreğen iltihap.:LARENJİT

Gidiş. : AZİMET

Gine’nin para birimi.: SİLİ

Giresun yakınlarında bir burun. : YOROZ

Giriş müziği. : PRELÜD

Girişik bezeme. : ARABESK

Girit’in efsanevi kralı. : MİNOS

Gitar eşliğinde seslendirilen Portekiz halk şarkısı. : FADO

Giyim eşyası alanında uzmanlaşmış moda desinatörü. TİLİST

Giyim süslemede,şapka,çant a ve sepet örmede kullanılan parlak ve renkli şerit.: RAFYA

Giysi kesimi,kesimle verilen biçim. : KUP

Giysi. : LİBAS: ESVAP : FİSTAN

Giysinin kenarına paralel olarak yapılan kendi kumaşından süs. : BİYE

Gizemcilik.: MİSTİSİZM

Gizemli eski yazı.:RUNİK

Gizleme,örtme.: SETR

Gizli oyun. ALAVERE

Gizli yer,köşe bucak. : TUN

Gizli,saklı,gizlenmi ş. İNHAN

Gobene’de denilen bir balık. : TORBİL

Gomalak’da denilen ve cilacılıkta kullanılan hayvansal kökenli reçine.:ŞELLAK

Gonçarov’un,uyuşuk ve iradesiz bir toprak sahibinin portresini çizdiği ünlü romanı. BLOMOV

Gondol’a benzer kayık. : PEREME

Gondolcu şarkısı.:BARKAROL

Göçebe ve yarı göçebe Türkmenler arasında,genellikle ölülerin ardından söylenen ağıt ve bozlağa benzer türkü. : YAKIM

Göçebe,eti için avlanan bir kuş. : ÇULLUK

Göçebelik:. BETAET

Göçücü balıkların Akdeniz’den Karadeniz’e çıkması. : ANAVASYA

Göçücü balıkların Karadeniz’den Akdeniz’e geçmesi. : KATAVASYA

Göğün en yüksek katı.: ARŞ

Göğüs kafesinin iç yüzünü kaplayan ve akciğerleri saran zar. LEVRA


Göğüs kemiği arkasında bulunan iç salgı bezi.: TİMÜS

Göğüs zarı. : PLEVRA

Göğüs,bağır. ÖŞ: TORAKS

Gök bilim.:ASTRONOMİ

Gök boşluğu.:CEVV

Gök cisimlerinin yükseltisini ölçmekte kullanılan araç.:USTURLAP

Gök gürültüsü korkusu.: BRONTOFOBİ

Gök yakut. : SAFİR

Gökçeada’da yurdumuzun batıdaki en uç noktası olan burun. : AVLAKA

Gökçeada’nın eski adı. : İMROZ

Gökkuşağı,eleğimsağm a. : ALAİMİSEMA : ALKIM

Gökova körfezi kıyısında turistik bir belde.:AKYAKA

Gökova körfezinin güney kıyısında doğal güzelliğiyle ünlü bir koy.:BÖRDÜBET

Göktaşı. Taş meteorit. : AEROLİT

Gökteki ay. : MAH

Gökyüzü. : ASUMAN

Gölge. : SAYE

Gölgede kalan taraf.: KUZ

Gölgeler. : ZILAL

Gölgelik. : TENTE

Gölgelik.: SAYEBAN

Gölleri inceleyen bilim dalı. : LİMNOLOJİ

Gömlek. : KAMİS

Gönderme , yollama. : İRSAL

Gönderme kağıdı. : İRSALİYE

Gönlü rahat.Sessiz,sakin. :ASUDE

Gönül alıcı davranış, kompliman.:CEMİLE

Gönül alma.: TALTİF

Görevi sadece şarap dağıtmak olan garson. OMELİYE

Görgülü,terbiyeli,ol gun kimse. : ÇELEBİ

Görgüsüz.:CUDAM

Görkem,ihtişam,şataf at,tantana. EBDEBE.:ŞAŞAA

Görme. : RÜYET

Görsel sanatlar ve müzik alanlarında,1960’lar ın sonlarında NewYork kentinde ortaya çıkan,biçimde aşırı sadeliği ve nesnel yaklaşımı savunan akım.:MİNİMALİZM

Görsel sunumu içeren özel dosya. ORTFOLYO

Görülen alemin ötesi.: MAVERA

Görüngü bilimi. :FENOMENOLOJİ

Görüntüleme.: KLİP

Gösterge bilimi. : SEMİYOLOJİ

Göstergebilim.: SEMİYOLOJİ

Gösteriş,şatafat.:CA FCAF

Gösteriş. :ALAYİŞ

Gösteriş.:ALAYİŞ

Gösterişi seven,varlıklı kimse.: KALANTOR

Gösterişi ve özentisi olmayan. : BABAYANİ

Gösterişsiz,sade yaşamaktan yana olan.:KALENDER

Gösterme,ortaya çıkarma. : İZHAR

Götürü iş yapan.: TAŞERON

Götürü,toptan. : KABALA

Gövde heykeli. : TORS

Gövdesi , kabuğu soyulduktan sonra yenilen veya turşusu yapılan yumru köklü,beyaz çiçekli ve otsu bir bitki. : GİMİ

Gövdesi Hindistan cevizi kabuğundan yapılmış uzun saplı saz.: REBAP

Gövdesi kızıl kırmızı,ayakları ve yelesi siyah renkli olan at. ORU

Göz alıcı parlak renkleri olan bir papağan cinsi.:ARA

Göz alıcı,göze çarpıcı. : FRAPAN

Göz bebeği.:HADEKA

Göz çukuru. :ÇANAK

Göz tansiyonu.:GLOKOM

Göz. İDE

Gözbağcı,büyücü. : RAİB

Gözde iris ile billur cisim arasında bulunan boşluk. : ARTODA

Gözde sarıya çalan kestane rengi. : ELA

Gözdeki ağ tabaka. : RETİNA

Gözdeki arpacık.:İT DİRSEĞİ

Gözdeki billur cismin saydamlığını yitirerek ağarmasından ileri gelen körlük,aksu.:KATARAK T

Göze takılan mercek. : LENS

Gözle görülmeyen,yapay olarak elde edilip tıpta kullanılan bir ışınım,ultraviyole.: MORÖTESİ

Gözlemevi. : OBSERVATUAR

Gözler,pınarlar,kayn aklar. : UYUN

Gözleri ağrılı ve kirpikleri dökülmüş kimse.:CİPİ

Gözleri görmeyen. : AMA

Gözpınarları. : AMAK

Gözün içini aydınlatıp görmek ve gözü muayene etmek için kullanılan aynaya verilen ad. FTALMOSKOP

Gözün ön odasına kan dolması.: HİFEMA

Gözüpek. : ACAR

Gözyaşı ile ilgili. : LAKRİMAL

Gözyaşı kanalcığı içinde oluşan taş. AKRİYOLİT

Gözyaşı.: EŞK

Gramerde çıkma durumu.:ABLATİF

Gramerde özne.: SÜJE

Granitle aynı kimyasal yapıda,içinde mikrolitler olan kayaç.:LİPARİT

Gri renkli,sise benzeyen fakat yere kadar inmeyen bulut tabakası,katmanbulut . TRATUS

Gri veya sarı renkte,etçil bir sinek cinsi.Çulluk sineği.:YEPTİS

Grip,paçavra hastalığı.:ENFÜANZA

Grup,kategori. : ULAM

Guatemala’nın para birimi.:KETZALİ

Guatr. : GUŞA

Gurbete gitme.:CELA

Gurbette yaşayan.:ELGİN

Gurur. : AZAMET

Gübre,tezek. :KEMRE

Gücenme.:İĞBİRAR

Gücü tükenmiş,yorgun,bitk in.: ARGIN

Gücü’de denilen ve bez tezgahında ipliği ayarlayan tarak.:NİRE

Gücünden yararlanmak için elde edilen buhar. : İSLİM

Güç vermek,güçlendirmek. EKİTMEK

Güçlü ve gösterişli,iri yarı kadın.:BABAÇKO

Güçlü,kuvvetli,sağla m. : BEKEN

Güçlü,şiddetli etki. : ZARP

Güçlük,sıkıntı.:MEŞA KKAT

Güçsüz düşmek,yorulmak.:FAR IMAK

Güldürücü öyküler,fıkralar anlatıp hoş ve şaşırtıcı sözler söyleyerek halkı eğlendiren kimse.:NEKRE

Güleç,güler yüzlü.:BESİM

Güleç.:BESİM

Güler yüzlü.:BEŞUŞ

Gülgillerden bir ağaç ve bu ağacın muşmulaya benzeyen yemişi. : ÜVEZ

Gülgillerden bir ağaç.:ÜVEZ

Gülgillerden yabani bir ağaç ve bu ağacın mayhoş yemişi.:ALIÇ

Güllük körfezi kıyısında,Milas ilçesine bağlı turistik bir köy.: KIYIKIŞLACIK

Gülme,gülüş.: HANDE

Gülünç bir biçimde giyinip süslenen kadın.:RÜKÜŞ

Gülünç derecede dar ve kısa giyinmiş olan. : ZİBİDİ

Gülüş. : HANDE

Gülüt. : GAG

Gümüş balığı. : ATERİNA

Gümüş balığına benzer bir küçük balık. : ÇAMUKA

Gümüş parlaklığında,biline n en hafif element.: LİTYUM

Gümüş parlaklığında,demir sertliğinde,kolay işlenir ve kolayca tel durumuna getirilir bir element.:NİKEL

Gümüş üstüne özel bir biçimde kurşunla işlenen kara nakış. AVAT

Gümüş,altın tellerden süsleme. : TELKARİ

Gümüşbalığının küçüğü. : AFİS: İLARYA

Gümüşhane ilinde,kayak merkezi olan bir dağ. : ZİGANA

Gümüşhane ilinde,sarkıt ve dikitleriyle ünlü bir mağara.:KARACA

Gümüşhane’nın Şiran ilçesi yakınlarında bir şelale. : TOMARA

Gümüşhane’nin Şiran ilçesi yakınlarında bir şelale.:TOMARA

Gümüşhane’nin Torul ilçesinde,tabiat parkı kaps***** alınan 18 krater gölünün ortak adı.:ARTABEL

Gün doğusundan esen hafif ve tatlı rüzgar. : SABA

Gün. : RUZ

Günahtan dönme.: TÖVBE

Günahtan sakınma,züht. : TAKVA

Gündüz sefası. : KAHKAHA ÇİÇEĞİ

Güneş ışığını soğurarak bitkilerde karbon özümlemesini sağlayan ve bitkilere yeşil renklerini veren madde. : KLOROFİL

Güneş odası. : SOLARYUM

Güneş.: AFİTAP.: ŞEMS

Güneşin battığı yer, batı. : MAĞRİP

Güneşin doğduğu yer,doğu. : MAŞRIK

Güneşin doğması. : TULU

Güneşin yedi rengini ayrıştıran spektroskop.: TAYFBİN

Güneşte veya hafif alevde kurutulmuş et.:KADİT

Güneşten yayılan ısı miktarını ölçmeye yarayan alet.: HELYOGRAF

Güney Amerika’da yaşayan bir cins deve kuşu.: REA

Güney Afrika Cumhuriyeti’nin yönetsel başkenti. RETORİA

Güney Afrika Cumhuriyetinde doğmuş veya uzun süredir orada yaşayan ve Afrikaans dili konuşan beyaz ırktan kişiler.:AFRİKANER

Güney Afrika Cumhuriyetinin plakası. : ZA

Güney Amerika ırmaklarında yaşayan bir balık. ORADO

Güney Amerika kemiricisi: AGUTİ

Güney Amerika ormanlarında yaşayan,mavi ve yeşil metalik yansımalı bir kuş.:AGAMİ

Güney Amerika yerlilerinin oklarına sürdükleri çok güçlü bitkisel zehir. : KÜRAR

Güney Amerika’da üretilen kaliteli bir kahve cinsi. : ARABİKA

Güney Amerika’da yaban hayvanlarını yakalamakta kullanılan kement.:LASO

Güney Amerika’da yaşayan büyük su yılanı. : MUSURANA

Güney Amerika’da yaşayan iri kemirici bir hayvan. AKARANA

Güney Amerika’da yaşayan uzun kuyruklu bir tukan türü. : ARAKARİ

Güney Amerika’nın sıcak ve bataklık bölgelerinde yaşayan bir kuş. : HOAZİN

Güney Anadolu’da yabani olarak bulunan ve bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilen kırmızı çiçekli otsu bir bitki. : NAKIL

Güney Anadolu’daki konar göçer Türkmenler arasında göç kervanını yöneten genç kıza verilen ad. : ALADORLAR

Güney Ege ve Akdeniz kıyısı bölgelerimizde Çipura balığına verilen ad. :ALYANAK

Güney kutbunda yaşayan bir kuş. ENGUEN

Güney ve Güneydoğu Anadolu da halk arasında domatese verilen ad. : BANADURA

Güney yarımkürede bulunan parlak yıldız,Yıldırak.: SÜHEYL

Güney,güney rüzgarı,kaba yel. : LODOS

Güneydoğu Asya’da özellikle Laos’ta kullanılan ağızlı org. : HEN

Güneydoğu Anadolu ile Irak Türk bölgesinde ezgiyle söylenen mani. : HOYRAT

Güneydoğu Anadolu’da antik kent.:ZEUGMA

Güneydoğu Anadolu’da yetiştirilen yerli koyun ırkı. : İVESİ

Güneydoğu Anadolu’ya özgü acı kahve. : MIRRA

Güneydoğu Anadolu’ya özgü,çekilmiş mercimek,bulgur ve soğanla yapılan bir yemek.:KÖLÜKAŞI

Güneydoğu Asya Uluslar Birliği’nin simgesi.:ASEAN

Güneydoğu Asya’da bir ırmak. : İRAVADİ

Güneydoğu Asya’da yaşayan kuyruklu bir maymun.:MAKAK

Güneydoğu Asya’da yaşayan yabani öküz. : BANTENG

Güneydoğu Asya’da yetişen ve mobilya yapımında kullanılan bir cins kamış.:RATAN

Gün-gece eşitliği : EKİNOKS

Günlük yaşama ait küçük ve geçici belgeleri toplama şeklinde koleksiyonculuk. : EFEMERA

Gür erkek sesi. AVUDİ

Gürcistan’ın başkenti. : TİFLİS

Güreş meydancısı.:CAZGIR

Güreşler için boğa yetiştiren kimse.:GANADERO

Güreşte bir oyun.: KAFAKOL

Güreşte bir oyun.:BOYUNDURUK.:KU RTKAPANI. ALMA:ÇİPE

Gürgengillerden,kere stelik bir ağaç cinsi.:HUŞ

Gürültü patırtı. AĞDAĞA

Gürültü,patırtı,tela ş,karmakarışık durum.: DAĞDAĞA

Güven mektubu.:İTİMATNAME

Güvercin kanadı. : CENAHI KEBUTER

Güvercin. : KEBUTER

Güverte locasının altındaki demir kol. : KASTANYOLA

Güzel avrat otu.:BELLADONNA

Güzel avrat otundan elde edilen ve hekimlikte yararlanılan zehirli bir madde. : ATROPİN

Güzel çiçekli bir süs bitkisi. : KANA

Güzel koku. : RAYİHA

Güzel koku.:ARF

Güzel kokular.:ITRİYAT

Güzel kokulu beyaz çiçekler açan ağaççık.:FUL

Güzel kokulu bir kavun türü. : ŞAMAMA

Güzel kokulu çiçekleri olan tırmanıcı bir bitki.:HANIMELİ

Güzel kokulu,değişik renkli çiçekleri olan bir süs bitkisi.: ŞEBBOY

Güzel kokulu,sarı renkte,uzunca bir kavun türü.:TOPATAN

Güzel kokulu.: ITRİ

Güzel konuşma yeteneği. : NATIKA

Güzel sanatlar evi. ARÜLBEDAYİ

Güzel sesli bir kuş.:İSKETE

Güzel sesli ötücü bir kuş. : İSKETE

Güzel sevgili. : NİGAR

Güzel söyleme ve yazma yeteneği. : SELİKA

Güzel söz söyleyen,konuşkan. İLBAZ

Güzel ve faydalı şeyler.:BEDAYİ

Güzel ve inandırıcı konuşma.:CERBEZE

Güzel yüz. İDAR

Güzel,hoş (kadın). : RANA

Güzel,hoş,nefis.: OFLAZ

Güzel,ince,zarif kadın.Ceylan.: AHU

Güzel,iyi kadın anlamında kullanılan bir sözcük : HASNA

Güzel,sevimli insan.:GÖKÇEK

Güzel. : NİK

Güzeli en üstün,en yüce değer sayan kişi.:ESTET

H

Haberci,ulak. : KARAKULAK

Haberleşmeye yarayan bir tür süratli vapur.: AVİZO

Habeş piskoposlarına verilen ad. : EBUNA

Habeş soylusu. : RAS

Habeş Yahudi’si.:FLAŞA

Hac sırasında kesilen kurban.: HEDİ

Hacim,oylum. : CİRİM

Haç : ÇARMIH

Hafıza kaybı : AMNEZİ

Hafif esinti.:İPİLTİ

Hafif kadifemsi bir görünüş kazandırılmış sığır derisi. : NUBUK

Hafif yağmur,serpinti.:ÇİL ENTİ

Hafif yaralama : HACAMAT

Hafniyum’un simgesi. : HF

Haiti kökenli bir dans ve müzik.:MAMBO

Haiti kökenli,rumba ve çaça’ya benzeyen bir dans.: MAMBO

Haiti plakası. : RH

Hak ve adalete uygunluk.: NASFET

Hakim,başat,başta gelen. OMİNANT

Hakkı devretme.: TEMLİK

Haksız olarak alınan toprak,mal. : ASABALIK

Haksızlık,kıygı. : GADR (GADİR)

Hala.:BİBİ : ÇİÇE

Halat gibi örülmüş iplik çilesi. : TURA

Halat ucu.: ÇIMA

Halat yumağı.: RODA

Halatların dikişlerinde kullanılan demir veya ağaç kama.: KAVELA

Halatta kaymayı önleyen bir düğüm biçimi.:KROPİ

Halı dokuma tezgahı.:ISDAR

Halı ve jakar dokuma sanayinde çözgü ipliği. : KORD

Halı veya kilim dokunan tezgah. : ISDAR : ISTAR

Halı,kilim veya bez dokuma tezgahı. : HAMA: HANA

Halıcılıkta iplik düğümlerini sıkıştırma topağı. : KİRKİT

Halk arasında yaban arısına verilen ad. : SARICA

Halk arasında ekini biçilip kaldırılmış tarlaya verilen ad. : KOZAN

Halk arasında Eylül ayına verilen ad.:VERİMAY

Halk arasında hindiye verilen ad. : CULUK

Halk arasında,herkesin söylediğini yapan,iltifat meraklısı kimseye verilen ad.:EFELEK

Halk bilgisi.:FOLKLOR

Halk dilinde etek anlamında kullanılan sözcük.: YEKTE

Halk dilinde abla.: MADAMA

Halk dilinde acı pul biber. : İSOT : ISIOT

Halk dilinde ağıl.: ARKAÇ

Halk dilinde atasözüne verilen ad. : ORAÇLAMA

Halk dilinde avare,işe yaramaz.:AVARA

Halk dilinde babanın kız kardeşi,hala. : EME : EMETİ: BİBİ

Halk dilinde badem. : PAYAM

Halk dilinde bahane. : MAHNA

Halk dilinde boşboğaz,söz taşıyan. : YALAK

Halk dilinde büyük heybe.:ARTMAK

Halk dilinde çay demliğine veya küçük güğüme verilen ad.: HALASTAR

Halk dilinde çekül sözcüğünün aldığı biçim.:ŞAVUL

Halk dilinde çoban köpeği.:KARABAŞ

Halk dilinde çuvala verilen ad.:KELETE

Halk dilinde dikenlik anlamında kullanılan sözcük. İYEŞ

Halk dilinde dilsiz.:TAT

Halk dilinde ekilmeden bırakılmış tarlaya verilen ad. : KEN

Halk dilinde kardeş. : KADA

Halk dilinde kemik veremi.:AKARCA

Halk dilinde kertenkeleye verilen ad.:ELÖPEN

Halk dilinde keser.:KERKİ

Halk dilinde kır lalesine veya gelincik çiçeğine verilen ad.: PAMPAL

Halk dilinde klitoris,bızır. ILAK

Halk dilinde köylerde hekimlik yapan kimselere verilen ad. TÇU

Halk dilinde küme,topluluk anlamında kullanılan sözcük.:ÇOM

Halk dilinde lor peynirine verilen ad. : ÇOMA

Halk dilinde mısır.:LAZUT

Halk dilinde mızıkçı,yaygaracı,gü rültücü anlamında kullanılan sözcük.:KACARA

Halk dilinde minnet.: MÜDANA

Halk dilinde mutfağa verilen ad.:TAKANA

Halk dilinde otlak.:ÖRÜ

Halk dilinde parıltı.: IŞILAK

Halk dilinde pestil.: BASTIK

Halk dilinde sazlık yer.: KOVALIK

Halk dilinde sebze bahçesi.:AVAR

Halk dilinde semavere verilen ad.:KAVAZ

Halk dilinde semizotuna verilen ad. : PİRPİRİK

Halk dilinde serçeye verilen ad. : DARICAN

Halk dilinde sincap.:ÇEKELEZ

Halk dilinde sperm,meni. : ATMIK

Halk dilinde şaka anlamında kullanılan sözcük.:HORATA

Halk dilinde şarbon hastalığına verilen ad. : YAKMA

Halk dilinde Temmuz ayı.: ORAKAYI.

Halk dilinde termometreye verilen ad.:I*****TE

Halk dilinde yabani tereye verilen ad : ISPATAN

Halk dilinde yanık,yırtık.. : YİRİK

Halk dilinde yenge anlamında kullanılan sözcük. : BULA

Halk edebiyatında aşk,özlem gibi duygusal konuları işleyen şiir türü.: GÜZELLEME

Halk edebiyatında mahlas anlamında kullanılan sözcük.:TAPŞIRMA

Halk edebiyatında uyağa verilen ad. : AYAK

Halk hekimliğinde gaz söktürücü ve antiseptik olarak kullanılan,aynı zamanda kimi yiyeceklere de katılan bir cins ceviz. : MUSKAT

Halk oylaması.: REFERANDUM

Halk tarafından sevilme,tutulma. : POPÜLARİTE

Halk,topluluk.:CUMHU R

Halkalar geçirilerek yapılmış veya zincirden örülmüş zırh.:CEBE

Halojenler gurubunun dördüncü ametali olan yalın cisim. : İYOT

Halterde kaldırılması gereken alet. : BAR

Ham demir madeninin eritildiği büyük ocak,fırın.:HADDEHAN E

Ham deriden yapılan köylü ayakkabısı.:ÇARIK

Ham ile olgun arası. : ALASULU

Ham ipeği iplik ve ibrişim durumuna getiren kimse.:KAZAZ

Ham ipekten yapılmış astarlık kumaş. : SOF

Ham keten rengi. : EKRU

Ham olarak yenilen badem,erik,kayısı gibi yemişler.:ÇAĞLA

Ham üzüm. : KORUK

Hamal semeri. : ARKALIK

Hamalların yük taşırken kullandıkları arka yastığı.:ARKALIK

Hamam böceği.:KAKALAK

Hamam. : YUNAK

Hamamda kese yapan erkek. : TELLAK

Hamamlarda musluk altında bulunan ve su biriktirmek için kullanılan mermer veya taş tekne.:KURNA

Hamle.: SAVLET

Hamsi,Sargan gibi küçük balıkları tutmakta kullanılan balık ağı : BARABAT

Hamsigillerden bir balık. : TİRSİ

Hamur durumundaki ekmeklerin, fırına atılmadan önce, içine konulduğu oyuk gözlü tahta.: BİNİT

Hamur açılırken tezgaha yapışmaması için serpilen un.:UĞRA

Hamur açılırken yapışmaması için un serpmek.:UĞRALAMAK

Hamur tahtası. : SENİT

Hamur teknelerini kazımaya yarayan araç.:ISIRAN

Hamuru ovalayarak yapılmış kırıntılarla pişirilen çorba. : OVMAÇ

Hamurun fırına verilmeden önce dinlendirildiği , üzerinde bekletildiği tahta. : PASA

Hamurun kızgın sac üzerinde pişirilmesiyle yapılan bir tür tatlı.:AKITMA

Hanay. :AVLU

Hanım,hanımefendi.:B ANU

Hanigiller familyasından bir balık türü.: LAKOZ

Hanigillerden bir balık türü. RFOZ

Hanigillerden,Akdeni z ve Ege’de yaşayan lezzetli bir balık.:LAHOS

Hap. : DRAJE

Haraç.:BAÇ

Hare.Bir yüzeyde renk dalgalanması sonucu görülen parlaklık. : MENEVİŞ

Hareket etmeyen,kımıldamayan ,sakin. İNGİN

Harfler,kısaltmalar kümesi. : LOGO

Harfler.:HURUFAT

Harita çıkarmaya yarayan bir aygıt.: PLANÇETE

Haritacı.: KARTOGRAF

Haritasını çıkarmak için bir araziyi üçgenlere bölme işi. : NİRENGİ

Harman aktarma ve sap yükleme işlerinde kullanılan tarım aracı.Dirgen.Yaba : ANADUT .

Harman kaldırıldıktan sonra yerde kalan toprak,çöp ve samanla karışık tahıl taneleri.:BADAS

Harman yerlerindeki hububat döküntülerini toplayan kişi. : AFARACI

Harran ovasında ünlü bir ören yeri. : SOGMATAR

Harzemşahların ilk hükümdarı.: ANUŞTİGİN

Has ekmek. : FRANCALA

Has,mahsus. :ÖZE

Hasankeyf ilçesini sular altında bırakacak olan baraj.: ILISU

Hasattan sonra tarla veya bahçelerde kalan ürünleri toplama.:BAŞAKLAMA

Hasırdan örülmüş kulplu torba.:ZEMBİL

Hasırotu,saz,kamış.: KOFA

Hasta dinleme aleti. : STETESKOP

Hasta. : SAYRI : BİMAR

Hastalığın bedene yerleşmesi.:RES

Hastalık etkenlerini zararsız duruma getirmek için vücudun çıkardığı madde. : ANTİKOR

Hastalık etkenlerini zararsız duruma getirmek için vücudun çıkardığı madde.:ANTİKOR

Hastalık nöbeti,kriz. : AKSE

Hastalık,dert.: ÇOR

Hastalıklar bilimi. : PATOLOJİ

Hastalıklar. : EMRAZ

Hastalıkların kimyasal maddelerle tedavi yöntemi.:KEMOTERAPİ

Hastalıkların nedenini araştıran bilim. : ETİYOLOJİ

Hastalıktan sonraki iyileşme. :İFAKAT

Hastanelerde perhizsiz hastalara etlisi tatlısıyla verilen tam yemek.: ALTIDAN

Hastanın veya yakınlarının,onun daha önce geçirmiş olduğu hastalık ve sağlık durumları hakkında hekime verdiği bilgilerin tümü.: ANAMNEZ

Hat sanatında birkaç kağıdın,suları ters yönde olmak üzere üst üste yapıştırılmasıyla elde edilen mukavva.:MURAKKA

Hata ,/ hatalı pul. : ERÖR

Hatay ili Reyhanlı ilçesinde arkeolojik höyük. : AÇANA

Hatay yöresine özgü,cevizli bir hamur tatlısı.:KEREBİÇ

Hatay yöresine özgü,yan yana tutturulmuş iki kamış düdükten yapılmış çifte kaval.:ARGUN

Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde Tel Açana’da denilen ünlü höyük.:ALALAH

Hatıra,yadigar. : ANDAÇ

Hatırlayan. : ANAN

Hava basıncını ve dolayısıyla bir yerin yüksekliğini ölçen alet,basınç ölçer.:BAROMETRE

Hava basınç birimi.: BAR

Hava korkusu. : AEROFOBİ

Hava yutma. : AEROFAJİ

Havacı bülteni. : NOTAM

Havada oksitlenmeyen bir element.:KROM

Havada on milyonda bir oranında bulunan bir asal gaz. : KSENON

Havadaki toz taneciklerini ölçmeye yarayan araç.:AEROSKOP

Havadar. : YELEÇ

Havagazı lambasının ucu. : BEK

Havai. : YELEME

Havari.:APOTR

Havaya fırlatılan bir plakanın vurulması ilkesine dayanan atıcılık dalı.: TRAP

Havuca renk veren madde. : KAROTEN

Havuç. : YEREGEÇEN

Havuç.: YEREGEÇEN

Havuz,göl,akarsu,den iz,okyanus gibi sulara ait ekosistemlerin herhangi bir derinliğindeki su tabakalarında,su hareketiyle sürüklenen veya yavaş olarak yüzen,hayvan ve bitkilerden oluşan mikroskobik büyüklükteki organizmalar. : PLANKTON

Hawai adalarına özgü gitara benzer dört telli çalgı. : UKULELE

Hawai inanışında savaş tanrısı. : KU

Hawai’de karşılama veya uğurlama anısı olarak verilen,çiçekten yapılmış kolye.:LEY

Hayal. : İMGE

Hayat hikayesi.:BİYOGRAFİ

Haydut,eşkıya. : ŞAKİ

Haylaz,serseri. : NABEKAR


Hayvan bilimci. : ZOOLOG

Hayvan boyunduruğu. : TASMA

Hayvan çulu.ALIK

Hayvan derisinden yapılmış kırbaç.:ÇAVUN

Hayvan korkusu.: ZOOFOBİ

Hayvan pisliği.:TERS

Hayvan postundan başlık. : KALPAK

Hayvan vebası. : MALKIRAN

Hayvan yavrusu.:BALAK

Hayvan,balık,sebze,m eyve gibi yiyecekleri,yerinden getirerek toptan satan kimse.:MADRABAZ

Hayvanca duygu.:BEHİMİ

Hayvanı avcılığa alıştırma. : BAV

Hayvanı otlatmak. : OTARMAK

Hayvanın bir yanındaki yük.:TAY

Hayvanın iki ayağını iple bağlayarak yapılan köstek. UŞAK

Hayvanlar veya hayvan yaşamı ile ilgili Yunanca öntakı: ZOO

Hayvanlara yedirilen bir çayır bitkisi./Bir tür sümbül. : NARDİN

Hayvanları çayıra bağlamaya yarayan kalın ip.Hayvan bağlanan ip. : ÖRK

Hayvanları nallayan kimse.:NALBANT

Hayvanların beğenmeyerek yemedikleri iri kalbur üstü taneler. : İRİNTİ

Hayvanların eskiyen nallarının çivilerini değiştirme işlemi.: KAYAR

Hayvanların kemik ve kıkırdak gibi dokularından yada bitkisel yosunlardan elde edilen saydam ve renksiz bir madde.:JELATİN

Hayvanların saman,ot,mısır sapı gibi kışlık yiyeceği.: ALAF

Hayvanların su içtikleri taş veya ağaçtan oyma kap.: YALAK

Hayvanların,özellikl e atların alınlarında bulunan ve burunlarına doğru uzanan beyaz leke.:AKITMA

Hazır. : AMADE: ANIK

Hazreti Muhammed’e yardım eden ve İslamiyet’in yayılmasına hizmet eden kimseler.:ENSAR

Hazreti Muhammed’in aile üyelerine verilen ad. : ALİABA

Hazreti Ebubekir’in lakabı.:ATİKA

Hazreti Muhammed’in hayatını anlatan kitap. : SİYER

Hazreti Muhammed’in siyah renkli sancağının adı. : UKBA

Hecelerin uzunluk ve kısalık,kapalılık yada açıklık değerlerine göre türlü ses kalıplarından oluşan Divan Edebiyatı nazım ölçüsü. : ARUZ

Hediye verilen levha. : ŞİLT

Hediye,bahşiş. : ATİYYE

Hekim,otacı. İRGER

Hekimlik taslama.: OLÇUM

Hekimlikte iştah açıcı olarak kullanılan bir bitki. : KANTİYANE

Hekimlikte kullanılan,sütleğeng illerden bir bitkinin verdiği zamk ve özsu.:TIGALA

Hektar. : HA

Hele,özellikle. : BAHUSUS

Hem ısıtmaya,hem de üzerinde yemek pişirmeye yarayan büyük mutfak sobası.:KUZİNE

Henüz mayalanmamış üzüm suyu. : ŞIRA

Henüz olgunlaşmamış ekşi üzüm.:KORUK

Her biri başka perdede bir sıra kamış düdük,musikar.:MISKA L

Her dizenin ilk harfi yukarıdan aşağıya doğru okununca ortaya bir söz çıkacak biçimde düzenlenmiş manzume.: AKROSTİŞ

Her iki küreği bir kişi tarafından çekilen ve birden üç çifteye kadar küreği bulunan savaş gemisi filikası. : PATALYA

Her şeyin evveli,tazesi,turfan da. : REYAN

Her tür organik yağa verilen ad. : LİPİT

Her tür organik yağa verilen ad.: LİPİT

Her türlü gösteriş ve dünya kaygılarından uzak kalmayı öğütleyen Sünni tarikatı.:MELAMİLİK

Her yanı görmeye elverişli,camlı çatı katı veya taraça,kule.: CİHANNÜMA

Her yiyeceğe canı çeken. : EKTİ

Her zaman olduğu gibi.:BERMUTAT

Her zaman. AİMA

Herek.:İSPALYA

Herhangi bir kişinin, malın yada durumun niteliklerini öğrenmek için toplanan bilgi. : RANSEYMAN

Herhangi bir değerli taş yada metali sabitleştirmekte kullanılan yapışkan madde. : ROKELA

Herhangi bir eserin tanıtılması,okunması ,yorumlanması veya bir sanatçıyı anma amacıyla düzenlenen toplantı.: MATİNE

Herhangi bir nedenle armağan kabul edenin vermek zorunda olduğu karşılık.:AVİYET

Herkes tarafından kabul edilebilecek bir temele bağlanamayıp yalnız bir kişinin kendi kanısına dayanan. : İNDİ

Hesap defteri.:EVAR

Hesap sahiplerine bankaca gönderilen mektup. : AVİ

Hesap ve kumanda işlerini gerçekleştirmeye yarayan elektronik devre.:MATRİS

Heyecan veren edebi üslup. Dokunaklı,etkili. : PATETİK

Heyelan. : KAYŞA

Heykel,abide anlamında yerel sözcük.:ANAK

Heykel,sütun gibi şeylerin üstüne konulduğu parça,ayak,taban. : DURAÇ

Hıristiyan sanatında ellerini kaldırmış dua eder durumda canlandırılmış insan figürüne verilen ad. : ORANS

Hıristiyan bayramı. : YORTU

Hıristiyan beyi. : TEKFUR

Hıristiyan sanatında ölü İsa’nın vücudunu kollarında tutan Meryem betimlemesi. : PİETA

Hıristiyan sanatında,Meryem Ana ile çocuk İsa’yı gösteren heykel veya resim.:MADONNA

Hıristiyan ve Musevilerde gelinin güveye verdiği para veya mal.: DRAHOMA

Hıristiyanların büyük perhize girmek üzere bulundukları günler.:APUKURYA

Hıristiyanlıkta ermiş.: AZİZ

Hıristiyanlıkta kilise tarafından verilen cemaatten kovma cezası. : AFOROZ

Hıristiyanlıkta kilise tarafından verilen cemaatten kovma cezası.: AFOROZ

Hıristiyanlıkta küçük kilise yapısı veya büyük bir kilisenin içinde bir azize adanmış ibadet yeri.:ŞAPEL

Hıristiyanlıkta,ilk günahı silmek ve Hıristiyanlaştırmak amacıyla yapılan kutsal işlem.:VAFTİZ

Hırsızlık yapma şeklinde beliren hastalık.: KLEPTOMANİ

Hırslı.:MUHTERİS

Hırvatistan ve Slovakya’da bir kont tarafından yönetilen toprağa verilen ad. : ZUPA

Hız ve manevra yeteneği bakımından üstün niteliklere sahip küçük savaş gemisi,muhrip. ESTROYER

Hızı saatte 120 km’yi geçen çok şiddetli ,yağmur getirmeyen fırtına. : URAGAN

Hızla dönen rüzgarların oluşturduğu şiddetli siklon fırtınası. : TORNADA

Hicri takvimde 22 Aralık 31 Ocak arası.Kırk günlük kış dönemi. : ERBAİN

Hiç görülmemiş,alışılmam ış,şaşılacak veya yadırganacak şey.Ucube.: ACİBE

Hiçbir heyecan yada zihin etkisiyle uyarılmayan ruh dinginliği. : ATARAKSİYA

Hiçbir koşula bağlı olmayan,istediği gibi davranabilen. : ERKİN

Hikaye,fıkra.:KISSA

Hilal. : AYÇA

Hile,düzen. : DEK: AL

Hileci. EKBAZ

Hilekar. : AYYAR

Himalaya dağlarında doruk.:APİ

Himalayalar’da yaşadığına inanılan “kar adam”a verilen ad. : YETİ

Hindistan kökenli evcil bir sığır türü.: ZEBU

Hindistan plakası. : İND

Hindistan Prensesi .Raca karısı. : RANİ

Hindistan Prensi. : RACA

Hindistan ve Endonezya’da yetişen,kabuğundan kinin çıkarılan bir ağaç. : KINAKINA

Hindistan ve Malezya ormanlarında yaşayan ilkel maymun. : LORİS

Hindistan yarımadasında yaşayan kuyruksuz,çok uzun kollu maymunların ortak adı.:JİBON

Hindistan’a özgü,güreşle ragbinin karışımı olan bir spor.:KABADDİ

Hindistan’da bitkisel elyafla dokunan bir cins tafta. : DARİDAS

Hindistan’da Ekber döneminde büyük eyaletlere verilen ad. : SUBA

Hindistan’da kastlar halinde değil de kabileler halinde örgütlenmiş ve kültürleri Hindu olmayan yerli halk.:ADİVASİ

Hindistan’da kocasının cesediyle birlikte ateşe atılan ve ermiş sayılan kadın. : SATİ

Hindistan’da yetişen bir ağaç. : RİTA

Hindistan’da yetişen bir bitki. : HALİLE

Hindistan’da yetişen tırmanıcı bir karabiber ağacı. : BETEL

Hindistan’da, bir din büyüğünün çevresinde toplananların birlikte oturup eğitildikleri yer : AKRAMA

Hindistan’ın güneyinde konuşulan bir dil. RAVİD

Hindistan’ın para birimi.:RUPİ

Hinduizm,Budizm ve Caynacılığın bazı mezheplerinde Batıni (içrek) uygulamaları konu alan çok sayıda metnin ortak adı.: TANTRA

Hinduizm’de servet ve iyi talih tanrıçası.:LAKŞMİ

Hinduizm’in temel ilkesi olan,hiçbir varlığı incitmeme erdemi.:AHİMSA

Hinduizmin en büyük tanrılarından biri.:ŞİVA

Hinduların kutsal kitabı. : VEDA

Hint bademi. : KAKAO

Hint edebiyatında bir çeşit epik dram. : NATAKA

Hint İran dil grubuna verilen ad. : ARİ

Hint irmiği. : SAGU

Hint kenevirinden çıkarılan esrara eskiden verilen ad.:HAŞİŞ

Hint kertenkelesi.:İGUANA

Hint mitolojisinde ayin içkisinin elde edildiği bitkiyi kutsallaştırma. : SOMA

Hint mitolojisinde fırtına ve yağmur tanrısı. Hindistan’da Veda tanrılarının en büyüğüne verilen ad. : İNDRA

Hint mitolojisinde ilk insan. : MANU

Hint müziğine özgü telli bir çalgı. : VİNA

Hint müziğine özgü telli bir çalgı. ARANGİ

Hint müziğine özgü yaylı bir çalgı.: SARANGİ

Hint okyanusunda denizaltı dağı. : OB

Hint safranı.: ZERDEÇAL

Hint sülünü.:ALE

Hint tanrısı. : RAMA : AGNİ

Hintlilerin,bağlı oldukları tarikatı belirtmek için kül veya renkli tozla alınlarına çizdikleri işaretlere verilen ad.:TİLAKA

Hiperaktif çocukları sakinleştirmede kullanılan ilaç.:RİTALİN

Hipotez,faraziye.: VARSAYIM

Hiroşima’da atomdan sağ kurtulanlar. : HİBAKUŞA

Hisse senedi,tahvil,yabanc ı para gibi değerli kağıtları daha karlı görülen başka kağıtlarla değiştirme işi.: ARBİTRAJ

Hisse senedi. :ESHAM

Hitabet sanatı.:RETORİK

Hitit mitolojisinde gökyüzü krallığının ilk yöneticisi. :ALALU

Hititlerde arazi fiyatlarının saptanmasında kullanılan bir ölçü birimi. : İKU

Hititlerin Anadolu da yerleştikleri ilk kent olan ve günümüzde Kültepe olarak adlandırılan yer. : NEŞA

Hititlerin akıl ve bilgelik tanrısı.: AYA

Hizip. : KLİK

Hizmet belgesi.:BONSERVİS

Hizmet eden.Sadık,dost. : HADİM

Hokkabazların kullandıkları tahta maşa.:ŞAKŞAK

Hollanda’nın para birimi.:FLORİN

Honduras’ın para birimi.:LEMPİRA

Hong Kong’un plakası. : HK

Hor görmek. : KARAMAK

Hor görülen,aşağılanan.: ZELİL

Horoz tepeliği,köşe-kenar-uç. : İBİK

Horozun en gösterişli tüyü.ÇIĞA

Hortlak.:CAZU

Hoş kokulu.:ITRİ

Hoşgörü. : TOLERANS

Hoşlanarak bakma.:TEMAŞA

Hud Peygamber döneminde Hicaz’da oturan,kötü ahlakları nedeniyle yok oldukları rivayet edilen,Kutsal Kitap’ta adı geçen bir kavim.:AMALİKA

Hukuk.: TÜZE

Hukukta bir mülk üzerindeki ortaklığı giderme.:İZALEİŞÜYU

Huni biçiminde çukur yer.İç bükey. : OBRUK

Hurma dalı veya kamıştan yapılan iki yanı kulplu meyve sepeti.:KAVSARA

Huysuz atları yola getirmek için dudaklarına takılan tahta kıskaç.: YAVAŞA.: EGEN

Huysuz şirret kadın.:CADALOZ

Huzur,erinç : DİRLİK

Hücre çekirdeğinde bulunan ve kromatin tanelerini taşıyan ağ biçimindeki ipliksi yapı. : LİNİN

Hücre bölünmesi yoluyla gerçekleşen hücre çoğalması. : MİTOZ

Hücre sitoplazmasında oluşan cansız yapı.:KOFUL

Hücre.:GÖZE

Hücrebilim.: SİTOLOJİ

Hükümdar ve hükümdar ailesi mensuplarına verilen ad.:İLİG

Hükümdarın,bütün siyasal kudreti elinde bulundurduğu yönetim biçimi. : OTOKRASİ

Hükümler.:AHKAM

Hükümsüz.:BATIL

Hüngür hüngür anlamında bir söz.:ZARİZARİ

Hünnap,iğde gibi zeytinimsi meyve. : UTME

Hünnapgillerden,heki mlikte ve boyacılıkta kullanılan bir bitki cinsi,güvemeriği.:AK DİKEN

I

Irak’ın Musul kenti yakınında Yezidiler tarafından kutsal sayılan vadi. : LALES

ırında ekmek,börek,çörek çevirmeye yarayan bir tür kürek.:ISIRAN

Irkçılık. : RASİZM

Irmak ile dere arası büyüklükte akarsu.:ÇAY

Irmak veya dere suyunun hızlı aktığı yer. : AKANAK

Irmaklarda işleyen bir çeşit altı düz tekne. : PELEME : TOMBAZ

Irmaklarda ve sığ sularda yük taşımakta kullanılan bir tür tekne. : LİMBO

Isı derecesi,sıcaklık.: SUHUNET

Isı yükselişi. : CEMRE

Isıl. : TERMİK

Isırgın. : İSİLİK

Iskarta mal.:MARDA

Ispanak,pancar gibi sebzelerle pirinç ve bulgur karıştırılarak yapılan bir yemek.: ÇİLEME


Ispanakgillerden yaprakları etli bir bitki. : IŞTIR

Isparta ilinde,doğal değerlerin korunması amacıyla ulusal park kaps***** alınan göl.:KOVADA

Isparta kentinin eski adı. : HAMİDABAD

Isparta yakınında,1991’de tabiat parkı kaps***** alınan krater gölü.:GÖLCÜK

Isparta yöresinde yetişen ve iyi bir sofra şarabı elde edilen üzüm cinsi. :ALGEMRE

Issız yolda hırsızlık. : KARMANYOLA

Işık ölçer. : POZOMETRE

Işık yoğunluğu birimi.mum. : KANDELA

Işık.:ŞAVK

Işıklar,nurlar.:NİRA N

Işıklı,nurlu.: NURANİ

Işın demeti. : HUZME

Işınbilim. : RADYOLOJİ

Işınım dozu birimi.: REM

Izgara.:GRİL


İbadet.Allah’ın buyruklarına uyma. : TAAT

İbni Sina’ya batıda verilen isim. : AVİCENNA

İbrahim Peygamberin babasının adı.: AZER

İbrani alfabesinin ilk harfi.:ALEF

İbrani rahiplerinin dinsel törenlerde giydikleri giysi. : EFOD

İbranice v Aramcayla birlikte Yahudilerin üç temel yazı dilinden biri.: YİDDİŞ

İç Anadolu’da bir göl. : EBER

İç Anadolu’da volkanik bir göl.: MEKE

İç bükey,konkav,obruk.: MUKAAR

İç donu.: TUMAN

İç duvar.:CIDAR

İç etek.:JÜPON

İç güdü.:İNSİYAK

İç içe mineral kabuklardan oluşan balık yumurtası biçiminde kalker,ovelit. : PERİDOT

İç içe mineral kabuklardan oluşan balık yumurtası biçiminde kalker.: OVOLİT

İç kulakta kemik dolambacın orta bölümü. : DALIZ

İç sıkıntısı.:AFAKAN : İLİNTİ

İç yüz,sır.:BATIN

İçe kapanıklılık.: OTİZM

İçel’in Silifke ilçesinde bir antik kent ,: URA

İçi kaloit veya yağ gibi sıvı veya yarı sıvı bir madde ile dolu patolojik torba. : KİST

İçi kremalı,üzeri çikolata kaplı pasta.:EKLER

İçi pamuk yada yün vatka ile doldurularak dikilmiş,döşemelik veya giyim eşyası yapımında kullanılan kumaş.:KAPİTONE

İçimi hoş ve tatlı su.:ZÜLAL

İçinde cinsel konularla ilgili açık saçık yazıların,resimlerin bulunduğu eser.:BAHNAME

İçinde diri balık saklanan denizden ayrılmış havuz. : LİVAR

İçinde fosil bulunmayan toprak.:AZOİK

İçinde gemi yapılan veya onarılan üstü örtülü büyük havuz. OK

İçinde yağ yakılan toprak kandil. : PESÜS

İçine çamaşır,elbise gibi şeyler koyup sarmaya yarayan bez veya kumaş.:BOHÇA

İçine demir çubuklardan kafes konulmuş beton.:BETONARME

İçine doğduğu gibi söylenerek,doğaçlama .: İRTİCALEN

İçine hardal katılarak yapılan üzüm şırası.:HARDALİYE

İçine kor kömür doldurulan , açık havada ısınmaya yarayan ayaklı ve delikli madeni kaba verilen ad :BRASERO

İçine mendil,gecelik gibi şeylerin konulduğu kumaş bohça. : ŞASE

İçine pekmez,peynir,yağ vs konulan yada yayık olarak kullanılan deri tulum. : TULUK

İçine pişirilmiş kuş başı et ve sebze konularak hazırlanan bir tür börek.:TALAŞKEBABI

İçine soğan,sarımsak,mayda noz ve havuç gibi şeyler katılarak zeytinyağıyla pişirilen ve soğuk olarak servisi yapılan yemek. İLAKİ

İçine su biriken doğal çukur. BRUK

İçine yalnız kürek çekenin girebildiği uzun ve dar yarış kayığı. : SKİF

İçitim.:ZERK

İçki bardağı. İYALE

İçki içerken birinin şerefine,sağlığına kadeh tokuşturulması.:TOKA

İçki mahzeni.:KAV

İçki meclisi.: BEZM

İçki sunanlara verilen ad. : SAKİ

İçki veya uyku sersemliği.:HUMAR

İçki. : AYŞ : İŞRET

İçkiye düşkün,içkici,ayyaş. : BEKRİ

İçli,acıklı şiir.:ELEJİ

İçmeye veya tanrıların onuruna yere şarap dökmeye yarayan,ortası bombeli,ayaksız,az derin,geniş ağızlı kap. ATERA

İçten çürümüş ağaç : ARDAK.

İdam mahkumlarının asıldığı ağaç. AR

İdare kandili. : İLİKMEN

İdare,yönetim. : ZİMAM

İdrar kesesi iltihabı. İSTİT

İdrar yolları hastalıkları,üroloji .:BEVLİYE

İdrarını yapamama şeklinde ağır bir böbrek rahatsızlığı belirtisi,İdrarın kesilmesi.:ANÜRİ

İftihar etme,öğünme. : ULVAN

İğ : EĞİRMEN

İğne deliği. : YURDU

İğne korkusu.: BELONOFOBİ

İğne yaprakları yaz kış yeşil olan bir orman ve süs bitkisi. : PORSUK

İğneye yol açmak için kullanılan,çelikten, ince ve sivri uçlu bir alet.:BİZ

İğrenme,tiksinme. : KERAHET

İhtiyaçları devletçe karşılanan onbaşı ve çavuş rütbesindeki asker.: ERBAŞ

İhtiyar kimse. İRİFANİ

İki gövdeli (birbirine paralel tutturulmuş iki kütükten yapılmış) deniz taşıt aracına verilen ad. :KATAMARAN

İki akarsuyun birleştiği yer.:KOYAR

İki anlamı olan bir sözcüğün akla en az gelen anlamının amaçlanarak kullanılması ve anlamı güçlendirme sanatına verilen ad. : İHAM

İki atlı kızak. : ZANKA

İki ayrı ırktan gelme. : LETİS

İki bağlantı parçasını birbirine yakın olarak eklemekte kullanılan özel parça. : NİPEL

İki çenetli yumuşakça.:ARCA

İki dağ arasındaki sırt. : SENİR

İki dağ yamacının kesişmesi ile oluşmuş dere yatağı.: ÇATAK

İki denizi ayıran dar kara parçası veya dünya ile ahret arasındaki yer. : BERZAH

İki direkli yelkenli bir gemi.:USKUNA

İki direkli,seren yelkenli,birkaç top taşıyan gemi.:BRİK

İki dörtlü ve iki üçlüden oluşan,on dört dizeli bir Batı şiir türü. ONE

İki gemi veya gemi ile kıyı arasında haberleşmede kullanılan üç kollu işaret sütunu. EMAFOR

İki kaş arası.: BELCE

İki kişi tarafından yönetilen bir çeşit yelkenli. : PİRAT

İki kişilik,alçak,oldukç a geniş koltuk.:MARKİZ

İki kişilik,sportif amaçlı bir tür küçük yelkenli. İRAT

İki kulplu ve küfe biçimindeki büyük sepete halk dilinde verilen ad. : KELET : KELETER

İki olay arasındaki süre.: FETRET

İki peygamber veya padişah arasında peygambersiz veya padişahsız geçen süre.:FETRET

İki renkten oluşan.:YANAL

İki sıra kürekli Antikçağ Roma teknesi. :BİREMİS

İki tarla arasındaki sınır. : AN

İki ucu açık küçük boru.ZIVANA

İki ucuna birer kişi oturup,karşılıklı olarak havada yükselip inerek eğlenmeyi sağlayan,ortasından bir yere dayalı tahta kalas.: TAHTEREVALLİ

İki veya daha çok katlı ev.:HANAY

İki veya üç telli bir saz türü.:CURA

İki veya üç yaşındaki erkek koyun.: ÖVEÇ

İki yanı ağaçlıklı yol. :ALE

İki yaşına girmiş manda.:EVERE

İki yataklı karyola. : RANZA

İki yönlü bir dalgalı akımı,bir yönlü doğru akıma çevirmeye yarayan aygıt.:REDRESÖR

İki yüzlü,riyakar. : MÜRAİ

İki,üç veya dört kişi arasında oynanan bir tür iskambil oyunu. : PİKET

İkilem. : DİLEMMA : KIYASI MUKASSİM

İkinci Abdülhamit’in Selanik’e sürgüne gönderildiği köşkün adı.:ALATİNİ

İkinci Bayezit’in şiirlerinde kullandığı mahlas : ADLİ

İkinci çağın yaklaşık 45 milyon yıllık dönemi.:TRİYAS

İkinci Dünya Savaşı sırasında ABD’li erlere verilen ad.:Gİ

İkinci Dünya Savaşında ABD erlerine verilen ad. : Gİ

İkinci kez evlenen kadının beraberinde götürdüğü çocuklar.:TAYGELDİ

İkinci Mahmut devrinde feslerin tepesine püskülü tutturmak için takılan metal tepelik.:FERAHİ

İkinci Mahmut döneminde,yeniçeri ocağı kaldırıldıktan sonra kurulan yeni ordunun adı.:ASAKİRİMANSURE

İkinci. : SANİ

İkisi dikili,üçüncüsü de bunların üzerine kapak gibi yatırılmış üç büyük taştan oluşturulmuş taş devri mezarı. OLMEN

İkiyüzelli kiloluk bir ağırlık birimi.:ÇEKİ

İklimbilim. : METEOROLOJİ : KLİMATOLOJİ

İknalar tarafından kullanılan ve iplerin üstüne atılmış her düğümün rengine göre bir anlamı olan düğüm-yazı.:KİPU

İlaç bilimi. : FARMAKOLOJİ

İlaç kullanmadan,yalnız ısı yardımıyla aygıt ve pansuman gereçleri gibi şeyleri mikropsuzlaştırma işi.:ASEPSİ

İlaç tedavisi. : KEMOTERAPİ

İlaç,çare,deva. : EM

İlaçların formüllerini gösteren resmi kitap.:KODEKS

İlahi duyuru.:VAHİY

İlahiyat. : TEOLOJİ

İleri atılmış,ortaya çıkarılmış.:LANSE

İletim. : KONVEKSİYON

İletişim dizgesi birliği.:LİNK

İletki.: MİNKALE

İlgi eki. : Kİ

İlgisiz.:BİGANE

İlhan Selçuk ve Turhan Selçuk tarafından 1952’de çıkarılan siyasi mizah dergisinin adı. : KIRKBİRBUÇUK

İlhanlılarda ordu müfettişine verilen ad.:YASAVUL

İlişik. : MERBUT

İlk çağdaki uygarlıkla ilgili olan. : ANTİK

İlk doğan çocuk.:BEŞE

İlk İncil’in yazarı sayılan, İsa’nın on iki havarisinden biri. : MATTA

İlk insanlar tarafından yapıldığı sanılan en eski aletlere verilen ad.: EOLİT

İlk kez Hindistan’da dokunan,yumuşak ve hafif bir çeşit ipekli kumaş. ÜRA

İlkbaharda kırlarda yetişen,ufak yeşil yapraklı,ıspanak gibi yenilen bir bitki.:MADIMAK

İlkel benlik. : İD

İlkel. : PRİMİTİF

İlmekli bir tür sarma işi ve bununla yapılmış işleme.:RİŞLİYÖ

İmkansız. : MUHAL

İmren.:GIPTA

İnanç ve bilgiyi kiliseyle,özellikle Aristoteles’in bilimsel sistemini uyumlu bir biçimde birleştirmeye çalışan Ortaçağ felsefesi. KOLASTİK

İnandıran,ikna eden. : MUKNİ

İnanılan kimse. : İNAL

İnanma,güvenme.: İTMİNAN

İnanmış,emin olan.:MUTMAİN

İnatçı,ayak direyen:. ANUT

İnce alay.:İRONİ

İnce bağırsağın bir yada birkaç bölümünün kronik iltihabı.:İLEİT

İnce bağırsak iltihabı. : ANTERİT

İnce dövülmüş tavuk eti veya dana eti.(Yağsız ve sinirleri alınmış).:ESKALOP

İnce halat. : URGAN

İnce iplik ile çok sık dokunmuş yünlü kumaş. : LASTİKOTİN

İnce kabuklu bir erik cinsi. : ÜRYANİ

İnce kumaştan yapılan bir tür kadın üstlüğü. : MAŞLAH

İnce pide halinde ekmek.:LAVAŞ

İnce ruhlu.RAKİK

İnce yağan yağmur. : ÇİSENTİ : ÇİSE

İnce yapılı,zarif,narin.: YEPELEK

İnce yapraklar biçiminde ayrılabilen ve özellikle çatı örtüsü olarak kullanılan sistli kayaçlara verilen ad.:. ARDUVAZ

İnce yassı elmas. : KARAVANA

İnce,düzgün dokunmuş pamuklu kumaş. PAL

İnce,parlak nakış.:MİRE

İncelik. : RİKKAT

İnci çiçeği.:MÜGE

İnci çiçeği.:MÜGE

İnci,boncuk,deniz kabuğu gibi malzemeyi ipe dizip kelep haline getirdikten sonra birbirine dolaşarak yapılan kısa gerdanlık.:KISTI

İncik boncuk işleri. : TUHAFİYE

İncil bölümü.:LUKA

İncil’den önceki kutsal kitaplar.:AHDİATİK

İncil’den.:AHDİCEDİT

İnciler. : LEAL

İncirlerde döllenmeyi sağlayan sinek. : İLEK

İngiliz uluslar topluluğuna üye olan bağımsız ülkelere verilen ad. OMİNYON

İngiliz uzunluk ölçüsü. : İNÇ : YARDA

İngiltere’de at yarışı. ERBY

İngiltere’de kullanılan bir ağırlık ölçüsü. : ONS

İnişli yer,bayır.: ŞEV

İnkalar’ın atası olduğuna inanılan güneş tanrısı. : İNTİ

İnleme,inilti. : ENİN:NALE

İnleyen. : NALAN

İnorganik madde. : MİNERAL

İnsaf,haklılık. : NASFET

İnsan bedeni çevresindeki manyetik alan. : AURA

İnsan bilimi uzmanı. : ANTROPOLOG

İnsan gözünün algıladığı ışık şiddeti.:FANİ

İnsan kalabalığı.:CEMAAT

İnsan nüfusunu yapı,gelişme ve dağılım açısından inceleyen bilim. EMOGRAFİ

İnsan omzunda veya deve,fil,at gibi hayvanlara yüklenerek götürülen,üstü örtülü,tekerleksiz taşıt.: TAHTIREVAN

İnsan sever.:FİLANTROP

İnsan topluluğu. : CEMİYETİ BEŞERİYE

İnsan ve hayvan vücudunda çıkan kabarcık,şiş. : KOP

İnsan zihninin deney edinmeden önce,üzerine hiçbir şey yazılmamış bir tabletten farksız olduğunu belirtmek için deneyci filozofların kullandıkları deyim.:TABULARASA

İnsan,hayvan ve bitkilerin yapısını ve organlarının birbiriyle olan ilgilerini inceleyen bilim.:ANATOMİ

İnsan. :İN


İnsanbilim.:ANTROPOL OJİ

İnsanda ayağın yüksek olan üst bölümü.:TARAK

İnsandaki etkisi açısından tanımlanan ışınım dozu birimi.:REM

İnsanın yaratılış özelliği. : NATURA

İnsanın,makinenin veya çevrenin bir arada uyumlu ve verimli çalışmasını inceleyen bilim dalı.:ERGONOMİ

İnsanlar için tehlikeli olmayan bir örümcek türü.:TARANTULA

İnsanlar,dünya adamları. :ALEMİYAN

İnsanların ırklara ayrılışını,bunların nereden çıktığını,oluşumunu, yeryüzüne yayılışını,aralarınd aki niteliklerini inceleyen bilim. : ETNOLOJİ

İnsanların ince bağırsağında yaşayan bir solucan türü. : TRİŞİN

İnsanüstü. : FEVKALBEŞER

İonya adalarından biri.: İTHAKİ

İpek ibrişim yapan kişi. : KAZAZ

İpek sargılı ip.Pamuk veya ipekten sicim. : KAYTAN

İpekli bir kumaş türü.:CANFES

İpekli peştamal.:FUTA

İpekli veya yünlü esnek dokunmuş kumaş.:JARSE

İpekten sarımtırak dallı nakışlarla işlenmiş bir tür beyaz ve ağır kumaş. : ABANİ

İplik eğirmek için kullanılan bir alet.:ÇIKRIK

İplik kangalı.:ÇİLE

İplik sarılan zıvana.:MASURA

İpliklerin boyanmak istenmeyen bölümlerinin ağaç kabukları,yapraklar veya balmumuyla sarılarak boyaya batırılması yoluyla uygulanan bir tür boyama tekniği. : İKAT

İpotek,rehin. : TUTU

İpucu. : KARİNE

İran Moğolları döneminde bastırılan bir tür kağıt para. : ÇAV

İran pilavı.:ÇİLAV

İran saray ve evlerinde avluya bakan,üç yanı açık sundurma.:TALAR

İran takviminde 6. ay.: ŞEHRİR

İran,Yemen ve Umman’ın para birimi. : RİAL : RİYAL

İran’da Sasani hükümdarlarına verilen unvan.:KİSRA

İran’ın plakası. : İR

İran’ın resmi haber ajansı.:İRNA

İri dişli törpü: RASPA

İri gövdeli bir papağan türü.:ARA

İri gövdeli ve kısa saplı bir tambura türü.:ÇÖĞÜR

İri gözlü kalbur : ÇİLİNGİR

İri kemik. MACA

İri kepekli un.:RAZMOL

İri köpek,,çoban köpeği.:ÇOMAR

İri muşmula. : BEŞBIYIK

İri taneli misket üzümü. : MALAGA

İri taneli misket üzümü.:MALAGA

İri taneli siyah üzüm çeşidi.:İRİKARA

İri taneli tahıl.:YARMA

İri ve boru biçiminde beyaz veya sarı renkli çiçeği olan bir süs bitkisi.: KALA

İri ve çok mayhoş bir elma cinsi. : HÜRYEMEZ

İri ve güzel çiçekli bir süs bitkisi. : İRİS : SÜSEN

İri ve uzunca taneli bir üzüm cinsi. : RAZAKI

İri ve verimli kiraz çeşidi. : VAN

İri yarı,kırıcı,sinirli, asık yüzlü kimse.: AZNAVUR

İribaş. : TETARİ

İrilik.:CESAMET

İrinli yara. : UFUNET

İrlanda Kurtuluş Ordusu. : İRA

İrlanda’nın plakası.:EİR

İrlanda’nın resmi adı. : EİRE

İrmik ve şekerle yoğrularak fırında pişirilen bir tür kurabiye.:ACIBADEM

İsa Derneği denilen bir Hıristiyan derneğinin üyesi.: CİZVİT

İsa Peygamberi ele vermesiyle tanınan Yahudi. : YAHUDA

İsa Peygamberin doğum ve gizli yaşam yeri olduğu sanılan bugünkü İsrail kenti. : NASIRA

İshak Peygamberin karısı ve Yakup Peygamberin annesi olan kadın. : REBEKA

İsilik. : ISIRGIN

İsimler. : ESAME : ESAMİ : ESMA

İskambil kağıtlarında karoya verilen ad. RYA

İskambil kağıtlarının dört grubundan benekleri kırmızı,kalp biçiminde olanı.:KUPA

İskambil kağıtlarıyla oynanan bir oyun.:LASKİNE

İskambilde birli.:AS

İskambilde ikiliden altılıya kadar olan kağıtlara verilen ad. : KONÇİNA

İskambilde karo. : DİNERİ

İskambilde koz. : ATU

İskambilde sinek işaretine verilen bir başka ad. : İSPATİ

İskambilde vale,bacak,oğlan. : FANTİ

İskambildeki karo rengine verilen bir başka ad. : ORYA

İskambillerle oynanan bir oyun.: OHEL

İskandinav mitolojisinde ağıyla yakaladığı denizcileri okyanusta evine götüren,okyanus tanrısı Aegir’in karısı.:RAN

İskandinav mitolojisinde,göksel güçlerin tanrısı.:THOR

İskandinav ülkelerine özgü üflemeli bir çalgı,tarih öncesi tunç korno. : LUR

İskele gibi yerlere yanaşan teknelere girip çıkmayı sağlayan tahta köprü,gemi merdivenine verilen ad. : DOSA

İskele kuşu,yalı çapkını. : BAHRİ

İskenderun’a özgü bir fırtınanın yerel adı. : YARIKKAYA

İskoç erkeklerin giydiği kısa eteklik. : KİLT

İskorpitgillerden,Ak deniz ve Atlas Okyanusunda yaşayan lezzetli bir balık. : LİPSOS

İslam inancına göre ölüleri mezarında sorguya çeken iki melekten biri. (Diğeri Münkir). : NEKİR

İslam mimarlığında kara ve deniz sınırlarının önemli noktalarında yer alan korunaklı yapı. : RİBAT

İslam devletlerinde maaş yerine veya hizmet karşılığı olarak askere ve ricale bırakılan toprak. Padişahın toprak bağışlaması. : IKTA

İslam devletlerinde posta ve haberleşme örgütü.:BERİD

İslam dininde,Cebrail’e verilen bir ad.: RUHÜLKUDÜS

İslam dinine dönmüş olan. : AVDETİ

İslam hukuk bilgini.:FAKİH

İslam hukukunda zina suçu işleyenlerin taşlanarak öldürülmesi.:RECİM

İslam ordularında piyade erlerine verilen ad. : RACİL

İslam ülkelerinde kullanılan kimi mızraplı ve yaylı çalgıların ortak adı. Gövdesi Hindistan cevizi kabuğundan yapılmış uzun saplı saz. : REBAB

İslamlıktan önce Arapların taptıkları bir put. : TAGOT

İslimle çalışan ağırlık kaldırma makası.: MAÇUNA

İspanya plakası. : E

İspanya’da soylu kadınlara verilen onur unvanı. : DONA

İspanya’da,Endülüs Araplarından kalma saraylara verilen ad.:ALKAZAR

İspanyol mutfağına özgü pirinç yemeği. : PAELLA

İspanyol tiyatrosunda güldürücü kısa oyun. : SAİNETE

İspermeçet balinası. : KAŞALOT

İsrail Hava Yolları. : ELAL

İsrail Kuzusu’da denilen tavşan iriliğinde bir memeli hayvan. AMAN

İsrail parlamentosuna verilen ad.:KNESSET

İsrail’de bir tür kooperatif tarım yerleşmesi.: MOŞAV

İsrail’de ortak çalışma esaslarına göre oluşturulmuş tarımsal topluluk.: KİBUTZ

İsrail’in para birimi. : ŞEKEL

İsrail’in plakası. : İL

İstanbul boğazına adını veren tanrıça. : LO

İstanbul Rum Patrikhanesinde,patr iklerle hükümet arasındaki işlere aracılık eden sivil görevlinin sanı. : LOGOFET

İstanbul Sarayburnu,Ankara Ulus,Konya ve Samsun’daki ******* anıtları ile Afyon’daki zafer anıtını yapan ünlü Avusturyalı heykeltıraş. : KRİPPEL

İstanbul’da Orhan Seyfi Orhon tarafından çıkarılan haftalık dergi. : ÇINARALTI

İstanbul’daki Beyoğlu semtinin eski adı. : PERA

İstanbul’daki en eski Bizans kiliselerinden biri.:AYA İRİNİ

İstanbul’un Ali Bey Deresi üzerinde,Mimar Sinan’ın en önemli yapıtlarından biri sayılan su kemeri : MAĞLOVA

İstanbul’un eski adlarından biri. : ASİTANE : DERALİYE

İstanbul’un Güneşli köyünde bir dere.: AYAMAMA

İstatistik. : ASAR: AMAR

İstatistikte,bir elemanlar topluluğunun düzenlenmiş biçimi.: MATRİS

İstavrit balığının küçüğü. : KIRAÇA

İste kurutulmuş ringa balığı.:FRİGA

İsteğe bağlı. : İHTİYARİ

İsteğine kavuşmuş olan,mutlu. : KAMRAN

İstek,arzu. : UMU

İstekli.:ŞATKA

İstenç yitimi. : ABOLİ:ABULİ

İstenmeyen diplomatik kişiler için kullanılan terim. : PERSONANONGRATA

İster istemez.:ÇARNAÇAR

İstikrar. TABİLİZASYON

İstiridye,midye gibi kabuklu hayvanları avlamak için deniz dibini taramakta kullanılan ağız kısmı demirden yapılmış bir ağ. : ALKARNA

İsveç’te 26’ya bölünmüş olan idari bölümlerden her biri. : LAN

İsveç’te ortaya çıkan ,daha sonra başka ülkelerde de uygulanan ve yurttaşların idareden olan şikayetlerini inceleyen kamu denetçisi. : OMBUDSMAN

İsviçre’de ırmak. : AARE

İsviçre’de kanton. : URİ

İsviçre’nin plakası. : CH

İsviçre’ye özgü ,ağaç kütüklerinden yapılma uzun saçaklı çatısı olan dağ evi .Kır köşkü. :ŞALE

İş bilimi. : ERGONOMİ

İş dünyasında başarılı ve hırslı genç insanlara yapılan bir yakıştırma. : YUPPİE

İş,hizmet buyruğu.:YUMUŞ

İşaret için yapılmış çentik veya iz.: KERTE

İşaret olarak kullanılan küçük bayrak.:FLAMA

İşe yaramaz,yıpranmış,bo zulmuş,eskimiş eşya. : KURADA. : BATTAL

İşe yaramaz. : AMELİMANDA

İşini bilen,ölçülü ve hesaplı iş gören.:EVİRGEN

İşiten. : SEMİ

İşitme taşı. TOLİT : OTOSİST

İşleme,oya ve yazmalarda kullanılan ve adını aynı adlı bitkiden alan geleneksel Türk bezeme öğesi.:ÇARKIFELEK

İşlemede kullanılan altın suyuna batırılmış ince gümüş tel. IRMA

İşlenmemiş bakır.: GEN

İşlenmemiş,ekilmemiş toprak. : BOR

İşlenmiş timsah derisi. : KROKODİL

İşletmen. : OPERATÖR

İştahsızlık.:ANOREKS İ

İt dirseği. : ARPACIK

İtaat eden.:ESLEK

İtalya’da manda sütünden üretilen, tadı hafif, dokusu pürüzsüz peynir türüne verilen ad. : MOZZARELLA

İtalya’da 20. asır başında ortaya çıkan modern şiir hareketi.:HERMETİZM

İtalya’da ve Güney Fransa’da üretilen kokulu bir likör. : AKUET

İtalya’da yaşamış antik halk.: LATİN

İtalya’nın Po’dan sonra en uzun nehri.:ADİGE

İtalya’ya özgü bir tür peynir. : ROMANA

İtalyan mutfağına özgü bir cins pasta. : TİRAMİSO

İtenek. : PİSTON

İyi haber,iyi talip,uğur. : YOM

İyi haber.:BEŞARET

İyi konuşma. : BELAGAT

İyi nitelik,hayır.:MEYME NET

İyi nitelikli undan yapılan ince uzun ekmek.:FRANCALA

İyi terbiye edilmemiş vahşi binek hayvanı.Azgın at. : ALAŞA

İyi,güzel,mükemmel.: OFLAZ

İyi,hoş.:NİK

İyice dövülmüş ve uzun süre birlikte kaynatılmış et ve buğdayla yapılan bir tür yemek : KEŞKEK

İyice olgunlaşmamış ekin. : ALACATEK

İyiden iyiye. : ENİKONU

İyilik ederek gönül alma.: TALTİF

İyilik,lütuf,ihsan. : İNAYET: SALAH

İyilikler. : HASENAT

İyiliksever kimse..: NİMETŞİNAS

İyimser,optimist. : NİKBİN

İzafiyet. : RÖLATİVİTE

İzin belgesi.: İCAZETNAME

İzin,müsaade.:CEVAZ

İzlanda’nın plakası. : İS

İzmarit türü bir balık. : KUPES

İzmaritgillerden boyu 35 cm kadar olan bir Akdeniz balığı. : SARPA

İzmaritgillerden kemikli bir balık.:TRANÇA

İzmaritgillerden kılçıklı bir balık.:ÇİTARİ

İzmaritgillerden,boz renkli,beyaz etli bir balık.:KARAGÖZ

İzmaritgillerden,ılı man denizlerde yaşayan bir balık.:KUPES

İzmir tavlası da denilen ve daha çok Ege yöresinde oynanan bir tavla oyunu. : MÜSTECİR

İzmir ve Ayvalık yöresinde çokça bulunan,kumun 5-6 cm altında yaşayan lezzetli bir midye türü. : AKİVADES

İzmir yöresine özgü, özellikle sabah kahvaltısında yenilen bir çeşit börek. : BOYOZ

İzmir’in Çeşme ilçesine bağlı turistik bir belde.:ALAÇATI

İzmir’in Çeşme ilçesinin eski adı. : ERYTHARİ

İzmir’in eski adı. MYRNA

İzmir’in ilçesi Urla’nın eski adı. : KLAZOMENDİ

İzmir’in Kemalpaşa ilçesinin eski adı. : NİF

İzmir’in Menderes ilçesindeki antik bir kent. : NOTİON : KLAROS

İzmir’in Seferihisar ilçesindeki ünlü antik kent. : TEOS

İzmir’in Selçuk ilçesinin eski adı.:AYASULUK

İzmir-Aydın karayolunda Türkiye’nin en uzun tüneli. : SELATİN

J

J. M. Barrie’nin,çocuk edebiyatı klasiklerinden biri olan eseri. ETER PAN

Jacques Brel’in bir şarkısı.: JOJO

Jamaika’da 1960’lı yıllarda doğan ve daha sonra reggae’ye dönüşen müzik türü. KA

Jamaika’dan yayılmış iki zamanlı bir dans.: KALİPSO

Jamaika’nın plakası.:JA

James Joyce’un tanınmış yapıtı.: ULYSSES

Jant. : İSPİT

Japon çiçek düzenleme sanatı. : İKEBANA

Japon halk türküsü. : UTA

Japon içkisi. : SAKE

Japon imparatorlarının öldükten sonra memurlarına verdiği unvan ve görev. : ZOKVAN

Japon imparatoruna verilen ad. : MİKADO

Japon intihar uçağı. : KAMİKAZE

Japon işi çömlek,sırlı seramik kap.:RAKU

Japon kirazı. : SAKURA

Japon lirik dramı: NO

Japon mafyası. : YAKUZA

Japon mitolojisinde askeri diktatör.(1192-1867 arasındaki dönem. : ŞOGUN : (SHOGUN)

Japon mitolojisinde balıkçıların tüccarların koruyucusu olan yedi su tanrısından biri. :EBİSU

Japon mitolojisinde köylü sınıfı. : NOMIH

Japon mitolojisinde savaşçılar sınıfı. : SAMURAİ : BUİSHİ

Japon mitolojisinde zenaatkar sınıfı. : KOŞO

Japon müziğine özgü kısa ve çift kamışlı nefesli çalgı.:HİÇİRİKİ

Japon müziğine özgü telli bir çalgı. : KOTO

Japon tarihinde,özel malikane veya çiftliklere verilen ad.: ŞOEN

Japon tiyatro türü. : KABUKİ

Japon Tiyatrosu Go’da erkek oyuncunun maskesi. TOKO

Japonca yaratıcı anlamında sözcük.:KAMİ

Japonlara özgü bir güreş türü.: SUMO

Japonların pirinç tanrısı. : İNARİ

Japonların ulusal Şinto dininde kutsal güneş tanrıçası. : AMATERASU


Japonların ulusal dini Şintoizm’in en önemli güneş tanrıçası.:AMATERASU

Japonya’da bir ırmak. : AKİTA

Japonya’da bir kent. : OSAKA

Japonya’da Buda Rahibesi.:AMA

Japonya’da Buda tapınaklarına verilen ad.: TARA

Japonya’da büyük çocukların yakalandığı dizanteriye benzer salgın hastalık.:EKİRİ

Japonya’da dinsel törenlerde okunan nesir. : NARİTO

Japonya’da kullanılmış eski bir hacim ölçüsü birimi. : TO

Japonya’nın eski adı. : YAMATO

Japonya’nın plakası. : JA

Japonya’ya atom bombası atan uçak : ENOLA ***

Japonya’yı oluşturan dört adanın en küçüğü.:ŞİKOKU

Jeloz’da denilen ve Eskimoların besin olarak kullandıkları yosun türü.:AGARAGAR

Jeneratör,dinamo.:ÜR ETEÇ

Jeolojide buzul dönemi. LEİSTOSEN

Jeolojide ikinci çağın triasla kretase arasında kalan dönemi.:JURO

Jeolojide üçüncü çağ. ENOZOİK

Jeolojide,üçüncü çağın memeliler ve maymunların gelişmiş olduğu dönemi. : MİYOSEN

Jing’un terminolojisinde insanoğlunun kadınsı bölümünü belirten ilk örnek.:ANİMA

Jiujitsu ve öteki dövüşme sanatlarında elin keskin tarafı,dirsek veya ayakla vurulan darbe.:ATEMİ

John Dos Passos’un ünlü üçleme romanı. : USA

John Ronald Reuel Tolkien’in alegorik romanı. : YÜZÜKLERİN EFENDİSİ

Jokeylerin giydiği kenarsız başlık. : TOK

Judo gibi sporlarda minder olarak kullanılan ve pirinç saplarının örülmesiyle yapılan kalın halı./Japon hasırı. : TATAMİ

Judo ve karatede hareketleri çabuklaştırmak içi n yapılan bir dizi egzersiz. : KATA

Judo’da teknik olarak rakibinden zayıf kalan taraf.:UKE

Jüpiter gezegeninin bir uydusu. : ELARA: EUROPA: ARİEL

Jüpiter.Müşteri yıldızı. : ERENDİZ

Jüpiter’in uydusu olan uzayın en kızgın kayası. : İO

K

Kaba ayakkabı. : KAZGAL

Kaba bir komedi türü. : FARS

Kaba dikiş.:LEKENDE

Kaba dokunmuş bir tür kalın yün kumaş : ŞAYAK

Kaba saba kimse.: HIRBO

Kaba sofu. : ZAHİT

Kaba ve çirkin,iğrenç.: GALİZ

Kaba,biçimsiz.:KUBAT

Kaba. AKİL

Kabadayı Rum delikanlısı. : PALİKARYA

Kabak kemaneye benzer bir Orta Asya çalgısı.: GİZEK

Kabak yapraklarını andıran geniş ve etli yaprakları olan bir kır bitkisi.:KABALAK

Kabakulak hastalığı.: YAZMA

Kabarıklık.:BOMBE

Kabartma biçimlerle ilgili baskı yöntemi.:TİPO.: TİPOGRAFİ

Kabartma. : RÖLYEF

Kabartmalı pamuklu kumaş. : PİKE

Kabe yakınında bulunan kuyu ve bu kuyunun Müslümanlarca kutsal sayılan suyu.:ZEMZEM

Kabe.:BEYTULLAH

Kabuğu ayıklanmamış pirinç. : ÇELTİK

Kabuğu ince,çekirdeği ufak,iri taneli bir tür beyaz üzüm.:ÇAVUŞ ÜZÜMÜ

Kabuğu kırmızı veya erguvani renkte olan ve tabaklamada kullanılan bir söğüt türü.:TAVULGA

Kabuğundan düğme ve süs eşyası yapılan deniz kabuklusu .:ABALON

Kabuğundan kinin çıkarılan bir ağaç.:KINAKINA

Kabuk. : KIŞIR

Kabuklu pirinç.:ÇELTİK

Kaburga altı. : DÖŞ

Kaburga ile kalça kemiği arasında kalan yer.:BÖĞÜR

Kaburga kemiği. : EĞE

Kaç,ne kadar anlamında bir belirteç.:NİCE

Kaçak tütün.:AYINGA

Kadeh.: KESİ

Kadeh. EYMANE

Kader,alınyazısı. : TECELLİ : FATALİTE

Kadercilik.:FATALİZM

Kadın arkadaş. : NEDİME

Kadın başörtüsü. : YAŞMAK

Kadın giysilerinin etek ucu,kol gibi yerlerine verev kesilmiş kumaştan yapılan süs.:VOLAN

Kadın hastalıklarını konu edinen tıp dalı,nisaiye. : JİNEKOLOJİ

Kadın seslerinin en kalını ve sesi böyle olan sanatçı.: KONTRALTO

Kadın şapkalarına konulan ve yüzü örten ince tül.: VUALET

Kadın yeleği.:JİLE

Kadın. : ZEN

Kadında cinsel isteğin hastalık derecesinde artması. : UTEROMANİ

Kadında örtünme.:TESETTÜR

Kadınlar hamamında hizmet eden ve müşterileri yıkayan kadın. : NATIR

Kadınlar,kızlar anlamında eski sözcük. : İNAS

Kadınlarda doğurma yeteneğinin sona ermesi.:MENOPOZ

Kadınların özel gecelerde giydiği şık giysi veya tuvalet.: ABİYE

Kadınların sokağa çıkarken örtündükleri büyük ve dört köşe sınır.: CAR

Kadınların yüzlerine örttükleri peçe,yaşmak. : LİSAM

Kadınların yüzlerine sürdükleri allık:. GAZE

Kadınların,cildi pürüzsüz göstermesi,renk vermesi için yüzlerine sürdükleri yarı sıvı,yarı boyalı krem.: FONDÖTEN

Kadınsı davranışları olan erkek.:EFEMİNE

Kadırga balığı. : BALİNA

Kadife.:VELUR

Kadifenin ince tüyü,kumaş tüyü. : HAV

Kafasının ön-art ekseni yan eksenine göre kısa olan kimse,kısakafalı.: BRAKİSEFAL

Kafatası kemikleşmeden önce kemiklerin birleşme yerlerinde bulunan kıkırdak bölüm.:BINGILDAK

Kafatasının art bölümünde ve beynin altında,hareket dengesi merkezi olan organ.:BEYİNCİK

Kafatasının içgüdü ve yeteneklerle olan ilgisini inceleyen bilim dalı. : KRANİYOLOJİ

Kafes biçiminde bir tür el işi.:MUŞABAK

Kafkas çingenelerine verilen ad.: BOŞA

Kafkasya’da sarp bölgelere kurulan dağ köyü.: AUL

Kafkasya’da yaşayan Müslüman bir halk. : LEZGİLER

Kağıt cilası.Hattatların kağıt cilalamakta kullandıkları özel bir bileşim. : AHAR

Kağıt parçası.:VARAKPARE

Kağıt,kumaş veya plastik madde gibi değişik maddelerden yapılan ve deri üzerine gelecek yüzüne etken madde sıvanmış olan sargı. PARADRAP

Kağnı ve arabalarda iki tekerleği birbirine bağlayan ağaç dingil.:MAZI

Kahırlar. : SATAVAT

Kahraman,güçlü kimse : BÖKE

Kahramanlık yada din konularında yazılıp bestelenmiş şiir : KANTAT

Kahramanlık.:CELADET .:HAMASET

Kahve kreması.:MATE

Kahve tortusu. : TELVE

Kahveci tepsisi. : ASKI: FİNER

Kahverengiye çalan yeşil renkte olan.:KİMYONİ

Kahya.:KETHÜDA

Kakao,süt ve şekerden yapılan tatlı bir yiyecek türü.:ÇİKOLATA

Kaktüs. : ATLAS ÇİÇEĞİ

Kaktüsgillerden,yapr akları etli ve yayvan dikenli bir bitki ve bu bitkinin kalın,dikenli kabuğu olan tatlı yemişi.:FRENKİNCİRİ

Kaktüslerde bulunan dikenli iğne. ETULA

Kalabalık korkusu. : OKLOFOBİ : DEMOFOBİ

Kalabalık,yoğun insan topluluğu. : MAŞER : MAHŞER

Kalay oksit katılarak donuklaştırılmış veya kemik tozu katılarak yarı donuk hale getirilmiş cama verilen ad. PALİN

Kalayın simgesi. : SN

Kalb kasının kasılması. : SİSTOL

Kalbin atışlarını yavaşlatan,sindirim sistemini ve salgıları düzenleyen sinir sisteminin adı. ARASEMPATİK

Kalbur ve elek üzerinde kalan iri taneler.:İRİNTİ

Kalça kemiği,bel kemiği. : OMA

Kaldıraç. : MANİVELA

Kaldırılmış. : MÜLGA

Kaldırma,giderme. : REF

Kale çukuru. : MELE

Kale muhafızı. İZDAR

Kale,duvar,: BAR

Kalenderler.: RİNDAN

Kalıba dökme. : İSAĞA

Kalıcılık,ölmezlik: BEKA

Kalımlı. AYİDAR

Kalın bağırsak iltihabı : KOLİT

Kalın biçilmiş uzun tahta. : KALAS

Kalın bir değnek üzerine monte edilmiş dört telli ve sesi yankılayan iki asmakabağı olan gitar.:VİNA

Kalın gözleme.:BAZLAMA

Kalın kafalı,anlayışsız. : GABİYE

Kalın öğütülmüş buğday. : İRMİK

Kalın sopa,değnek.:MATRAK

Kalın tüylü battaniye. : VELENSE

Kalın ve dar tahta. : LATA

Kalın,kısa ve düzgün sopa.:LOBUT

Kalınca kabuklu,iri ve uzunca taneli bir tür üzüm.:RAZAKI

Kalınca ve açık saman renginde ipekten yapılan yarı mat bir kağıt türü. : ABADİ

Kalıp çıkarma işi. : MULAJ

Kalıplaşmış,basmakal ıp.:KLİŞE

Kalıpta pişen bir tür meyveli pasta. : TART

Kalıtım bilimi.:GENETİK

Kalıtım,soya çekim. : İRS : GEN

Kalıtımın maddi temeli olan ve kromozomları oluşturan madde. : DNA

Kaliforniya’da yetişen büyük bir orman ağacı.: SEKOYA

Kalite. : NİTELİK

Kalkan balığının yavrusu. : PARPA

Kalkerli ve jipsli kayaçlarda oluşan,huni yada çanak benzeri çöküntü. : DOLİN

Kalori. : ISIN

Kalp atışlarındaki düzensizlik ve eşitsizlik.:ARİTMİ

Kalp kası.: MİYOKART

Kalsiyum karbonat hamurundan yapılan bir tür renkli kalem. ASTEL

Kalyon cinsinden küçük savaş gemisi. : BARÇA

Kamaralarla alt güverteyi aydınlatmak için bordalardan ve güvertelerden açılan yuvarlak pencere. : LOMBOZ

Kamboçya para birimi. : RİEL

Kamelya.:JAPON GÜLÜ

Kamış elek. : TEPİR

Kamıştan yapılmış kulübe. : HUĞ

Kampus. : YERLEŞKE

Kamu görevlilerinin işlem ve davranışlarının yasalara uygun olup olmadığını araştırmaya ve uygunluğu sağlayıcı yolları önermeye yetkili denetçi. MBUDSMAN

Kamuflaj.:ALALAMA

Kan aktarımı. : TRANSFÜZYON

Kan çökeltisi. : SEDİMANTASYON

Kan dinmezliği. : HEMOFİLİ

Kan grubunda sabit işaret.:RH

Kan hastalıkları bilimi. : HEMATOLOJİ

Kan işeme. : HEMATÜRİ

Kan kanseri: . LÖSEMİ

Kan kardeşi. : KANKA

Kan korkusu.: HEMATOFOBİ

Kan kurutan.: ADAMOTU

Kan oturması nedeniyle deride oluşan kızarıklık.Deri döküntüsü. : ERİTEM

Kan pıhtısı:. TROMBUS .:ALEKA

Kan ve lenf gibi vücut sıvılarında bulunan çekirdekli,yuvarlak hücre,lökosit.:AKYUV AR

Kan.:HUN

Kana kırmızı rengini veren çekirdeksiz,yuvarlak ,küçük hücre.:ALYUVAR

Kanama. : NEZİF

Kanarya sevenler derneği.: SERİNOFİL

Kanatları küt olduğu için uçamayan,bacakları güçlü,Yeni Zelanda’da yaşayan bir kuş.:KİVİ.:APTERİKS

Kanaviçe veya telleri sayılabilecek türde kumaş üzerine renkli iplikle yapılan özel bir işleme.:GOBLEN

Kanaviçe,el işleri için kullanılan seyrek dokunmuş keten bezi. : KANAVA

Kanda alyuvar sayısının azalmasından ileri gelen,genellikle genç kızlarda görülen kansızlık.:KLOROZ

Kanda asalak bulunması. : PARAZİTEMİ

Kanda hastalık yapan bir bakteri bulunmasından ileri gelen her türlü hastalık. EPTİSEMİ

Kanda,lenfte,safrada v.s.’de bulunan bir protein türü.:GAMAGLOBÜLİN

Kanın hemoglobinle renklenmiş kırmızı yuvarı. : HEMATİ

Kanın hemoglobinle renklenmiş kırmızı yuvarı.: HEMATİ

Kanıtlanabilen bilimsel önerme. : TEOREM

Kansızlık. : ANEMİ

Kantoda doğu giysileriyle yapılan dansın adı. : ARABİS

Kanun,santur gibi yatırılarak çalınan sazların ortak adı. : YATUK

Kanuna benzeyen bir çalgı.: SANTUR

Kanuni Sultan Süleyman’ın şiirlerinde kullandığı mahlas.:MUHİBBİ

Kanyon.:KAPIZ

Kapadokya bölgesinde bir ilk çağ kenti. : ANİSA

Kapalı formülleri aynı,açık formülleri farklı olan maddelerin başka başka özellikler göstermesi olayı.:İZOMERİ

Kapalı jimnastik ayakkabısı. : KES

Kapı kolunun altına monte edilen metal parça.:ROZET

Kapı mandalı. : TIRKAZ

Kapı ve pencerelerin üst eşiği. : LENTO

Kapı ve pencerelerin üstüne atılan ağaç,taş veya beton destek.:ATKI

Kapı veya dolap kanatlarının kenarına çakılan çıta.: BİNİ

Kapı yada pencere gibi açıklıkların üzerine konulan ağaç,taş veya beton kiriş,lento.:BOYUNDU RUK

Kapı,geçit,boğaz,:BA B: DER

Kapıcı.:BEVVAP

Kaplama olmayan. OM

Kaplama yada doldurma olmayan. : MASİF

Kaplıca,ılıca.: ÇERMİK

Kaplumbağa kabuğu.:BAĞA

Kapsam. : ŞÜMUL

Kapsama,içerme,içine alma. : TAZAMMUN : TEŞMİL

Kapsız yorgan. : MİTİL

Kaptanın ve tayfaların, gemi sahibine yada sigorta ortaklığına bilerek verdikleri zarar: BARATARYA

Kar ayaklığı./Tokaçlı kar ayakkabısı. : LEKEN

Kara ordusu. : NİZAMİYE

Kara yemiş ağacı. Süs bitkisi olarak bahçelerde yetiştirilen küçük bir ağaç. : TAFLAN

Kara yumuşakçası. : ENA

Karaağaçgillerden buruk lezzette meyvesi olan bir ağaç türü.:ÇİTLEMBİK

Karabulut.:NİMBÜS

Karaciğerinden balık yağı çıkarılan bir balık. : MORİNA

Karadeniz yöresinde haşlanmış mısıra verilen ad.: KOLİVA

Karadeniz yöresinde kadınların kullandığı iki renk üzerine çubuklu pamuklu peştamal.:FUTA

Karadeniz’de kereste taşımakta kullanılan bir tür küçük mavna.:İNEBOLU KÜTÜĞÜ

Karagöz balığına benzer bir Akdeniz balığı. : ÇİPURA

Karagöz oynatan kimse.:HAYALİ

Karagöz oyununda Ermeni tipi.:HAY

Karagöz oyununda kullanılan tiz sesli kamış düdük.: NAREKE

Karagöz’ün başlığı. : IŞKIRLAK

Karagözdeki kambur ve cüce tip. : BEBERUHİ

Karahindiba’nın sebze olarak yenen yaprakları. : RADİKA

Karakalem resimde çizgiyi yada pastel boyasını yaymak için kullanılan kendi üzerine sarılmış kağıt veya deri.:ESTOMP

Karakter çözümlemesi veya geleceği önceden bilmek amacıyla sayıların kullanılması.:NÜMERO LOJİ

Karakter,huy,yaratıl ış. : SECİYE

Karakul kuzusunun kıvırcık ve parlak postu.:ASTRAGAN

Karakul kuzusunun postu. : ASTRAGAN

Karaları çevreleyen ve karalardan sayılan, 200 metre derinliğe kadar olan sığ deniz dipleri. : ŞELF

Karaman’da Yörükler tarafından dokunan bir cins halı.:TÜLÜ

Karaman’ın Taşkale beldesinde,dik bir kaya kütlesine kat kat odacıklar biçiminde oyulmuş mağaralara verilen ad.:MANAZAN

Karamsarlık. ESİMİZM

Karanlık. : ZİFİR

Karar veremeyen,mütereddit .: DURUKSUN

Kararsız. : MÜTEREDDİT

Karasevda. : MELANKOLİ

Karayla toprakla ilgili. : BERRİ

Karbon ,fosfor gibi maddelerin,fiziksel bakımdan ayrı özellikler gösterebilmesi durumu.:ALOTROPİ

Karbonatlı kum taşı. : MOLAS

Kare : DÖRDÜL.

Kargabükenden çıkarılan etkili bir zehir. TRİKNİN

Kargagillerden,karnı beyaz,kanatları ve kuyruğu kül rengi diğer yerleri parlak,kara uzun kuyruklu kuş.: SAKSAĞAN

Karı kocanın baba ve analarının her biri. ÜNÜR

Karın üstü kaslarının veya boğazın kasılmasına yol açan,paniğe kapılma şeklinde görülen ruhsal ve fiziksel rahatsızlık.: ANGUAZ

Karın zarı iltihabı. : PERİTONİT

Karın zarı. : PERİTON

Karınca yiyen hayvan. : TAPİR : NUMBAT

Karınca yuvası.: KÖRE

Karınca. : MUK

Karından bacaklı bir yumuşakça cinsi. : RAPANA

Karışık durum.:CURCUNA

Karışık iş. :ÇAPARIZ

Karışık renkli,birkaç renkli iplikten yapılmış dokuma. : ALACA

Karma,karışık. : MUHTELİT

Karmaşık sorunların çözümünde ve incelemesinde bilimsel ve özellikle matematiksel yöntemlerin uygulanması.: YÖNEYLEM

Karmaşık.:KOMPLEKS

Karnı şiş,altı düz su kabı. : FIÇI

Karnın açılması. : LAPARATOMİ

Kars yöresi halk oyunu. :ATABARI

Kars yöresinde oynanan bir halk oyunu.:TEREKEME

Kars yöresine özgü bir halk oyunu. : ASKERANİ

Kars,Ardahan ve Iğdır yörelerinde yetiştirilen beyaz yünlü koyun cinsi.:TUJ

Kars,Erzurum ve Ağrı yöresine özgü türkülü bir halk oyunu. : ENZELİ

Karşı koyan , karşı çıkan:. MUARIZ

Karşılıklı alıp verme. : TEATİ

Karşılıklı yer değiştirme. : BECAYİŞ

Karşısındakine vurmak için özel olarak açılmış deliklerine parmakların geçirilmesi ile kullanılan demir parçası.:MUŞTA

Karşıtlık. : TEZAT

Kartal,atmaca gibi yırtıcı kuşlara verilen ad.:ÇALAĞAN

Kartalgillerden,leşl e beslenen bir kuş.:KERKENEZ

Kas faaliyeti. : KİNEZİ

Kas yapılı ur. : MİYOM

Kasap.:CEZZAR

Kasaplık hayvanların sırtında,dikensi çıkıntı boyunca iki yandaki et.:FİLETO

Kasaplık hayvanların timüs ve pankreas bezlerine verilen ad.: UYKULUK

Kasatura,bıçak gibi kesici silahların uzun ve keskin bölümü.: NAMLU

Kasık biti. : KIRKAYAK

Kasık.,: ANE

Kasım patına benzer bir çiçek. : PAT

Kasımpatına verilen bir başka ad.: KRİZANTEM

Kasların kasılmasını giderici,hekimlikte kullanılan bitki. : TATULA

Kasların,özellikle diz kaslarının iradesiz kasılması.: SPAZM

Kasnağa gerilmiş kumaşa iğne veya tığla yapılan bir tür nakış. : SÜZENİ

Kastamonu’nun Abana ilçesinde bir iskele.:İLİŞİ

Kastamonu’nun Pınarbaşı ilçesinde ünlü bir kanyon.:VALLA

Kaş boyası. : MASKARA

Kaş kemerinin altına sıkıştırılarak kullanılan gözlük camı. : MONOKL

Kaşındırıcı bir deri hastalığı.: UYUZ

Kat kat ayrılabilen şeylerde kat.:YABRAK

Kat kat çakıl ve kumdan oluşmuş yer kıvrımı.: OS

Kat,makam. : ORUN

Katalog. : FİHRİST

Katar’ın başkenti.: DOHA

Kategori,zümre.:ULAM

Katılaşmakta olan bir sıvıda cisimler kristalleştikten sonra arta kalan çökelti. :ANASU

Katışıksız,saf. yalın. : MAHZ: RAİK

Katışıksız.:HALİS

Katip. : YAZMAN

Katmanlarında iç içe daireler bulunan billurlu bir kalker türü. İPOLİN

Katmanlı kayaçların içeri doğru çukur ve alçak bölümü. : İNEÇ

Katolik Arnavutlar. : MALİSOR

Katolik din adamı. İSKOPOS

Katolik kilisesinde bağış karşılığında günahlardan kurtulma.:ENDÜLJANS

Katolik Kilisesinin başkanı.: PAPA

Katoliklerde ölüler için yapılan dua, bu duaya özgü müzik .Ölünün hatırasına yapılan tören. : REQUİEM

Katoliklerde kendini dine adayan ve manastırda yaşayan kadın. : SÖR

Katotta toplanmış iyon. : KATYON

Katranla kıldan yapılan ve kalafat işlerinde kullanılan bir tür macun.:BİLAR

Kauçuklu yağmurluk. : GAMSELE

Kavalılar’a mensup Mısır valilerine babadan oğula geçmek üzere 1867’de verilen resmi unvan.: HİDİV

Kavim. : BUDUN

Kavisli,kısa,uç bölümü geniş,kabzasına doğru daralan bir tür kılıç.: PALA

Kavram Kavram. : MEFHUM : NOSYON

Kavşak.: ÇATAK

Kavşak.İki yolun birleştiği yer. : ÇAT

Kavun ve ahududu karışımı bir tada sahip olan, C vitaminince zengin tropikal meyveye verilen ad. EPİNO

Kavun,karpuz,kabak gibi bitkilerin toprak üstünde yayılan dalları.:KÖKEN

Kaya balığı. : TOKMAKBAŞ

Kaya hanisi. : LAGOS

Kaya lifi.Taş pamuğu. : ASBEST

Kaya ve ağaç kovuklarında su birikintisi. : KAK

Kayabalığının bir çeşidi. : AZMANKAYA

Kayaç. : LİPARİT

Kayaçların erimesiyle yer altı akıntıları olan kireç taşı ve dolomit bölgesi.:KARST

Kayak. : SKİ

Kayalık kıyılarda , sığ sularda yaşayan 25-35 cm uzunluğunda kırmızı benekli,mavi veya yeşil bir balık. : LAPİNA

Kaygı,üzüntü.: STRES

Kaygusuz Abdal’ın kimi şiirlerinde kullandığı mahlası. : SARAYİ

Kayı boyuna bağlı olan ve Anadolu’nun çeşitli yörelerinde yaşayan büyük bir aşiret.:KARAKEÇİLİ

Kayık,mavna,küçük gemilerin kıyıda çekildiği yer.:ÇEKEK

Kayıngillerden bir orman ağacı.:KESTANE

Kayısı,zerdali gibi meyvelerin kurusu. : ÇİR

Kaymakam : İLÇEBAY

Kaynağı mitolojik çağlara dayanan kirişli bir çalgı. : LİR

Kaynak,pınar.:BULAK

Kaynaklar,kaynakça.: BİBLİYOGRAFYA

Kaynar suda haşlanıp üzerine yağ gezdirilen mısır unu yemeği.: MAMALİGA

Kaz dağının mitolojideki adı. : İDA

Kaz dağlarında yaşayan yarı göçebe çobanların meskeni olan kollektif yapı. : İGERM

Kaza ile, rastgele.: EZKAZA

Kaza yada başka bir olayı karadakilere bildirmek için gemilerden denize salınan,içinde mektup olan şişe. OTKAL

Kazak reisi. : ATAMAN

Kazak Türklerinin soyundan geldiklerine inandıkları,efsanevi Türk hakanı ve kahramanı.:ALAŞAHAN

Kazak_- Kırgız Türklerinin saz şairleri. : AKIN

Kazakistan’ın başkenti. : ASTANA

Kazakistan’ın para birimi. : TENGE

Kazanma,edinme,iş. : KİSB

Kazı.:HAFRİYAT

Kazları semirtmek için verilen mısır hamuru.:EVELEM

Kebaplık demir şiş. İH

Keçi kılından hayvan çulu,yem torbası gibi şeyler dokuyan kimse.: MUTAF

Keçi kılından yapılmış kumaş. : KEÇE

Keçi yavrusu : OĞLAK

Keçi yolu,patika,yolak.: İZLEK

Kediden aşırı derecede korkma.: AİLUROFOBİ

Kedigillerden,çakala benzer bir hayvan.: KARAKULAK

Kedigillerden,kürkün den yararlanılan çok yırtıcı hayvan.:VAŞAK

Kefal balığına verilen bir başka ad.:TOPAN

Kefal türünden bir balık. : PAÇOZ

Kehribara verilen ad. : SAMANKAPAN

Kekelemek yada söyleyiş hatası yapmaktan çekinerek konuşmaktan korkma. : LALOFOBİ

Kekeme. : REKİK : KEKEÇ

Kelimesi kelimesine,hiç değiştirmeden,aynen. : MOTAMOT

Keman gibi omuza dayanarak çalınan yaylı çalgı. : REBEK

Keman yayı. : KEMANE : ARŞE

Kemanla viyolonsel arası büyük keman,viyola. : ALTO

Kement. : LASO

Kemik bilye. : AKAT

Kemik veremi. : AKARCA

Kemiklerin toparlak ucu,: OM

Kemikli balıklardan, uzunluğu 40 cm kadar olan, sırtı pürtüklü,esmer renkli,yassı bir tür balık İSİ BALIĞI

Kemikli balıklardan,15-25 cm uzunluğunda,sırtı zeytuni bir tatlı su balığı. : PLATİNA

Kenar süsü.Mendil ve peçetelerde kenara yapılan işleme. : SU

Kenarları kagir,üstü kapak taşlarıyla örtülü mezar.: LAHİT

Kendi biten,kendi kendine yetişen bitki.:HÜDAYİNABİT

Kendi kendini tatmin. : ONANİZM

Kendi türünün en iyi konuşanı sayılan ve Afrika’nın tropikal bölgelerinde yaşayan bir papağan. : JAKO

Kendine çekmek,ilgi toplamak.:CELBETMEK

Kendini becerikli,usta gösteren kimse. LÇUM

Kendini beğenmiş. : KAKAVAN

Kendir dokuma. : KETEN

Kendir tohumu : ÇEDENE

Kendirgillerden, sapındaki liflerden halat, ip, çuval gibi kaba örgüler yapılan bitkiye verilen ad. : KENEVİR

Kendisine bir çocuğun eğitim ve bakımı verilmiş olan kadın. : MÜREBBİYE

Kendisinin sebep olmadığı bir zararı ödeme.:CEREME

Kene. : SAKIRGA

Kenevirden yapılmış kalın ip : HALAT

Kent civarı yerleşim: . BANLİYÖ

Kent dışında kurulmuş bir üniversitenin alanı ve yapıları. : YERLEŞKE

Kent soylu. : BURJUVA

Kent veya kasabada dış mahalle. : VAROŞ

Kerestesi makbul bir Afrika ağacı. : OKUME

Kerestesinden yararlanılan bir tropikal bölge ağacı. : OBEŞE

Kerevet,divan. EDİR

Kertenkele derisi.: LEZAR

Keseli ayı.Amerika etçil memelisi. : KOALA

Kesenek. : İLTİZAM

Keser.: KERKİ

Kesilme,kesinti. : İNKITA

Kesilmiş ağaç kökü. : OMACA

Kesimevi.,mezbaha. : KANARA

Kesimi pantolona benzeyen bir tür şalvar.:ELİFİ

Kesin bilgi. : YAKİN

Kesin bilgi.:YAKİN

Kesinlikle uyulması gereken Kuran ve Hadis hükümleri.: NAS

Kesit. : MAKTA

Kesme,kesip ayırma. : HAZA

Kestane rengi.:MARON

Keşişleme karşıtı rüzgar. : KARAYEL

Keten dövmeye yarayan tokmak. : FİLARİZ

Keten tohumu. : BEZİR

Keten tohumundan çıkartılan bir yağ.:BEZİRYAĞI

Kıbrıs’a özgü iri ve pembe taneli bir üzüm cinsi.:VERİGO

Kıç tarafı yüksek,hızlı giden yelkenli.:ÇEKELEVE

Kıdem bakımından başta gelen. : DUAYEN

Kıl dokuma.:ÇUL

Kıl elek. : LEÇER

Kıl ve saçların dökülmesi veya yokluğu.:ALOPESİ

Kıl.:MU

Kılıç kını.: NİYAM

Kılıç,bıçak gibi saplı şeylerin sap içinde kalan bölümü. : PIRAZVANA

Kılıç.: TİG

Kılıçla yapılan spor. : ESKRİM

Kır hayatını ve törelerini anlatan. : PASTORAL

Kır renkli.:KIRÇIL

Kır yaşamı içinde aşk konusunu işleyen kısa şiir.:İDİL

Kıranlar. : AFAT

Kırbaç kurdu. : TRİKOSEFAL : ARİKOSEFAL

Kırgızistan ve Kazakistan’da bir ırmak. : ÇU

Kırgızistan’ın başkenti. : BİŞKEK

Kırgızistan’ın para birimi.: SOM

Kırgızların ünlü destanı. : MANAS

Kırık kemikleri bir arada tutmak amacıyla kullanılan tahta gibi düz nesne. : ATEL: CEBİRE

Kırık taş döşeli yol. : MAKADAM

Kırılma,parçalanma. : İNKİSAR

Kırılmadan bükülebilen ve ateşte niteliği değişmeyen bir mineral.:ASBEST

Kırım hanlarına ve prenslerine verilen san. : GİRAY

Kırıntı. : UFANTI

Kırk çeşit yiyecekli sofra. : ZEKERİYA SOFRASI

Kırkılmış koyun tüyü. : YAPAĞI

Kırklareli’nde Demirköy ilçesinde Türkiye’nin en uzun mağaralarından biri. : DUPNİSA

Kırklareli’nin Demirköy ilçesine bağlı İğne ada beldesinde,tabiatı koruma alanı kaps***** alınan eşsiz bir orman alanı. : LONGOZ

Kırlangıç balığı küçüğü. : DERVİŞ

Kırmızı acı biberli sirkeli sos.:TABASKO

Kırmızı biber. APRİKA

Kırmızı çuhadan yapılan,tepesinde püskülü olan bir tür başlık.:FES

Kırmızı mercimekle yapılan bir çorba. : EZO GELİN

Kırmızı mercimekle yapılan çorba veya pilav.:MALHITA

Kırmızı pancar.:ÇÖĞÜNDÜR

Kırmızı renkli bir elma cinsi. TARKİNG

Kırmızı renkli,pis kokulu,zehirli sıvı bir element.: BROM

Kırmızı renkli,tatlı,sulu ve kokulu bir erik cinsi.:ALBARDAK

Kırmızı renkte olan.: LALİN

Kırmızı zırnık. : REALGAR

Kırmızıya çalan eflatun renk. : SİKLAMEN

Kırsal aşk şiiri. : İDİL

Kısa bacaklı köpek cinsi. : BASE

Kısa çizgi.:TİRE

Kısa çizme . : EDİK

Kısa çorap. : ŞOSET

Kısa hırka. : LİBADE

Kısa kepenek. : KEBE

Kısa kesilmiş saç. Erkek saçı biçiminde kesilmiş kadın saçı. : ALAGARSON

Kısa ökçeli bağsız ayakkabı.:MOKASEN

Kısa saplı odun baltası.:NACAK

Kısa tüylü bir av köpeği cinsi.:BRAK

Kısa ve özlü söz,veciz.:LAKONİK

Kısa ve yalın işaretlerden oluşan bir yazı yönteminin kısa yazılışı. TENO

Kısa veya özlü anlatımı olan komik öykü. : ANEKDOT

Kısa,güldürücü oyun. KEÇ

Kısa,kestirme yol.:KESE

Kısacası.:VELHASIL

Kısık sesli küçük keman. : KİT


Kısır döngü.:FASİT DAİRE

Kısır,hiç doğurmamış insan veya hayvan. : EREMİK

Kıskaç. : PENSE

Kıskançlık korkusu. : ZELOFOBİ

Kıskanma. : REŞK

Kısrak sütünün mayalanmasıyla yapılan eski Türk içkisi. : KIMIZ

Kış. : ŞİTA : DEY

Kışın sisli havalarda ,ağaç dallarını,toprak yıkıntılarını kaplayan buz tabakası. : KIRÇ

Kışın en soğuk günleri.Karakış. : ZEMHERİ

Kışın yapraklarını dökmeyen mor çiçekli bir ağaççık. : KOMAR

Kışkırtma.:AJİTASYON

Kıvırcık saç.:CAD

Kıvrımları olan yün,pamuk veya ipek kumaş.:KREPON

Kıyamet günü bütün ölülerin dirilerek toplanacağı yer. : ARASAT

Kıyamet günü İsrafil’in öttüreceği borunun adı. UR

Kıyı sağlık idaresince,gemilere verilen giriş-çıkış izni. : PRATİKA

Kıyıları koruyan gemilere verilen ad. : VARDAKOSTA

Kıyılmış,baharat katılmış etle,tütsüleme ve pişirme gibi işlemlerden sonra yapılan bir tür sucuk.: SOSİS

Kız evlat.: KERİME

Kız Kulesinin eski adı. : DAMALİS

Kızartılmış ekmeği et suyuyla haşlayarak yapılan yemek. : TİRİT

Kızgın,yakıcı. :HAR

Kızıl ötesi. : ENFRARUJ

Kızıl veya yeşil renkte sert bir mermer. : SOMAKİ

Kızıl,kırmızı. : AHMER

Kızılderililerin birbirlerine armağan verdikleri dinsel bayram. : POTLAÇ

Kızılyara adıyla da bilinen bir tür kan çıbanı. : ŞİRPENÇE

Kızlık zarı. : HİMEN

Kibirli.:KASALAK

Kil ve kum karışımı sarı renkli balçık.:LÖS

Kilidin dilinin yerleşmesi için açılan delik. : ZIVANA

Kilime benzer,renkli ve motifli uzun yolluk,yaygı. : ZİLİ : SİLİ

Kilise müziği : KORAL

Kilisede çan çalan kimse.:ZANGOÇ

Kiliselerde ana kapıdan koroya değin uzanan bölüm.:NEF

Kilit dili.: PERİCİK

Kimi su bitkilerinin, suyun altındaki organlarında bulunan ve hava boşlukları içeren dokusu.: AERANKİMA

Kimi akıl hastalarında yangın çıkarmaya duyulan aşırı istek. İROMANİ

Kimi bitkilerde ve özellikle çamlarda oluşan salgı maddesi.:REÇİNE

Kimi bitkilerden elde edilen yumuşak bir reçine. : ELEMİ

Kimi bitkilerden sızan ve katılaşarak sarımtırak bir cisim durumuna gelen bir çeşit şekerli özsu.: ÇİS

Kimi gemilerde,baş bodoslamasından omur***a kadar uzanan ek yapı öğesi.:TALİMAR

Kimi giysilerin bol olması için yanlarına eklenen kumaş parçası. EŞ

Kimi göçebe Türk boylarında birkaç aileye ait çadırdan oluşan topluluk. : AVUL

Kimi iskambil oyunlarında aynı cins iki karta verilen ad. : PER

Kimi kağıtların dokusunda bulunan ve ancak ışığa tutulunca görülen çizgi,resim veya yazı.:FİLİGRAN

Kimi mantarlarda üreme organı.:ASK

Kimi sesli harflerin üstüne konan yan yana iki nokta.: TREMA

Kimi ülkelerde profesör olmak için sınav veren kimse. : AGREJE

Kimi ülkelerde yarı asker siyasi kuruluşlara verilen ad.:FALANJ

Kimi yörelerde az kavrulmuş un ve tavuk eti ile dövülerek yapılan,pelte kıvamında bir tür yiyecek.: HERİSE

Kimi yörelerde kaput bezine verilen ad.:ÇAPAN

Kimi yörelerde mayası tutmamış hamur anlamında kullanılan sözcük : ANİK .

Kimi yörelerde uzun tüylü,güreşçi erkek deveye verilen ad.:TÜLÜ

Kimliği bilinemeyen gök cismi. : UFO

Kimononun üzerine bağlanan Japon kemeri. Bİ

Kimsesiz : . BİKES

Kimyasal tepkimelerin hızlarını inceleyen bilim dalı.: KİNETİK

Kimyasal tepkimelerin hızlarını inceleyen bilim dalı.Devinim bilim. : KİNETİK

Kira geliri getiren mülk. : AKAR (AKARET)

Kiraya veren.:MUCİR

Kirazın mayalanması ve damıtılmasıyla yapılan bir tür içki.: KİRŞ

Kireç taşı. : KALKER

Kireç,sönmemiş kireç.: KİLS

Kiremit ve tuğla tozlarının kireç ve su ile karışımından elde edilen bir tür harç. : HORASAN

Kiremit yerine kullanılan veya kiremitlerin altına konan ince tahta. : HARTAMA

Kiremit yerine kullanılan veya kiremitlerin altına konulan ince tahta.:HARTAMA

Kirli yada donuk sarı renk. : NOHUDİ

Kirli,pis. : MUNDAR : MURDAR

Kişi. : ZEYD (ZEYT)

Kişiler,zatlar. : ZEVAT

Kişiliğin bir anlatımı olarak kabul edilen el yazısını yorumlama tekniği.:GRAMOFOLOJİ

Kişiliksiz,boş,serse ri.: SAPISİLİK

Kişinin ağzının kokmasından duyduğu korku.:HALİTOFOBİ

Kişisel duyguların ilham yolu ile coşkulu ve etkili anlatımı.: LİRİZM

Kitap düşkünlüğü. : BİBLİYOMANİ

Kitap getirmemiş peygamber. : NEBİ

Kitap korkusu.:BİBLİYOFOBİ

Kitap,takip,patik,ka tip örneğinde olduğu gibi,bir sözcük içindeki seslerin yerini değiştirerek elde edilen yeni sözcüğe verilen ad. : ANAGRAM

Kitap. : MECELLE

Kitapçı. : SAHAF

Kitre. : KESTERE

Klarnet. : GIRNATA

Klarnetin atası olan eski müzik aleti.: ŞALÜMO

Klasik şiirde bir kısa bir uzun iki heceden oluşan ayak. : İAMBOS

Klasik Türk müziğinde iki basit usulden biri. : SEMAİ

Klasör. : SIRALAÇ : CİLBENT

Klavsene benzer,telli,mızrapl ı,tuşlu bir çalgı. : EPİNET

Klavsene verilen bir ad. : ÇEMBALO

Klavyeli ve telli bir çalgı.: KLAVSEN

Kocabaş./ İspinoza benzer bir kuş. : FLURCUN

Kocaeli’nin Gebze ilçesinde,tabiat parkı kaps***** alınmış ünlü kanyon.:BALLIKAYALAR

Kocakarı.:CADALOZ

Koç burcu : HAMEL

Kokar ağaç. : AYLANDIZ

Kokmuş,çürümeye yüz tutmuş hayvan ölüsü.:LEVİN

Koku satıcısı.:AKTAR

Koku.:BU

Kokulandırılmış. : AROMATİK

Kokulu reçine. : PELESENK

Kolay düğüm. : İLMEK

Kolay.:ASAN

Kolayca bükülebilen ve ateşe dayanan liflerden oluşmuş,bir tür ak asbest.: AMYANT

Kolaylıklar. :TESHİLAT

Koleksiyon. ERLEM

Kolları geriye sarkık cepken biçiminde,beyaz keçeden yapılmış kaytanla işlemeli bir çeşit ceket : KOPARAN

Kolombiya’nın para birimi. EZO

Kolsuz kadın giysisi.: JAPONE

Koltuk ve sandalye gibi eşyaların dikiş ve çivilerini gizlemekte kullanılan şerit.:FİTİL

Kolu çevrilerek çalınan,sandık biçiminde bir tür org.:LATERNA

Kolun dirsekten parmaklara kadar olan bölümü.:ARIŞ

Komisyon,komite : ENCÜMEN

Komisyoncu. : SİMSAR

Komodorlara özgü çıması çatal biçiminde kesilmiş sancak. : GİDON

Kompozisyon. : KİTABET

Konak hizmetçisi. : AYVAZ

Konak yeri : KONALGA

Koncu ayak bileğini örtecek kadar uzun olan,bağcıklı yada yan tarafı lastikli ayakkabı.:FOTİN

Konferans,konser veya tiyatro gösterilerinin yapılabileceği gibi düzenlenmiş büyük salon. DİTORYUM

Konforlu,lüks hayat,parlayan,parla tıcı. : LEYAN

Kongo Demokratik Cumhuriyetinin başkenti.: KİNŞASA

Kongo Demokratik Cumhuriyetinin eski adı.:ZAİRE

Kongo ilkellerinin inandıkları yeteneklilik gücü.:ELİMA

Kongo’nun yağmur ormanlarında yaşayan memeli bir hayvan. Bir cins antilop.: OKAPİ

Konik. : MAHRUTİ

Konsolos . : ŞEHBENDER

Konu,husus./Bölüm. : BAP

Konusal.: TEMATİK

Konusu cansız varlıklar veya nesneler olan resim. : NATÜRMORT

Konusu dansla anlatılan müzikli sahne gösterisi. : BALE

Konusunu efsanelerden veya tarihi olaylardan alan,acıklı sonuçlarla bağlanan bir tür tiyatro eseri.:TRAJEDİ

Konuşma bozukluğu. : AFEMİ

Konuşmalı ve şarkılı bölümleri bir arada olan oyun. PERAKOMİK

Konuşulan dil,lisan.:ZEBAN

Konuşulan konu. : SADET

Konut kapılarında menteşe ve kilidin takıldığı düşey konumdaki kalın parça.: SEREN

Konya’da bir baraj.:MAY

Konya’nın antik dönemlerdeki adı.:İKONİON

Konya’nın Çumra ilçesinde bir göl. : HOTAMIŞ

Konya’nın Çumra ilçesinde bir göl.:HOTAMIŞ

Konya’nın Karapınar ilçesinde bir göl.: MEKE

Konya’nın Meram ilçesinde,2.Kapadoky a da denilen,tüf kayalara oyulmuş antik kent.:KİLİSTRA

Konya’nın Meram ilçesinde,ikinci Kapadokya olarak da adlandırılan,tüf kayalara oyulmuş antik kent. : KİLİSTRA

Kopça,kanca. : AGRAF

Koridor. EHLİZ

Korkak.:CEBİN

Korkma. : TAHAŞİ

Korkmak,ürkmek,çekin mek. CUMAK

Korku,tehlike. : BİM

Korkulu yerler veya işler. : MEHALİK

Korkunç güzel ,erkek hemşire örneğinde olduğu gibi,birleşemeyecek ters kavramların bir araya getirilmesine verilen ad. : OKSİMORON

Korkunç hayal. : HEYULA

Korkusuz,gözü pek,yürekli,cesur.:B IÇKIN

Korkutucu. :MEHİP

Koroner damarları genişletici ilaç.: İMOLAMİN

Koruma,esirgeme,göze tme. : VİKAYE : SAHABET

Koşmaca . : JOGGİNG

Koşu hayvanlarına yardımcı olarak koşulan hayvan.:ÇIVGAR

Koşullar.: ŞERAİT

Kovma. : TARD

Koyu gri veya sarımsı kahverengi.:BARUDİ

Koyu pekmez. : BULAMA

Koyu renkli,sert,bir çeşit yanardağ kütlesi.:BAZALT

Koyu sarı veya açık kestane rengi.:KUMRAL

Koyun barınağı.:AĞIL

Koyun postundan kürk. : KEVEL

Koyun sütünden yapılan,mahzenler de olgunlaştırılan,içi özel küflü peynir.: ROKFOR

Koyun veya keçi postu. ÖSTEKİ

Koyun veya kuzu kaburgası içine pirinç doldurularak yapılan bir yemek. URA

Koyun yada keçi sürüsü. : DAVAR

Koyun,keçi türünden küçükbaş hayvan.: RES

Koyun,keçi veya deve pisliği. : KIĞ

Koyunlarda görülen bir tür hastalık.:KARAMUK

Koyunların başlarındaki kabarık yün.:KEPEZ

Koza. : KORUNCAK

Kozadaki kurtçuk. : KRİZALİT

Kozalaklardan,boyu 40 m kadar olabilen ve kerestesi yapı işlerinde kullanılan bir orman ağacı.: SEDİR

Kök boyası. : ALİZARİN

Kök,asıl,cevher. : TÖZ

Kök,sap ve yaprak şeklinde farklılaşmamış bir bitkinin yaşama ve büyüme organı.:TAL

Kök.:CEZR

Kökenbilim. : ETİMOLOJİ

Kökeni Orta Asya’ya kadar uzanan,en eski,serbest biçimdeki Türk güreşi.:KARAKUCAK

Köklerinin kısaltılması,dal ve sürgünlerinin bağlanması ve biçimlendirilmesi suretiyle saksıda yetiştirilen bodur ağaç. : BONSAİ

Kökten dincilik. :FUNDAMENTALİZM

Kökü toz durumuna getirilip hekimlikte ishal kesici olarak kullanılan bir bitki.: RATANYA

Kökü yukarıda dalları aşağıda olduğuna inanılan cennet ağacı. : TUBA

Kölelik,kulluk.:UBUD İYET

Kömür kalem.:FÜZEN

Kömür kalemle yapılmış resim.:FÜZEN

Kömürleştirilecek ağaç veya pişirilecek tuğlalarla dolu olan ve dışı çamur ile sıvanan kümbet. : TORAK

Köpeğin arka ayakları üzerinde ayağa kalkması. : SALTA

Köpek ve ineklere yedirilmek üzere un ve kepekle hazırlanan yiyecek. : YAL

Köpek. : KELP

Köpekgillerden,postu ndan kürk yapılan bir memeli türü.:KARSAK

Köpekten aşırı korkmak. : SİNOFOBİ

Köpük kıvamında,tuzlu yada tatlı yiyecek.:MUS

Köpük.:KEF

Kör tırnak. : BAKANAK

Körelme. :ATROFİ

Körelme. UMUR

Köroğlu’nun gerçek adı.:RUŞEN ALİ

Körpelik,tazelik.: TARAVET

Köstebek. : AKUR

Köşe,kenar,uç.: İBİK

Köşegen. İYAGONAL

Köşk. : KAŞANE

Kötü dikiş sebebiyle kumaşta oluşan büzülme veya kıvrım. OT

Kötü işlerde birine yardım eden kimse.:YARDAKÇI

Kötü kalpli.:BEDHAH

Kötü,çirkin. : ŞENİ

Kötü,sevimsiz. : MADARA

Kötücül bağ dokusu uru.: SARKOM

Kötüleme,yergi.:ZEM

Kötülük.:ŞER

Kötümser,karamsar. : PESİMİST : BEDBİN

Köy köy dolaşarak ufak tefek eşyalar satan gezgin esnaf.:ÇERÇİ

Köy muhtarı yardımcısı. : KİZİR

Köy oyunlarını yöneten kimse. : AYNAZ

Köy yada mahalle ihtiyar heyetindeki kişi. : AKSAKAL

Köyceğiz’in eski adı. : KAUNOS

Köyle ilgili,köylü.:RUSTAİ

Köylere para toplamak için çıkan din adamı veya medrese softası. : CER HOCASI

Köylü kadınların giydiği kollu veya kolsuz uzun elbise.: SARAFAN

Közlenmiş patlıcan,sarımsaklı yoğurt ve kıymayla yapılan bir çeşit yemek : ALİNAZİK

Közlenmiş patlıcan,tahin ve limonla yapılan bir meze.: BABAGANNUŞ

Közlenmiş patlıcan,tahin ve limonla yapılan bir tür meze. : BABAGANNOŞ

Közlenmiş patlıcanla yapılan bir tür yemek. : HÜNKAR BEĞENDİ

Kral karısı. : MELİKE

Kral sarayı. : BAZİLİKA

Kredi kalitesinin veya borçlanma araçları üzerindeki risk derecesinin belirlenmesi operasyonu.: RATİNG

Kredi kartlı alışverişlerde ödemenin daha sonra denetlenmesi için verilen fiş. LİP

Kristof Kolomb’un Amerika seferi sırasında yönettiği üç gemiden biri. : NİNA

Kubbe. : KÜMBET

Kucak. : AGUŞ

Kucaktaki tombul çocuk. : APALAK

Kudret helvası. : ÇİS : MANNA

Kudret sahibi.:CEBBAR

Kuduz. : AKUR

Kul,köle.:BENDE

Kulağa asılan uzun küpe. : ASIRGA

Kulağı duymayan. : KER

Kulak iltihabı. : OTİT

Kulak yıkama aracı. : ENEMA

Kulak. : GUŞ

Kullanılacağı zaman hazırlanan losyon.:LUK

Kullanılan ortak dilden ayrı olarak aynı meslek yada topluluktaki insanların kullandığı özel dil yada sözcük dağarcığı. : ARGO

Kullanıldığı çağdan daha eski bir çağdan kalma bir biçimin,bir yapının özelliği.:ARKAİK

Kullanım alanına göre bir çok modeli olan sondalara verilen ortak ad.:KATETER

Kulplu ve ağzı kapaklı,bakırdan yapılmış su kabı,güğüm. EBBE

Kulplu ve emzikli su kabı. : İBRİK

Kulplu,geniş gövdeli,dar boğazlı,emzikli veya emziksiz olabilen toprak kap.: TESTİ

Kulpsuz toprak çömlek. : ÜZLÜK

Kuluçka.: GURK

Kum falı. : REMİL

Kum,çakıl,çimento ve su gibi maddelerin karışımıyla elde edilen yapı malzemesi.:BETON

Kuma gömülü olarak yaşayan bir balık. : VATOZ

Kumar oynatanın oynayanlardan,kazanç tan aldığı para,pay. : MANO

Kumar oyununu yöneten. : KRUPİYE

Kumarda ortaya sürülen para.: MİZA

Kumarda sürülen para. : MİZA

Kumardan eşit kalkma. : TAPİ

Kumaş ve deri üzerine yapılan bir tür işleme. : AJUR

Kumaş ve kağıt süslemede kullanılan bir yöntem : BATİK

Kumaş veya deriden yapılan,genellikle belden kemerli,üstünde cepleri bulunan ,gömlek veya hırka üzerine giyilen kısa,hafif giysi.: MONT

Kumaş veya ince deriden,çoğunlukla düz topuklu,ayağı bütünüyle saran ayakkabı.: ŞOSON

Kumaş,kağıt v.b.’de bir bölümün öbürünün üzerine gelmesiyle oluşan kıvrım. Lİ : PİLE

Kumaşın veya derinin cilalanması. : APRE

Kumaşlara ve çinilere uygulanan bir süsleme motifi.:ÇİNTOMANİ

Kumluk yer.:KUMLA

Kumru. : HAKURAN

Kumtaşı. : GRE

Kumul.Kum yığını. : ERG.: EKSİBE

Kundak çocuklarının başlarında oluşan kepek tabakası.:KONAK

Kundak çocuklarının beline zıbının üzerinden sarılan geniş sargı. : FASKA

Kundaklama. : BELEME

Kunduracıların delik açmakta kullandıkları sivri uçlu çelik tığ./Mersin balığı türü. : BİZ

Kunduracıların,deril eri vurarak inceltmek için kullandıkları metalden tokmak.:MUŞTA

Kunduz kürkü. : KASTOR

Kural olarak benimsenmiş,yerleşmi ş ilke.:NORM

Kural. : DÜSTUR

Kurallara bağlı resim ve heykel çalışması yapan kişi veya sanatçı.:AKADEMİCİ

Kuran surelerini oluşturan cümlelerin her biri.:AYET

Kuran ve hadislerin görünüşteki açık anlamlarından başka hiçbir yorum kabul etmeyen ve kıyasa yer vermeyen Sünni mezhep. : ZAHİRİYE

Kuran’da adı geçen sekiz ce nnetten dördüncüsünün adı.: NAİM

Kuran’dan on ayet okuma : AŞİR.

Kuran’ın bölünmüş olduğu otuz kısımdan her biri.:CÜZ

Kuran’ın harflerinden bir takım anlam ve yargılar çıkaran bir mezhep.:HURUFİLİK

Kuranda bir sure. : ABESE : ALAK:TAHA:RAD:MAİDE

Kuranı düzgün ,usulünce ve yüksek sesle okumak. :TİLAVET

Kuranı ezberlemiş kişi. : HAFIZ

Kuranı Kerim,Kelamı Kadim.:MUSHAF

Kuranı usulüne göre ve güzel okuyan.:KARRA

Kurbağa kurtçuğu. : ARİBAS : İRİBAŞ

Kurbağaların bilimsel adı. : ANURA

Kurdeşen. : ÜRTİKER

Kurnaz,cin fikirli.:HİN

Kurşun boruların ağzını açmakta kullanılan ucu sivri takoz.: BAT

Kurşun. : RASAS

Kurt.:BÖRÜ

Kurtarıcı.:HALASKAR

Kurtçuk korkusu.: AKARFOBİ

Kurtulma. : NECAT

Kurtuluş,kurtulma. : REHA : SEHA

Kuru tütün yaprağını andıran kızılımsı kahverengi.:TABA

Kuru,sıska.:KAKNEM

Kurucu, Bina inşa eden. : BANİ

Kurul. : ASAMBLE

Kurultay. : KONGRE

Kurumuş ama devrilmemiş ağaç. : AYAĞAN

Kurumuş saplarından mobilya yapılan bambu türü. : HEZAREN

Kurumuş sığır gübresi. : TEZEK

Kuruntuya düşürme :İHAM

Kurutma kabı. : DESİKATÖR

Kurutulmuş meyveleri halk hekimliğinde kullanılan bir ağaççık. : GİLABURU

Kurutulmuş riga balığı.:FRİSA

Kurutulmuş su kabakları içine çakıl taşı doldurularak yapılan ritim sazı. : MARAKAS

Kusur,ayıp. : AVAR

Kusursuzluk.:CEVDET

Kuş başı doğranmış et ve baklava yufkasıyla yapılan bir tür kebap.:ALİ PAŞA KEBABI

Kuş başı etle yapılan bir tür börek. : KÖBETE

Kuş bilimi.: ORNİTOLOJİ

Kuş gagası. : NUL

Kuş kanadı.:CENAH

Kuş kanadının büyük tüyleri. : PER

Kuş tutmakta kullanılan,aynı adlı macunla bulanmış değnek.: ÖKSE

Kuş tuzağı.: KUŞMAR

Kuş üretmeye yarayan kafesli yer.: ÇİFTEHANE

Kuş yiyecek büfesi.:BÜVET

Kuş yuvası:. AŞİYAN. : UŞ : LANE

Kuş,tavuk yavrusu.:CÜCÜK

Kuş. : TAYR

Kuşatma,çevirme. : İHATA

Kuşatma.:ABLUKA

Kuşdili,hasalban gibi adlar da verilen ve Akdeniz yöresinde yetişen bir bitki.:BİBERİYE

Kuşku,sanı. : REYB

Kuşkucu,şüpheci.: SEPTİK

Kuşların taşlık,katı gibi adlar da verilen midesi.:KONSA;KURSAK

Kuşların tüy değiştirme zamanı.:KARINSA

Kuşluk yemeği. : BRUNCH ( BRANÇ)

Kuşun kanat tüyü. : TELEK

Kuşun yavrusuna taşıdığı yem. : BEN

Kutlu. : SAİD

Kutsal Hint destanı:. RAMAYANA

Kutsal Hint metinlerinin başında ve sonunda yinelenen büyülü ve mistik hece.: AUM

Kutsal kimse.: AYA

Kutsal Mısır öküzü. :APİS

Kutsal nitelikte müzik eseri. RATORYO

Kutuların katlama yeri. : RİL

Kutup Yıldızı. : DEMİRKAZIK

Kutup Yıldızına verilen bir başka ad. OLARİS

Kutuplanma. : POLARİZASYON

Kuvars,mika ve feldspattan oluşmuş kayaç. : GNAYS

Kuyruğun iskeleti.:KEMİRDEK

Kuyruk sokumu kemiği. : PÖÇ : UCA

Kuyruklu biber’de denilen ve karabibere benzer bir tür baharat.:KEBABE

Kuyruklu yıldız.:KOMET

Kuyruklular.:URODEL

Kuyruksokumu kemiği.:UCA

Kuyruksuz kurbağanın yumurtadan yeni çıkmış kurtçuğu.:İRİBAŞ

Kuytu ve sıcak yer: ARAN

Kuyuda pişen et. : TANDIR

Kuyumculara taslak hazırlayan kimse. ADEKAR

Kuyumculukta kullanılan,yüzde 80 bakır,yüzde 20 çinkodan oluşan sarı renkli alaşım.:TOMBAK

Kuzey Afrika ülkelerinde kullanılan bir uyuşturucu madde.:KİF

Kuzey Afrika ülkelerinde kullanılan sarhoşluk verici toz.: KİF

Kuzey Afrika’da kurulmuş bir tarikat. : TİCANİLİK

Kuzey Amerika’nın beş büyük gölünden biri. : ERİE

Kuzey Anadolu dağlarında yetişen mor çiçekli bir ağaççık.:KOMAR

Kuzey Buz Denizinde yaşayan bir martı türü.:ALK

Kuzey buz denizinde yaşayan dalıcı bir martı türü. : ALK

Kuzey Hindistan’a özgü,lavta ailesinden telli çalgı.: SİTAR

Kuzey Hindistanlı şair.Kirişna Şarkısı adı verilen yapıtı,bugün de dinsel halk bayramlarında oynanan ve yatra adı verilen oyunlardan oluşmuştur.(12. yüzyıl).:JAYADEVA

Kuzey İspanya’da tarih öncesi devirlere ait resimler bulunan mağaralardan ilki.:ALTAMİRA

Kuzey ispanya’da,özellikle Aragon’da yapılan geleneksel kur dansı.: JOTA

Kuzey kutbuyla ilgili,kuzey kutup yakınında olan. : ARKTİK

Kuzeydoğu ve Güney Anadolu’da türkülü halk öykülerine verilen ad. : BOZLAK

Kuzeydoğu. : ŞİMALİŞARKİ

Kuzgun kılıcı da denilen çiçek. : GLAYÖL

Kuzu ağılı.: ÇİTEN

Kuzu derileri üzerindeki yağları ve fazlalıkları temizlemede kullanılan iki kulplu bıçağa verilen ad. : AŞKİ

Kuzu sesi. : ME

Küçük ada.:CAYO

Küçük ağıl. : KÜM

Küçük akarsu.:CAFER

Küçük bal teknesi. : LAZA

Küçük bir kelebek türü : FELFELEK

Küçük bitkilere verilen ad. : OT

Küçük bohça. :ÇIKIN

Küçük cariye. : KENİZEK

Küçük çan.:ÇINGIRAK

Küçük çocuğun yürümeye başlaması.:ADAKLAMAK

Küçük çocuk salıncağı.:ILINCAK

Küçük dana.:BUZAĞI

Küçük demiryolu treni. : DEKOVİL

Küçük fıçı.:VARİL

Küçük hediye.:BERGÜZAR

Küçük hıyar turşusu.:KORNİŞON

Küçük Hindistan cevizi.:MUSKAT

Küçük ispirto ocağı. : KAMİNETO

Küçük kareli kumaş. ÖTİKARE

Küçük kertik.:ÇENTİK

Küçük kervan.:BARHANA

Küçük kıvrım.:BÜZGÜ

Küçük kova.:BAKRAÇ

Küçük kulaklı koyun yada keçi. : ÇOMU

Küçük lirik şiir türü. : BALAD

Küçük mavi çiçekler açan bir bitki.:UNUTMA BENİ

Küçük mızrak.:NİZEK

Küçük nesne. : ZERRE

Küçük ney. : NEYÇE

Küçük ok. :TİREK

Küçük orak. : ROSA

Küçük otel. : MOTEL

Küçük parçalar halinde doğranmış et ve sebzelerin kızgın yağda karıştırılarak kısa sürede pişirilmesi. OTE

Küçük parçalardan oluşan nakışlı ve ince bir kilim türü.:CİCİM

Küçük salkımlı bir üzüm çeşidi. : NEFERİYE

Küçük saray. : KASR

Küçük su birikintisi,gölcük.: AZMAK : BUGET

Küçük taneli bakla türü. : FUL

Küçük taneli bir tür çekirdeksiz siyah üzüm. : KİŞMİŞ

Küçük taneli fındık türü. : PİKOLA

Küçük tekke.: ZAVİYE

Küçük testi,çömlek.: KUMKUMA

Küçük testi. ODURCUK

Küçük tonajlı yük gemisi. : KOSTER

Küçük vagon. : VAGONET

Küçük ve sevimli kimselere söylenen seslenme sözü.: MİNNOŞ

Küçük yayık. : ATIK

Küçük yokuş.:BAYIR

Küçük zurna. : ARAKİYE

Küçükbaş hayvan. AVAR

Küçümseme. : İSTİHFAF

Küfürbaz. : TAAN

Kükürt elementinin simgesi. : S

Kükürtle demir birleşimlerinden biri.:ZAÇ

Kül rengi.:BOZ

Külde pişen çörek. : KETE

Külhanbeyi,hayta. : APAŞ

Kültür. : EKİN : HARS

Küme,yığın. : LODA: TUDE

Kümes hayvanlarının en yaşlı ve iri olanı. : BABAÇ

Künk.:BÜZ

Küpe ve yüzük taşı gibi bezek işlerinde kullanılan,mavi renkli,saydam olmayan hidratlı doğal alüminyum ve fosfattan oluşan değerli bir mineral.:FİRUZE

Küpeşte,korkuluk. : PARAPET

Küre biçimli flüt. KARİNA

Kürekle yürütülen dar,uzun,hafif tekne. : KANO

Kürekleri tersine kullanarak sandalı geriye yürütme.: SİYA

Kürkü değerli bir hayvan,kakım,as.:ERM İN

Kütahya’nın Simav ilçesinde bir kaplıca.: NAŞA

L

Labada,efelek. : EVELİK

Laboratuarda damıtma işlerinde kullanılan geniş karınlı ve eğri boyunlu cam kap. : KARNİ

Laciverde yakın koyu mavi renk. AKS

Lacivert kumaştan veya gri flanelden yapılma düz veya kruvaze spor ceket.:BLAZER

Laf,söz. : KAL

Lagos balığı. : KAYAHANİSİ

Lahana,şalgam gibi bitkilerin kök dışındaki bütün bölgelerinde yerleşebilen yosunumsu mantar.: AKPAS

Lahor şalı. : LAHURİ

Lahos’da denilen eti lezzetli bir balık. : GİRİDA

Laiklik,laik olma durumu. : SEKÜLARİZM

Lale bahçesi. : LALEZAR

Lale devrinin en ünlü minyatür sanatçısı.:LEVNİ

Lamaya benzeyen koyunumsu hayvan. : ALPAKA

Lanet sözcüğünün “nalet”, kirpik sözcüğünün “kiprik “ biçiminde telaffuzunda görüldüğü gibi bir sözcük içindeki seslerin yer değiştirmesi olayına verilen ad. Göçüşme, yer değiştirme. :METATEZ

Lanet okuma. : LİAN

Lanet. : KARGIŞ

Lantanın simgesi. : LA

Lapina
balığının büyük cinsi.: LABROS

Lapinagillerden,güze l renkli,50 cm uzunluğunda bir balık.: KİKLA

Latin Amerika’da siyasal önderleri yüceltip putlaştırma geleneğine verilen ad. ERSONALİSMO

Lav. : MAGMA

Lavabo.:CAV

Lehçe. İYALEKT

Lehçebilim.: DİYALEKTOLOJİ

Lekecilik’de denilen soyut resim anlayışı.:TAŞİZM

Lenf düğümlerinin iltihabı. : ADENİT

Lenin’in yeni ekonomi politikası. : NEP

Lesotho’nun başkenti. : MASERU

Leş.:CİFE

Leşle beslenen bir kuş. : KERKENEZ


Letonya’nın başkenti.:RİGA

Letonya’nın para birimi,:LAT

Levreğe benzeyen bir balık. : KALİNOS

Levrekgillerden bir balık. UDAK

leylak rengi.,açık mor:. LİLA

Leyleğe benzer bir kuş. : İBİS

Lezzetli bir balık. : İŞKİNE

Lezzetli bir tür turşuluk hıyar.: KORNİŞON

Liberya’nın plaka işareti.:LB

Libya’nın plaka işareti.:LAR

Lifler,teller. : ELYAF

Lihtenştayn plakası. : FL

Likapa,çay üzümü gibi adlar da verilen ve Doğu Karadeniz’de yetişen bir meyve ağacı.:ARONYA

Liman. : MERSA

Limanlarda kıyı ile gemi arasında yük taşımada kullanılan altı düz,sağlam yapılı sac tekne.:LAYTER

Linyit,kömür tozu ve katran tortusundan basınçla elde edilen,tuğla biçimli yapı malzemesi.:BRİKET

Lipsos balığının bir diğer adı. : ADABEYİ

Litvanya’nın para birimi. : LİTAS

Litvanya’nın plakası. : LT

Lodos. : AKYEL

Loğusa humması. : ALBASTI

Loğusalık. : NİFAS

Lokma,dilim.:TİKE

Lozan antlaşmasının yapıldığı saray. : RUMİNE

Lozan Antlaşmasının yapıldığı saray.:RUMİNE

Lösemi durumuna tıpta verilen ad.:LÖKOZ

Lübnan plakası. : RL

Lübnan ve Suriye’de oturan Katolik Süryani topluluğu.:MARUNİLER

Lüfer balığının irisi. : KOFANA

Lüfer balığının küçüğü. : ÇİNAKOP

Lüferin bir türü. : SIRTIKARA

M

Maaş,aylık. : RATİBE

Macar göçebesi.:ÇİGAN

Macun.:KİT

Madagaskar plakası. : RM

Madagaskar’da yaşayan bir cins maymun. : VARİ : AKUMBE

Madagaskar’ın başkenti. :TANANARİVE

Maddeler. : MEVAD

Maden bilimi.:MİNERALOJİ

Maden eşya üzerine vurulan bir cins cila.:EMAY

Maden fırını. : KÜRE

Maden kömürü katranının kuru kuruya damıtılmasından elde edilen antiseptik bir hidrokarbon.:NAFTALİ N

Maden külçelerinin eritilip arındırılması. : KAL

Maden ocağında kazı yerini ilerleme yönünden sınırlayan yüzey. Kazı yerleri. : ARIN

Maden parlaklığı verilmiş deri veya kumaş.,simli kumaş. : LAME

Maden pisliği,balmumu. : RİM

Maden posası. :CÜRUF

Maden yada kağıt para üzerindeki kafa resmi. : EFİJİ

Maden yeri.:ERGENE

Madeni para.: SİKKE

Madeni paranın resimli yüzü. : TURA

Madenleri sıvılaştırma,ergitme . : İZABE

Madenlerle birleşince tuz verebilen elementlere verilen ad. : HALOJEN

Madrid’de bulunan,dünyanın en ünlü müzelerinden biri. RADO

Mafyada suskunluk yasası. MERTA

Mağara.:KEHF

Mağaraları inceleyen bilim dalı. : SPELEOLOJİ

Mahkeme davetiyesi.:CELP

Makam,kat,özel yer. RUN

Makaraları birbirine kavuşan bir palan***ı açıp uzatmak işi. : TİRAMOL

Makarna üretiminde kullanılan bir buğday türü. URUM

Makedonya’da yaşayan etnik bir grup. : TORBEŞLER

Makedonya’nın başkenti.:ÜSKÜP ( SKOPJE )

Maki de denilen bir maymun cinsi. : LEMUR

Makine yağı. : GRES

Makinede yapılan işleme,dikiş. : PİKO

Maksim Gorki’nin bir romanı. : FOMA

Mal değişimi,trampa.:TRO K

Mal olarak verilen. : AYNİ

Mal,mallar. : EMTİA

Malak. : BALAK

Malavi para birimi. : KIVACA

Malaya dilinde delirme. : AMOK

Maldivler’in başkenti.:MALE

Malezya’nın başkenti.:KUALA LUMPUR

Malezya’nın para birimi. : RİNGGİT

Malın satış değeri. : RAYİÇ

Mali plakası.: RMM

Mali’nin başkenti. : BAMAKO

Malta humması.:KALAAZAR

Maltalıların altı düz,pruva tarafında bir direği olan,küçük teknelerine verilen ad. İPARONER

Manavadharmaşastra diye de adlandırılan Hindu yasalarının en önemli metnine verilen ad. : MANU SMRİTİ

Manda bağırması.:BÖĞÜRME

Manda pastırması. / Tuzlanıp kurutulmuş yiyecek: KAKAÇ

Manda yavrusu. : MALAK

Mangal. : KORLUK

Manganezin simgesi. : MN

Manisa’daki Ağlayan Kaya’nın o olduğuna inanılan, doğurganlığıyla ünlü Frigya Kraliçesi. : NİOBE

Manisa’daki Spil Dağı Milli Parkında bir yayla.:ATALAN

Mankafa , sersem.: SEME

Mantar bilimi. : MİKOLOJİ

Mantar enzim karışımı. : SAMA

Mantar meşesi.Mantar katmanı çok gelişen bir tür meşe. EZÜ

Mantar.:MİKOZ

Mantık. : ESEME

Mantıkta önerilerinin biri veya her ikisi kanıtıyla ileri sürülen tasım. : EPİKEREM

Mantıkta ve felsefede küçük önerme.:MİNÖR

Mantıkta,birbirine bağlı iki önermeden sonraki.: SONURTU

Marangozların dört köşe delik açmakta kullandıkları alet.: ECENE

Marangozlukta tahta üzerine boydan boya açılan,kesiti kare veya dikdörtgen biçiminde kanal.: KİNİŞ

Maranta adlı kamıştan elde edilen ve bebek maması yapılan un. : ARAROT

Mardin ilinde yaşayan Hıristiyan Nasturiler’e verilen ad. : ASURİLER

Mardin’in geleneksel sokaklarındaki kemerli geçitlere verilen ad.: ABBARA

Marksist terminolojide , proletaryanın sınıf bilincinden yoksun alt tabakasına verilen ad. : LUMPEN

Marksist terminolojide,dünyay ı dönüştürmeyi amaçlayan etkinliklerin tümü. RAKSİS

Marmara Bölgesinin Trakya kesiminde yer alan Yıldız dağlarının eski adı.:ISTRANCA

Marmara denizinde turistik bir ada. : AVŞA

Martıya benzer bir deniz kuşu. : FULMAR

Masaj aktiviteli havuzlu banyo,sağlık havuzu. : JAKUZİ

Masif. : SOM

Maskeli balolarda giyilen kukuletalı uzun giysi. : DOMİNO

Mason.: FARMASON

Matbaacılıkta sürtme yoluyla kağıt veya düzgün bir yüzeye aktarılan grafik karakteri. : LETRASET

Matematiğin sayıları,bunların arasındaki bağıntıları ve işlemleri konu alan dalı.:ARİTMETİK

Matematik. : RİYAZİYE

Matematikte çizgilerle ilgili olan.:LİNEER

Matematikte,aynı cinsten onluk bir küme. ESTE

Matematikte,bir eğrinin yanından geçen ve ona ancak bir noktada değen doğru.:TEĞET

Matematikte,herhangi bir ölçü biriminin bölündüğü eşit parçalardan her biri.:ASKAT

Matematikte,karmaşık geometrik şekillerin ortak adı. : FAKTAL

Matematikte,türevi bilinmeyen fonksiyon.:İNTEGRAL

Maun da denilen bir ağaç. : AKAJU

Mavi hareli ela göz. :ÇAKIR

Mavi ile yeşil arası bir renk.:CAM GÖBEĞİ

Mavi kantaron,peygamber çiçeği.:BELEMİR

Mavi peri kuşu.:İRENA

Mavi renkli değerli bir taş. : FİRUZE

Mavi. : MAİ

Mavimsi
beyaz renkte parlak yüzlü bir maden veya bu madenden yapılmış eşya.:ÇİNKO

Mavimsi bir göz rengi.:ÇAKIR

Mavimtırak esmer renkte katı bir element.:İYOT

Maya. :FERMENT

Mayakovski’nin başını çektiği eski Sovyet edebiyat grubu. : LEF

Mayakovski’nin sevgilisi.: LİLİBRİK

Mayalanma. : FERMANTASYON

Mayalanmış pirincin süzülüp arındırılmasıyla yapılan alkollü Japon içkisi.: SAKE

Mayalar’da yağmur tanrısı. : CHAC

Mayalı hamurdan,içine çeşitli katkılar konarak hazırlanan bir tür kokulu çörek.:NOKUL

Mayasız hamurdan yapılan,peynirli veya peynirsiz pide,yufka.:KATLAMA

Maydanozgillerden 20-60 cm boyunda bir bitki,kara kimyon.:KİŞNİŞ

Maydanozgillerden bir bitki ve bunun kokulu tohumu.:ÇEMEN

Maydanozgillerden bir bitki.:REZENE : NARDİN

Maydanozgillerden uyuşturucu ve zehirli bir bitki.:BALDIRAN

Maydanozgillerden,ha mur işlerinde ve rakı yapımında kullanılan bir bitki.:ANASON

Maydanozgillerden,in ce yapraklı,bazı yemeklere konulan güzel kokulu bir bitki.: DEREOTU

Maydanozgillerden,kö kleri ve yaprakları sebze olarak kullanılan bir bitki.:KEREVİZ

Maymun türü. : LANGUR

Maymunlar dahil memeliler takımı. : PRİMAT

Mecazen beceriksiz,başarısız ,dikkate alınmayan.: TATARAĞASI

Mecazen serserilerin,külhanb eylerinin kullandığı söz veya deyim.Kaba konuşma.: ARGO

Meclis,toplantı.:NAD İ

Mehter müziğinde yer alan ve iki değnekle vurularak çalınan davul, bir tür kös. :NAKKARE

Mekanik ve elektrikli sistemlerde kayma sürtünmesi yerine bir yuvarlanma sürtünmesi sağlayarak enerji kayıplarını azaltmak için yataklar ile dişliler arasına yerleştirilen parça.Bilyalı yatak.:RULMAN

Mekanik. : MİHANİKİ

Mekansız. : LAMEKAN : BİMEKAN

Mekke ve Medine’de oturan ileri gelenlere dağıtılmak üzere törenle gönderilen parayı taşıyan topluluk. : SÜRRE ALAYI

Mekke’de kutsal tepe.:MERVE

Mekke’nin kuzeydoğusunda Hz Muhammed’in Allah’tan ilk buyruğu aldığı dağ.: HİRA

Mekke’ye giden yollarda hacıların ihrama geldikleri noktalar. : NİKAT

Meksika’da mısır unuyla yapılan ekmeğe verilen ad. : TORTİLLA

Meksika’da yabani olarak yetişen bir ağacın yapraklarından çıkarılan bitkisel lif.:TAMPİKO

Meksika’da yetişen ve tohumlarından elde edilen yağı kozmetik sanayinde kullanılan bir bitki. : JOJOBA

Meksika’ya özgü bir tür mısır ekmeği.:TAKO

Meksika’ya özgü sert bir içki.:TEKİLA

Meksika’ya özgü,bir tür mısır ekmeği.: TAKO

Meleke.: YETİ

Melez bir koyun cinsi. AĞLIÇ

Melez,kırma. : METİS : AZMA: KIRIK

Melodi. : EZGİ

Melun ,kovulmuş,lanetlenmi ş,istenmeyen. : LAİN

Meme başı üzerine yerleştirilip sütün alınmasına yarayan araç. : TİRLE

Meme emen çocuk. : REDİ

Meme. : EMCEK

Memleket. : SILA

Memur maaş,derece ve miktarını gösteren cetvel.:BAREM

Menteşe. : REZE

Menzil,amaç. : EREK

Mercan köşk.: ŞİLE

Mercimekten az büyük ,buruk lezzette meyvesi olan bir ağaç,melengiç.: ÇİTLEMBİK

Merdiven basamağı. : AYAKÇAK

Merdiven biçiminde çıkıntıları olan kubbe.:MUKARNAS

Merdiven parmaklığı. : TRABZAN

Merkez. :ÖZEK

Merkür.Güneşe en yakın gezegen. : UTARİT

Mermi olarak çakıl taşı atan bir tür top.:ÇAKALOZ


Mermilerin namlu içinde veya dışındaki hareketlerini inceleyen bilim dalı.:BALİSTİK

Mersin ağacının nohut büyüklüğünde ve morumsu siyah renkli meyvesi. :HAMBELES

Mersin balığı türü. : ÇIĞA

Mersin’deki antik bir kent.:URA

Mersin’in Çamlıyayla ilçesinin eski adı.:NAMRUN

Mersin’in Silifke ilçesinde antik bir kent. LBA

Mesir macununu bulan ve bunun dağıtımıyla ilgili törenler düzenleyen 16.yy Türk mutasavvıfı ve hekimi. : MERKEZ EFENDİ

Mesleğini sadece kazanç için kullanan kimse.: BEZİRGAN

Meslek,uzmanlık. : KARİYER

Meşe palamudu. : PELİT

Meşime,son. : ETENE

Meşin keskisi. TEBER :

Meşin torba. AĞARCIK

Meşinden yapılan döşek, sofra örtüsü. : NAT

Meşru olmayan çocuk.:ANSIZ

Metal büyük tepsi. İNİ

Metal çubuk ve borulara diş açan aygıt.: PAFTA

Metal paranın resimli yanı.:TURA

Metal parlatma aracı. : MISKALA

Metal saplama. : PİM

Metal yada tahta üzerine kazıldıktan sonra basılan resim.:ESTAMP

Metal,toprak gibi şeylerden yapılmış,ağzı açık,kulplu,bardağa benzeyen küçük kap.:MAŞRAPA

Metalleri birleştirmede kullanılan,kalay ve kurşun alaşımlarının genel adı.:LEHİM

Metrekare de 1 kandela’ya eşdeğer ışıltı birimi. : NİT

Metrenin on milyarda biri değerine eşit olan ışık dalgalarını ölçme birimi. : ANGSTRÖM

Mevlevi dervişlerinin ney,nısfiye gibi çalgılar eşliğinde,kollarını iki yana açıp dönerek yaptıkları ayin.: SEMA

Meydan korkusu. : AGORAFOBİ

Meyhane. : HARABAT: HANUT

Meyve koparmak için ucuna üçlü yada dörtlü bir çatal geçirilmiş sırık.:LALE

Meyve kurusu. : KAK

Meyve posası. : CİBRE

Meyve salkımlarına verilen ad.:UNKUD

Meyve sebze satmak için yapılmış eğreti dükkan. ALAŞ

Meyve şekeri,früktoz.:LEVÜ LOZ

Meyve ve böceklerle beslenen ötücü bir kuş.:KARATAVUK

Mezar anıt taşı.:BALBAL

Mezar,gömüt.:KABİR : SİN

Mezar,kabir. : MERKAT

Mezar. : SİN

Mezhebini gizleme. : TAKİYE

Mezopotamya tanrısı Enki’ye verilen bir ad.:EA

Mezopotamya’da gök tanrısı.:ANU

Mezopotamya’da kullanılan eski bir hacim ölçüsü.: NEF

Mezuniyet plakası. : BRÖVE

Mıknatıs. EMİRKAPAN

Mısır Güneş Tanrısı : . ATON

Mısır hava tanrısı.: ŞU: SHU

Mısır inanışında gök tanrısı. : NUT

Mısır mitolojisinde ölülerin koruyucusu olan tanrı. : OSİRİS

Mısır tanrısı. : SETH

Mısır turnası.:İBİS

Mısır unu yemeği. : MAMALİKA

Mısır unuyla yapılan yağlı bir yemek. : KAÇAMAK

Mısır ve Suriye’deki geleneksel konutlarda sofa benzeri mekan. : KAA

Mısır. : KOKOROZ : LAZUT

Mısır’da eski Mısırlılar çağından kalma kadın başlı aslan vücutlu heykel. FENKS

Mısır’da ölüler tanrısı. : ANUBİS

Mısır’ın plakası. : ET

Mısırlıların ölüler ülkesine verdikleri ad.:İALU

Mızmız,sevimsiz. : SİNAMEKİ

Mızrak. : CIDA

Mızrap,çalgıç. : PENA: TEZENE

Mihrace.: MAHARANİ

Miken kralı. : ORESTES

Mikrobik hastalıklar.:İNTANİY E

Mikrobiyoloji.:BAKTE RİYOLOJİ

Mikropla oluşan,mikroplu. : İNTANİ

Mikroptan ileri gelen hastalık.:İNTAN

Milas ovasında bir dağ. ODRA

Milas’ın eski adı. : MYLASA

Milli yada mahalli konulardan esinlenerek oluşturulmuş müzik eseri. : RAPSODİ

Milliyetçi ve terörist,1929’da kurulan Hırvat derneği.:USTAŞA

Mimarlığın şehir düzeni ile uğraşan kolu. Şehircilik.: URBANİZM

Mimarlıkta sahın anlamında kullanılan sözcük.:NEF

Miras,bırakıt. : TEREKE

Mirasçılar arasında mirası paylaştıran ve yetimlerin hakkını koruyup idare eden şeriat memuru.:KASSAM

Mis keçisine benzer bir hayvan. : LERCİ

Miskete fiske vurarak oynanan zıpzıp oyunu.:MADİK

Miskin,aptal,mıymınt ı. : SÜMSÜK

Misvak ağacı. : ERKE

Mitoloji. : ESATİR

Mobilya kasası.: BAZA

Mobilya koruyucu madde.:VERNİK

Mobilyacılıkta dış yüzeylerin kaplanmasında kullanılan,dış etkenlere dayanıklı plastik bir malzeme. : LAMİNAT

Mobilyaların ve otomobil koltuklarının kaplanmasında kullanılan döşemelik bir kumaş cinsi.: ALKANTARA

Modacılıkta ve dekorasyonda kullanılan,deri taklidi sentetik malzeme. KAY

Modern mantık.:LOJİSTİK

Modern Yunanca. : ELENİKA

Moğolistan’ın başkenti.: ULANBATOR

Moğollarda vergi toplamakla görevli devlet memuru.:AVAN

Molibdenin simgesi. : MO

Monist.:TEKÇİ

Mora çalan kırmızı renk. : BORDO.: GALİBARDA

Mora dönük canlı kırmızı renk:. RUBİ

Mora yarımadasını Yunanistan’dan ayıran boğaz.: KORENT

Moral gerçeği ve değerleri reddeden bir öğreti.Her türlü siyasal düzeni inkar eden ve toplumun birey üzerinde hiçbir baskısını kabul etmeyen görüş. : NİHİLİZM

Moritanya’nın para birimi. : UGİYA

Motif. : ÖRGE

Motorlu araçlarda fren yapmayı sağlayan tekerlek mili üzerine yerleştirilmiş yarım ay biçimindeki alet.: BALATA

Motorlu araçlarda sarsıntıyı en aza indirmeye yarayan düzen. :AMORTİSÖR

Motorlu kara taşıtlarında direksiyon ile tekerlekler arasındaki bağlantıyı sağlayan demir çubuk. : ROT

Motorlu taşıtlarda yedek olarak bulundurulan tekerlek. : STEPNE

Motorlu taşıtların yüksek devirde çalışması için fazla benzin akışını sağlayan alet.:JİKLE

Motorlu tulumba : MOTOPOMP

Motorsuz büyük tekne. : MAVNA

Mozambik’in başkenti. : MAPUTO

Mozart’ın,Türk müziğinden esinlenerek bestelediği ilk operası.:ZAİDE

Mucizeler. Bacakların yere basan bölümü. : AYAT

Muğla ilinde antik bir Likya kenti. : TLOS

Muğla’da koy. : KATRANCI

Muğla’nın Köyceğiz ilçesine bağlı Dalyan köyü yakınlarındaki antik kent.:KAUNOS

Muhasebeci,sayman.:A MAREGİR

Mum.: ŞEM

Muma batırılmış fitil.:ŞAMA

Mumlu boya ile yapılmış aziz resimlerine Hıristiyanların verdikleri ad.: İKON

Mumun hammaddesi. ARAFİN

Musa’nın gönderdiği 12 kaşiften biri. : KALEB

Musevi din adamı. : HAHAM

Musluksuz su borusu.: LÜLE

Musul bölgesinde yaygın bulunan,Tanrının iyiliği,şeytanın kötülüğü temsil ettiğine,Tanrı ile Şeytan arasında sürekli bir tartışma olduğuna inanan bir İslam mezhebi.:YEZİDİ

Mutfakta bulaşık teknesi. : EVİYE

Mutlaka.:LACEREM

Mutlu,dileğine ulaşmış.:BERHÜDAR

Mücevher.:CEVAHİR

Mühendis cetveli.: TE

Müjde,iyi haber.:BEŞARET

Müjde.: SAVA

Mükemmel. : OFLAS

Münazara.:CEDEL

Mürekkep balığından elde edilen koyu siyah boyaya ve bu boya ile yapılan resimlere verilen ad./ Mürekkep balığı. : SEPYA

Mürekkep hokkalarına konan ham ipek. : LİKA

Mürekkeple yazılan yazıyı kurutmak için kağıt üzerine serpilen çok ince ve renkli kum. : RIH

Müridin tarikata girerken Şeyhe verdiği söz./Ant. : AHİT

Müslüman egemenliği altındaki Doğu Hıristiyanlarına verilen ad. : NASRANİ

Müslüman olmayanlar. : KEFERE

Müslüman ülkelerde oturan Yunan asıllı kimse.:RUM

Müslümanların bir çocuğun doğumundan yedi gün sonra Allah’a şükretmek amacıyla kestikleri kurban. : AFİKA

Müslümanlık öncesi Kabe’de bulunan üç puttan biri. : LAT: MENAT: UZZA

Müstahkem mevki. : OR

Müşteri yıldızı.: ERENDİZ

Müzik eşliğinde ve kadın erkek birlikte gerçekleştirilen,tem elinde dinsel duyguların egemen olduğu coşkulu oyunlara Alevilerce verilen ad.: SEMAH

Müzikli ve konuşmalı bölümlerin bir arada olduğu hafif konulu sahne gösterisi. : OPERET

Müzikte armoni kurallarına göre üst üste bindirilmiş sesler.Üç yada daha çok sesin bir arada tınlaması. : AKOR

Müzikte beşli.:KENTET

Müzikte bir akor oluşturan seslerin birbiri ardına çalınması. : ARPEJ

Müzikte bir sesin yarım ses kalınlaşacağını belirten nota işareti : BEMOL

Müzikte dörtlü.:KUARTET

Müzikte geceden esinlenen veya geceyi çağrıştıran beste: NOKTÜRN

Müzikte ikili. UO

Müzikte makam. : TONALİTE

Müzikte sus işareti. : ES

Müzikte üçlü. : TRİO

Müzikte yapıt. : OPUS

Müzikte yarı yavaş,orta hızda.:ANDANTE

Müzikte,ana motifin tekrarlandığı hareketli bölümlerin ana parçadan ayrılarak tekrarlanmasından elde edilen soyut parça. : RERONDO

Müzisyenlerin topladığı bahşiş. :ALATURA

 

Naiplik.:NİYABET

Nakitler,paralar. : NUKUT

Nalıncı çivisi. : KABARA

Namaz. : SALAT

Namazda ayakta durma.:KIYAM

Namazlar.: SALAVAT

Namlusu ince, sivri ve hafifçe eğik uzun İspanyol bıçağı. Keskin İspanyol bıçağı. : NAVAHARİ : NAVAJA

Namlusu genellikle yivli,kısa ve hafif bir tüfek.:KARABİNA

Namlusu kısa,kurşun atan bir çeşit küçük tüfek.:FİLİNTA

Namuslu,iffetli kadın.:AFİFE

Namuslu,iffetli. Temiz.: SİLİ

Namuslu. AVER

Napoli balıkçılarının söylediği halk türküleri.:NAPOLİTEN

Napoli mafyasına verilen ad. : CAMORRA

Napolyon döneminde Fransa’da ve Avrupa’da yaygın olan yapı,mobilya ve giyim biçemi.:AMPİR

Nar çiçeği rengi.:VERMİYON

Nar çiçeği renginde bir süs taşı. : GRENA

Nar,erik,kızılcık gibi yemişlerden yapılan pekmez. : NARDENK

Nargile ile içilen bir tütün cinsi. : TÖMBEKİ

Nargileyi kolayca içmeyi sağlayan ve nargileye takılan hortum biçiminde uzun ve bükülgen boru.:MARPUÇ

Narin,nazenin. : YEPELEK

Nasıl,niçin.: NİTE

Nazım Hikmet’in Akşam gazetesine yazdığı yazılarda kullandığı takma ad . RHAN SELİM

Nazım Hikmet’in soyadı. : RAN

Nazi hücum kıtası. : SA

Nazi partisinin askeri polis örgütünü simgeleyen harfler. : SS

Negatif uç. : KATOT

Neon’un simgesi. : NE

Nepal ve Tibet’te silah olarak kullanılan ağır pala.:KUKRİ

Nesne,şey. : NEN

Nesnel. : AFAKİ

Neşeli olmak. : ŞETARET

Neşeli,hareketli,sok ulgan.:CİVELEK

Neyzen Tevfik’in bir şiir kitabı. : HİÇ

Nezle. : NEVAZİL: İNGİN : DUMAĞI


Nijerya para birimi. : NAİRA

Nikaragua plakası. : NİC

Nilüfer cinsinden bir çok bitkiye verilen genel ad.:LOTUS

Nişasta,süt ve su karışımının önce pişirilmesi,buz dolabında katılaşmasından sonra ceviz büyüklüğünde kesilip şeker ve gül suyu içinde üzerine fıstık serpilerek sunulan bir tatlı türü. U MUHALLEBİSİ

Nişasta,şeker ve su karışımının pişirilerek soğutulmasıyla yapılan bir tür tatlı. ELTE

Nişasta.: KET

Nişastanın sindirilmesine yarayan,tükürükte bulunan bir enzim. TİYALİN

Nişastayı parçalayarak şekere çeviren enzim. : AMİLAZ

Nitelik,özellik,ölçü .:UZANIM

Niteliksiz odun kömürü.:MARSIK

Nitrik asidin halk arasındaki adı. : KEZZAP

Noel Baba olduğuna inanılan efsanevi aziz.:AYANİKOLA

Noel yortusu. : NATİVİTAS

Nohut,patates,tahin ve soğanla yapılan bir tür meze.:TOPİK

Nohutla yapılan bir yemek. : FALAFEL

Nokta ve çizgilerden oluşan bir alfabe kullanan telgraf sistemi.:MORS

Noktalar. : NUKAT

Normal olarak yalnızca şizofrenlerde,düş görenlerde ve dinsel coşkuyla kendinden geçen kişilerde görülen ruh durumuna benzer etkiler yaratan maddelerin ortak adı,psikomimetik.:HA LÜSİNOJEN

Norveç,İskoçya ve Kuzey Amerika kıyılarında buzulların oluşturdukları dik yamaçlı,derin eski buzul koyaklarının aşağı kesimlerinin deniz altında kalmasıyla oluşan körfez.:FİYORT

Norveç’te kent. : STAVANGER

Notada bir sesin yarım ton inceltildiğini gösteren işaret. İYEZ

Notaları değerlerine göre seslendirmeyi amaçlayan müzik çalışması. OLFEJ

Noter. : KATİBİADİL

nuca bağlanmamış.:MUALLAK

Nurdan varlık.:MELEK

Nuri Bilge Ceylan’ın bir filmi.:KASABA: MAYIS SIKINTISI: UZAK

Nüans. : ANAT

Nükleer bir bombanın veya merminin gücünü ölçmeye yarayan birim.:MEGATON

Nükleer birleşme. : FÜZYON

Nükleer bölünme. : FİZYON

Nyobyum’un simgesi. : NB

O

Obur.. : HIRA

Oburlar.:EKELE

Ocak ayının 28’inde başlayan fırtına. : AYANDON

Odak boyutu birkaç santimetre olan yaklaştırıcı mercek.:BÜYÜTEÇ

Odalar arasında gezdirilebilen bir tür kömür sobası.: SALAMANDRA

Odun kömürü. : ALAS

Odun liflerini içinde bulunabilecek yabancı maddelerden arıtma ünitesi.:RAFİNATÖR

Odunu tornacılık ve kaplamacılıkta kullanılan,kömürü ile karakalem resim yapılan küçük bir ağaç.:İĞAĞACI

Odunundan kırmızı boya çıkarılan bir ağaç. : BAKAM

Odunundan tarak,kaşık yapılan çok sert kereste veren bir ağaç. : ŞİMŞİR

Oğlancı.:LUTİ

Oğul otu. :MELİSA

Oğuz Türklerinin 24 boyundan biri. : EĞMÜR

Oğuzların Bozok kolundan bir Türkmen boyu olarak Selçuklularla birlikte Anadolu’ya gelen ve Osmanlı hanedanının kökenini oluşturan konar göçer topluluk.:KAYILAR

Ok atan,okçu.:TİRENDAZ

Ok torbası,kılıfı. : SADAK : GEDELEÇ

Ok. : TİR

Okuma yitimi. : ALEKSİ

Okun kirişe geçen ucundaki kertik.:GEZ

Okutman. : LEKTÖR

Okuyucu,okur. : KARİ

Okyanus bilimi. : OŞİNOGRAFİ

Okyanus rüzgarı. : ALİZE

Okyanusların çok derin yeri. : ABİS

Olağanüstülüğüne inanılan düşsel sıvı.Büyülü içki. : İKSİR

Olası,olabilir. : MUHTEMEL

Olay. : FENOMEN

Olgunlaşınca kendiliğinden çatlayıp açılmayan,tek odacıklı ve tek tek tohumlu kuru meyve.:AKEN

Olgunluk sınavı. : BAKALORYA

Olta veya tuzağa konulan yem.:BEN

Oltaya yerleştirilen düzenek.:MASARA

Oluntu. : EPİZOT

Omlet . : KAYGANA

Omurgalıların karaciğerinden salgılanan kahverengimsi sarı renkte safra pigmentine verilen ad. : BİLİRUBİN

Omuzdan bele çapraz olarak inen kılıç askısı. : HAMAİL

Omuzdan çapraz olarak bele inen bağ.:HAMAİL

Omuzluk. :APOLET

On beşinci asırda önce İtalya’da başlayan sonra Avrupa’ya yayılan sanat ve bilim. : RÖNESANS

On dokuzuncu asırda Fransa’da ortaya çıkan ve iki kişiyle oynanan bir kağıt oyununa verilen ad. : EKARTE

On altı taşla oynanan bir zeka oyunu. AMA

On altıncı ve on yedinci yüzyıllarda İskoçya ve Kuzey İngiltere’de,on sekizinci yüzyıldan başlayarak da İrlanda’da yaygın olan ve genellikle tek başına yapılan halk dansı.:JİG

On beş beyitten az olmayan,bütün beyitlerin ikinci dizeleri en baştaki beyit ile uyaklı bulunan ve çoğu kez büyükleri övmek için yazılan divan edebiyatı manzumesi.:KASİDE

On birinci yüzyılın ikinci yarısında İzmir’e egemen olarak Anadolu kıyılarında ilk Türk donanmasını kuran Türk Beyi. : ÇAKABEY

On dokuzuncu asır sonlarında Fransa’da natüralistlere karşı çıkan sembolizm akımına öncülük etmiş olan sanatçılara verilen ad. EKADAN

On dokuzuncu asırda İstanbul tiyatrolarında ortaya çıkan eğlendirici şarkı. : KANTO

On dokuzuncu asırdan başlayarak İstanbul’da gerçekleştirilen renkli çizgili ve hareli cam eşyaya verilen ad.Noktalı yada dumanlı sırça,işlemeli cam işi. :ÇEŞMİBÜLBÜL

On dördüncü asırda Fransa’da kullanılmaya başlanan,taşınabilir ateşli silah. : ARKEBÜZ

On dördüncü asırda kullanılan ince,uzun çoğu kez üç köşeli hançer.: ALENAS

On dördüncü asırda Orta Anadolu’da kurulmuş Türk beyliği. : ERETNA

On iki düzine. : GROSA

On iki hayvanlı eski Türk takviminde timsah yılına verilen ad.: NEK

On iki imamdan biri. : TAKİ

On iki parmak bağırsağının şişkince olan başlangıç bölümü. : BULBUS

On ikinci yüzyılda Selçuklular döneminde İran’ın Kaşan kentinde üretilen bir tür seramik.:LAKABİ

On para değerinde olan sikke.:METELİK

On sekizinci asırdan başlayarak Fransa’da gelişen bir edebi tür.:FANTASTİK

On tabanlı logaritmanın kısaltması.:LOG

On üçüncü asırda İngiltere’de despot kralların yetkilerini büyük oranda daraltan siyasal bir anlaşmaya ve belgeye verilen ad. : MAGNACARTA

On yedinci asırdan On dokuzuncu asra kadar kıyı taşımacılığında ve iç sularda kullanılan küçük Hollanda yelkenlisi. : KAAG

Onbeş ve bazen elli altmış kilo çeken sinagrite benzer bir balık. : AKYA

Ondan sonra.:BADEHU

Ongun. TOTEM :

Onun için.:BİNAENALEYH

Onurlu,şerefli.: ALİCENAP

Onurlu,yüce gönüllü. : ALİCENAP

Operada tek solist tarafından söylenen şarkı.: ARYA

Operada,perde açılmadan önce orkestranın çaldığı parça.: UVERTÜR

Operalarda baş kadın rolünü oynayan oyuncu. : PRİMADONNA

Operatör.:CERRAH

Optik aletlerde objektiften aldığı ışınları göze veren mercek sistemi. : OKÜLER

Optik kaydırma. : ZUM

Ordu ili yöresinde lokma tatlısına verilen ad.:ZİRİTLA

Organ aktarımı.:TRANSPLANT ASYON

Organ katılaşması. : SKLEROZ

Organik kimyada bir önek. : NOR

Organizmada darbeyle oluşan bozukluk. : TRAVMA

Organizmada oluşan bir sıvının akışının durması. : STAZ

Organizmanın 24 saatlik madde ve enerji ihtiyacını karşılayan besinlerin çeşidi ve miktarı.:RASYON

Organizmanın herhangi bir noktasında bulunan bir hastalık olayının organizmanın başka bir yerine sıçraması. : METASTAZ

Orhan Boran’ın yarattığı radyo oyunu tipi.:YUKİ

Orhan Hançerlioğlu’nun bir romanı.: ALİ

Orman gülü. : AÇELYA

Ormanlara zararlı bir böcek. : KESE

Ormanlarda oldukça yaygın bir mantar türü.:AMANİTA

Orta çağda Fransa’da derebeyinin maddi ve manevi esareti altında bulunan kimse. : VASSAL

Orta Karadeniz yöresinde dokunan kalın ve dayanıklı bir tür kumaşa: KAZAKA

Orta ve doğu Avrupalı Yahudilere verilen ad. : ESKENAZİ

Orta Anadolu’da bir göl.:EBER

Orta Anadolu’da bir ilk çağ yerleşmesi.:ABARNA

Orta Anadolu’da Kızılırmak kıvrımı içinde kalan bölgenin eski çağlardaki adı. : HATTİ

Orta Asya Türkleri ve Hintliler arasında yaygın olan telli bir çalgı. : DUTAR

Orta Asya’da eski Türk mezarlarının üzerindeki türbe türü yapılara verilen ad. : BARK

Orta Avrupa’da bir göl. : BALATON

Orta boylu,düşük kulaklı,tüyleri kısa bir tür av köpeği.:KOPOY

Orta çağda okyanusta kullanılmış yelkenli büyük gemi. : NEF

Orta çağdaki Breton saz şairlerinin aracılığıyla ortaya çıkan,biri anlatımsal,diğeri de lirik iki şiir türünün adı. : LAİ

Orta irilikte bir deniz kuşu.:YELKOVAN

Orta kaldırım.: REFÜJ

Orta oyunu ve Karagöz’de Yahudi tiplemesine verilen ad. : CUD

Orta oyununda ,Karagözde Rum tipi. : BALAMA

Orta oyununda Kavuklu ile konuşarak oyunu açan oyuncu. : PİŞEKAR

Orta oyununda taklitçi.: ZUHURİ

Orta oyununun sergilendiği genellikle oval biçimli alan. : PALANKA

Orta ve Doğu Avrupa kökenli Yahudilere verilen ad.:ASKENAZİ


Orta,ara. : MEYAN

Ortaçağda Avrupa’da kullanılmış bir tür eğri hançer.:ALENAS

Ortaçağda nakliye gemisi.:BARÇA

Ortaçağda Slav ülkelerinde,bugün Batı ülkelerindeki kontun karşılığı.:ZUPAN

Ortaçağda,şövalyeler in savaşta ve avda kullandığı,çoğu zaman zengin oymalarla işlenmiş fildişi boru.: OLİFANT

Ortaçağın en önemli atış silahı.:ARBALET

Ortadan kaldırma,yok etme. : İZALE

Ortadoğu’da doğmuş Avrupalı. : LEVANTEN

Ortadoğu’da ve Afrika’da görülen yerel frengi.:BEJEL

Ortaklar. : ŞÜREKA

Ortalama.:VASATİ

Ortasında lagün bulunan Mercanada. : ATOL

Ortodoks Hıristiyanların bağlı olduğu kilisenin başkanlarına verilen san. : PATRİK

Ortodoks resmi.: İKON

Oruç tutan,oruçlu. AİM

Oryantalizm.:ŞARKİYA T

Osman Gazi’nin kayınpederi.:EDEBALİ

Osmaniye ilinde antik bir kent.:KASTABALA

Osmaniye ilinde,ulusal park kaps***** alınan ünlü Hitit yerleşmesi.:KARATEPE

Osmanlı devletinin yargı sisteminde Şeyhülislamdan sonra gelen en yüksek görevliye verilen ad. : KAZASKER

Osmanlı mimarlığında çatı arasında veya dükkanların üstünde yer alan alçak tavanlı asma kat. : ŞİRVANİ

Osmanlı borçları yönetimi. : DÜYUNU UMUMİYE

Osmanlı da devlet malı otlaklardan alınan vergi. : OTLAKİYE

Osmanlı devlet ileri gelenlerinin kullandığı bir bıçak türü.:AKVA

Osmanlı Devletinde 1840 yılında basılmış 20 kuruş değerinde gümüş sikke.:MECİDİYE

Osmanlı devletinde celeplik yapanlara verilen ad. : İZLATKO

Osmanlı devletinde din,yargı ve öğretim işleriyle uğraşan devlet görevlileri sınıfı ve bunların mesleği.:İLMİYE

Osmanlı Devletinde has ahırın en büyük yöneticisi.:MİRAHUR

Osmanlı devletinde iki alaydan oluşan askeri birlik.:LİVA

Osmanlı Devletinde kadılara ve müderrislere verilen ad.: ULEMA

Osmanlı devletinde kamu gelirlerini kiralamaya dayanan vergi toplama sistemi.:İLTİZAM

Osmanlı devletinde padişahların hükümet anlayışları bakımından yönetiminden sorumlu oldukları halk. : EMANETULLAH

Osmanlı Devletinde,Rumeli’de tutulan tevzi defterlerine verilen ad. URUZ

Osmanlı devletinin ilk döneminde postacılık,kuryelik ve muhafızlık yapan,daha sonraki dönemlerde törenlerde yer alan asker sınıfı. : PEYK

Osmanlı Devletinin Karadeniz’in kuzeyinde kalan sınır eyaleti.: ÖZİ

Osmanlı Devletinin son saray ressamı olan İtalyan ressam. : FAUSTO ZONARO

Osmanlı donanması askeri. : LEVENT

Osmanlı donanmasında tümgenerale eş bir rütbe. : RİYALA

Osmanlı döneminde kazaskerlere verilen san. ADIR

Osmanlı idaresinde sancak beylerine verilen ad veya unvan.:BEYLERBEYİ

Osmanlı İmparatorluğu zamanında Avrupa kıtasında kalan topraklarımıza verilen ad.:RUMELİ

Osmanlı İmparatorluğunda , saraylarda türlü devlet hizmetleri için aday olarak yetiştirilen gençlere verilen ad. : İÇOĞLANI

Osmanlı İmparatorluğunda başbakan. ADRAZAM

Osmanlı İmparatorluğunda deniz subay ve erlerine verilen ad.: TERSANELİ

Osmanlı imparatorluğunda okul kitaplarının genel adı. : SUPARA

Osmanlı İmparatorluğunda okul kitaplarının genel adı.: SUPARA

Osmanlı imparatorluğunda Rumeli’de gece bekçilerine verilen ad. : PAZVANT

Osmanlı İmparatorluğunda sipahilerin aldığı en büyük tımar.:ZEAMET

Osmanlı İmparatorluğunun Trablus ve Bingazi’deki hurma ve zeytin ağaçlarıyla kuyulardan aldığı vergi.: LEZ

Osmanlı imparatorluğunun yedi saltanat sancağından biri.:AKALEM

Osmanlı mimarlığında,mukarna slı başlıkların en üst bölümü. : ASABA

Osmanlı padişahlarının her yıl yeniçeri ağası başta olmak üzere ocak ağalarına dağıttıkları yazlık giysi veya kumaş. : BAHARİYE

Osmanlı sarayında bir lalanın altındaki acemilerin birbirine hitap biçimi.:LALADAŞ

Osmanlı Sarayında bostancı,baltacı ve kapıcıların giydikleri kırmızı çuhadan veya keçeden yapılmış,yukarısı geniş ve kıvrık,boyu uzunca başlık.: BARATA

Osmanlı sarayında karavaşlar arasından seçilen padişah gözdesi.:HASEKİ

Osmanlı toprak düzeninde yıllık geliri yüz bin akçeyi aşan dirlik.:HAS

Osmanlı’da gece bekçisi. : ASES

Osmanlıca nasipsiz,kısmetsiz anlamında. : BİVAYE

Osmanlıda ,Padişahın bir miktar toprağı birine mülki olarak veya gelirinden yararlanmak üzere vermesi. :IKTA

Osmanlılar zamanında vergi ve haraç vermeyen Müslüman ahaliye verilen ad.:BERAYA

Osmanlılarca Avusturya’ya ve halkına verilen ad.: NEMSE

Osmanlılarda Rumeli’deki büyük toprak sahipleri.: GOSPODAR

Osmanlılarda başkomutan.: SERDAR

Osmanlılarda eyalet valilerinin buyruğundaki başıbozuk asker: SARICA

Osmanlılarda gümrük vergisi.:BAÇ

Osmanlılarda hükümdarın ata binerken üzengisini tutan kişi.: RİKABDAR

Osmanlılarda önceleri olağanüstü durumlarda,sonraları ise sürekli olarak toplanan vergiye verilen ad. : AVARIZ

Osmanlılarda sancak beylerine verilen unvan:. BAN

Osmanlılarda saraylarda hizmet eden hadımların genel adı,hadım ağası.:TAVAŞİ

Osmanlılarda sınır nişanı. : URA

Osmanlılarda topraksız köylüden alınan kazanç vergisi. : BADIHAVA

Osmanlılarda vergi denetimi ve tahsili ile Maliyeye ilişkin soruşturmaları yapan memura verilen ad. :BAKIKULU

Osmanlılarda yaygınlık kazanmış bir yazı türü. İVANİ

Osmanlılarda yeni evlenen erkeklerden alınan vergi. :ARUSİYE

Osmanlıların Avrupalılara,özellik le de Fransızlara verdikleri ad. : FRENK

Osmanlıların Avusturya’ya verdikleri ad.:NEMÇE

Osmanlıların Cenova Cumhuriyetine verdikleri ad.:CENEVİZ

Osmanlı-Rus savaşında Aziziye tabyalarındaki yararlılıklarıyla ün kazanmış Türk kadın kahraman.(1877-1978).:NENE HATUN

Osmiyumun simgesi. : OS

Otlak. : ÖRÜ

Otlar,otlak.:ERA

Otları inceleyen bilim dalı. : HERBOLOJ İ

Otlatmak. TARMAK

Otomobilin ön düzeninde yer alan parça.: ROTİL

Otomobiller için verilen geçici gümrük belgesi.: TRİPTİK

Otsu bir bitki. : RAVENT

Oturum.:CELSE

Oturuş.Namazda,rekat sonlarında belli bir süre oturma. : KADE

Ova. : YAZI

Oval. : BEYZİ

Ovarak sürülen ilaç. : LİNİMENT

Oymacı,hak işleri yapan sanatçı.: HAKKAK

Oynar eklemlerde oynaklığın kalmamasıyla eklemin işlemez duruma gelmesi. : ANKİLOZ

Oynar eklemlerde oynaklığın kalmamasıyla eklemin işlemez duruma gelmesi.:ANKİLOZ

Oynayan (kuşbaz,kumarbaz,cam baz).: BAZ

Oyun.:BAZİÇE

Oyuna komiklik ve neşe katan beklenmedik söz veya hareket,gülüt.:GAG

Oyunda berabere kalma. : PATA

Oyunda kazanılan her parti.:KAMA

Ozanların çaldığı telli bir Türk sazı. : KOPUZ

Ö

Öbek. : İLE

Öbür dünya ile ilgili,ahret ile ilgili.:UHREVİ

Öbür dünya. ARI BEKA

Öbür dünyada verilecek olan ceza.:UKUBET

Ödünç mal. : ARE

Ödünç verilmiş bir paranın,bir yıldan daha kısa bir dönem için hesaplanan faizlerinin ana paraya eklenmesi.:ANATOSİZM

Ödünç verme. : İARE

Ödünç,iğreti.,emanet . : ARİYET

Öfke,kızgınlık.:CELA L

Öfke,sinir.: HARAZA

Ögeler. : ANASIR

Öğrenim görmeyen,kendi kendini yetiştiren,çocuklara yönelik öyküler ve romanlarıyla tanınan,1996 yılında hayatını kaybeden yazarımız. : KEMALETTİN TUĞCU

Öğretici. : DİDAKTİK

Öğretim kuruluşlarında,öğren cilerin yönetmeliklere ve okul kurallarına göre söz ve karar sahibi olmaları ilkesine dayanan yönetim.:ÖZYÖNETİM

Öğütülmüş susamın koyu sıvı durumu. :TAHİN

Ökçesiz ve arkalıksız terlik veya pabuç.: ŞIPIDIK

Öksürük otu da denilen ve sarı çiçekler açan otsu bir bitki.:KAVALAK

ökümcülerin kullandığı ağaçtan yapılmış kalıp.: SAÇULA

Öküz yemliği: AKERE

Öküzgözü de denilen papatyaya benzer çiçek. : ARNİKA

Ölçek. : MİKYAS : EŞEL

Ölçü,kıstas. : KRİTER

Ölçülerin başına konulduğunda onda bir anlamını veren bir önek. ESİ

Öldükten sonra İsa tarafından diriltildiğine inanılan adam. : AZİR

Öldürme,telef etme,yok etme.: İTLAF

Öldürücü hastalık salgını. : ÖLET

Öldürülmüş.:MAKTUL

Ölen yeniçerilerin çocuklarına verilen ad. : NANHAR

Ölene yakılan ağıt.: SAĞU

Ölmüş kimselerle cinsel ilişki kurma biçiminde kendini gösteren cinsel sapıklık. :NEKROFİLİ

Ölü doğan kuzunun derisi.:BAĞAN

Ölü yıkama. : GASİL

Ölüler.:MEVTA

Ölülerin yakıldığı yer. : KREMATORYUM

Ölüm. : MEMAT: MEVT

Ölümsüz ,ölmez. : LAYEMUT

Ölümsüzlük suyu.:BENGİSU

Ölümün ve ölme olayının psikososyal boyutlarıyla incelenmesi.: TANATOLOJİ

Ölünün ruhunun azap çekmemesi için dağıtılan,ölenlerin kılınmamış namazları ve tutulmamış oruçları için verilen sadaka. : ISKAT

Ön taraf,cephe,karşı,ya maç. : ALNAÇ

Ön. İŞİGAH

Önalım. : ŞUFA

Öncecilik. : İNİSİYATİF

Önceden belirlenen bir amaca ulaşmak için tutulan yol.: STRATEJİ

Önceden delinmiş parçaları tornalamaya özgü torna tezgahı bağlama aleti.:MALAFA

Önceden ödemede bulunarak süreli yayınlara alıcı olma işi : ABONE

Önceden yazılmış ve gerekli süre içinde cevaplandırılmamış bir yazıyı yineleme.:TEKİT

Öncesiz. : EZELİ


Öncü.:AVANGARD

Öndelik. : PEY

Önel,vade . : MEHİL

Önerme.:KAZİYE

Önünde çelik kanadı bulunan paletli traktör. OZER

Ördeğe benzer bir su kuşu.,av kuşu. : MEKE

Ördeğe benzer,tüyleri kiremit renginde bir yaban kuşu.:ANGUT

Ördekgillerden bir yaban kuşu.:ANGUT

Örnek alınacak söz. : MESEL

Örnek veya temel olarak alınan tek biçim. TANDART

Örnek,göstermelik,mo del.: MOSTRA

Örnek. : NÜMUNE

Örten,bağışlayan. : SETTAR

Örtme,kapatma. : SETR

Örtünme.:TESETTÜR

Öte. : MAVERA

Öteki dünya,ahiret.: UKBA

Ötürü,dolayı. : NAŞİ

Övendirenin ucuna çakılmış sivri demir çivi. : NODUL

Över gibi görünüp yerme,yeriyormuş gibi görünüp övme sanatı.:İSTİDRAK

Över gibi yerme,yeriyormuş gibi övme sanatı. : İSTİDRAK

Övme. : SENA : SİTAYİŞ

Özbek güreşi,yada ayakta judo’da denilen spor dalı. : KURAŞ

Özdemir Asaf’ın soyadı. : ARUN

Özdeş.: İDENTİK

Özdeyiş. : KELAMIKİBAR

Özel bir biçimleri olmayan maddeler için kullanılan sözcük.:AMORF

Özel bir cam kap içinde likör,şarap,meyve ve maden suyu karıştırılarak hazırlanan içkiye verilen ad. : BOL

Özel bir maya mantarıyla keçi veya inek sütünün mayalanmasıyla hazırlanan ekşi içecek.:KEFİR

Özel bir şiir diliyle yazılmış yazılan epik İzlanda şiiri türü.:RİMUR

Özel görev. : MİSYON

Özel olarak erkeklere hizmet için yetiştirilmiş Japon kadını. : GEYŞA

Özellikle Ayvalık yöresine özgü acıçaça’da denilen bir balık.: PAPALİNA

Özellikle diş hekimliğinde dezenfektan olarak kullanılan benzalyum klorür’e verilen ad.:ZEFİRAN

Özellikle İran’da yetişen ve nargile ile içilen bir tütün türü.:TÖMBEKİ

Özellikle kafatası sinirlerinin denetlediği kas gruplarında çabuk yorulma ve zayıflık,halsizlik gibi belirtilerle ortaya çıkan kronik hastalık.:MİYOSTENİ

Özellikle resim yapımında kullanılan sentetik bir boya./Suda ezilmiş pigmentlerin lateks içinde dağılımı sonucunda elde edilen emülsiyon boya. : AKRİLİK

Özellikle sığırların kanını emen bir cins sinek. : İVEZ : (İVİZ)

Özellikle Trakya yöresinde yetiştirilen sulu ve hoş kokulu bir kavun cinsi. : HASANBEY

Özgün çizim,harita,plan gibi şeylerin fotoğraf tekniğiyle çoğaltılması yöntemi.Kalıptan çekilen resim kopyası. : OZALİT

Öznel. ÜBJEKTİF

Özsu. : USARE

Özümleme. : ANABOLİZMA

Özür dileme. : İTİZAR

Özür,kusur,bozukluk. : DEFO

P

Padişah ve devlet ileri gelenlerinin seferden dönmeleri dolayısıyla yazılan şiire verilen ad. : KUDUMİYE

Padişah III. Selim’in şiirlerinde kullandığı mahlas. : İLHAMİ

Padişah sarayında harem dairesi ile dış daireleri arasındaki bölüm.: MABEYİN

Padişah,sadrazam,vez irler ve yüksek dereceli devlet erkanının giydiği kavuk. : YUSUFİ

Padişaha yakın olan görevliler,mabeyinci ler. : KURENA

Padişahın giyeceklerine bakan memur.:ÇUHADAR

Padişahların adına yaptırılan ve birden çok minaresi bulunan büyük camilere verilen ad,Sultanlar.SELATİN

Pafta.:YİVAÇAR

Pakistan’da müzik eşliğinde ve koro halinde söylenen şiirlerden oluşan tasavvuf musikisi türü. :KAVVALİ

Palamut balığının bir türü. : ALTIPARMAK

Palamut balığının iki kilodan büyük olanına verilen ad. : ZİNDANDELEN

Palamut balığının iri bir türü. İÇUTA

Palamut balığının irisi. : TORİK

Palamut,torik gibi balıklardan dilim dilim kesilerek yapılan salamura.:LAKERDA

Palmiye türü.:LATANYA

Paltoya benzer bir tür üstlük. : SAKO

Pamuğu çekirdeğinden ayırmaya yarayan alet.:ÇIRÇIR

Pamuk çeşidi:. AKALA

Pamuk ipliği.Dikiş ipliği. : TİRE

Pamuk ipliğinden dokunmuş havlu. : PEŞKİR

Pamuk ipliğinden yapılan kalınca kilim. : SAVAN

Pamuk ipliğini saran el çıkrığı.: ALAMİT

Pamuk ipliğini veya bezini bol ve soğuk su ile yıkayarak ağartma işi.: KASAR : KASTAR

Pamuk kale’nin mitolojik dönemlerdeki adı. : HİERAPOLİS

Pamuk kozası. : ŞİF

Pamuk yada ipekle karışık,pamuktan kalın,ensiz kumaş çeşidi. : KUTNU

Pamuk,keten veya ipekten sık dokunmuş ince bir tür kumaş. OPLİN

Pamuk,yün gibi şeylerden iplik eğirmek için kullanılan,ağaçtan yapılmış araç.: İĞ

Pamukkale örneğinde olduğu gibi,kimi kaynak sularının yığdığı kalker tortu.:TRAVERTEN

Pamuklu kumaş.:BASMA

Pamuktan düz dokuma. : AMERİKAN

Panama’nın para birimi.:BALBAO

Panik. : ÜRKÜ

Panzehir. : ANTİDOT: TİRYAK

Papağan,kartal gibi kuşların kemerli gagası.:TUMŞUK

Papağan. : TUTİ

Papağana benzer bir kuş. : KAKADU

Papağanla akraba küçük bir kuş. Endonezya ve Yeni Gine’de yaşayan bazı papağanların ortak adı. : LORİ

Papalığın simgesi olan üç katlı taç.:TİARA

Papua Yeni Gine’nin para birimi. : KİNA

Para cüzdanı. ORTFÖY

Parafinli veya plastikli kumaştan su geçirmez giysi. : SİRE

Paragraf başındaki büyük harf.: İNİSİYAL

Paraguay çayı. : MATE

Paraguay’ın başkenti. : ASUNCİON

Paraguay’ın para birimi. : GUARANİ

Paralel. : MUVAZİ

Paralı oyunlarda kar ve zarar olmadığını belirtmekte kullanılan sözcük.:TAPİ

Parça,lokma,dilim : TİKE

Parça. : LİME

Parçalanıp dağılmış yer katmanlarının birbirleriyle olan ilgilerini araştıran yerbilim dalı. : TEKTONİK

Parçalardan oluşmuş bütün.:İNTEGRAL

Parçanın sevimli ve cana yakın çalınacağını anlatan müzik terimi. : AMABİLE

Parıldayan. : DİRAHŞAN: LAMİ

Parıltı. : LEMA

Parıltısını artırmak için elmas taşlarının altlarına konan ince metal yaprak.: FOYA

Parkinson hastalığının başlıca belirtisi olan hareket yeteneğinin kaybolması. :AKİNEZİ

Parlak deri. : RUGAN

Parlak pamuk ipliği. : PAMUKAKİ

Parlak perkal olarak da adlandırılan,çok ince pamuklu bez.: SİNTZ

Parlak renkli tüyleri olan çok küçük bir kuş.:MANDARİN

Parlak ve saydam bir çeşit kuvars billuru.:NECEF TAŞI

Parlak yıldız.:AYYUK

Parlak yüzlü ipekli kumaş. : ATLAS

Parlak,aydınlık. : RUŞEN

Parlak,kaymak kağıt. : KUŞE

Parlak,mavi renkli gündüz kelebeği. : ADONİS

Parlak.: RUŞEN

Parlak.:CELİ

Parlaklığı geçici olarak artarak patlayan yıldız. : NOVA

Parmak izine dayanarak kimlik belirleme yöntemi.: DAKTİLOSKOPİ

Parmaklara takılarak çalınan bir tür zil.: KASTANYET

Parmaklara takılıp çalınan zil veya buna benzer ses çıkarıcı alet.:ÇALPARA

Parmaklarda oluşan iltihap.,tırnakta ağrılı şiş. : DOLAMA

Parmaklık,korkuluk.: CAĞ

Parola,işaret,alamet . : İM

Pas açıcı.:ZİDA

Pas.:KÜF

Pasaklı,kılıksız.:LO KA

Paskalya Adasındaki devasa heykellere verilen ad. : MOAİ

Pasta hamuru. : ŞU

Pasta,çörek. : GATO

Pastacıların,terzile rin kullandığı dişli,küçük demir çark.: RULET

Pastırmalı börek. AÇANGA

Patates gibi bazı bitkilerin yumrularında bulunan nişasta.: FEKÜL

Patika. : YOLAK

Patlak çukur.: MAAR

Patlıcangillerden kötü kokulu bir bitki.:ADAMOTU

Patlıcangillerden,çe şitli renkte çiçekler açan,kokulu bir süs bitkisi. ETUNYA


Patlıcangillerden,ge niş yapraklı,kötü kokulu bir bitki,kankurutan.:AD AMOTU

Patlıcangillerden,ka sların kasılmasını giderdiği için hekimlikte kullanılan bir bitki.:TATULA

Patolojide mantar.: MİKOZ

Pay,hisse,nasip.:BEH RE

Payı olmayan,pay almamış.: BİBEHRE

Paylama,azar. : İTAP

Pedro Almodovar’ın bir filmi.: ANNEM HAKKINDA HERŞEY:KONUŞ ONUNLA

Pehlivanları çeşitli övgü ve dualarla seyirciye tanıtan kimse.:CAZGIR

Pek bol,pek çok. : İBADULLAH

Pek bol,pek çok.: İBADULLAH

Pek çok bilgisayar ağını birbirine bağlayan ve kendine özgü bir adresleme sistemi ile iletişim protokolüne dayalı ağ;dünya ölçeğinde ağ.: İNTERNET

Pekmez toprağı da denilen ve üzüm şırasının tortularını çökeltmekte kullanılan kille karışık kireçli toprak. : MARN

Pekmezle kar karıştırılarak yapılan kar helvası. : KARSAMBAÇ

Pekmezle yapılan bir tür tatlı.:KEDİBATMAZ

Pelerin. : HARMANİ

Pelerinli bir çeşit palto.:REGLAN

Pembe dizi de denilen,gerçek yaşamdan kopuk TV dizilerine verilen ad. : SOAP-OPERA

Pembe renkli şarap. : ROZE

Pembe,beyaz çiçek açan,kışın yaprak dökmeyen,zehirli bir ağaççık. : ZAKKUM

Pencere veya kapının üst yanında bulunan ve oda havasının değiştirilmesine yarayan açılır kapanır bölüm.:VASİSTAS

Penye veya jarse tipi pamuklu örme kumaşlarda,genellikl e tişört ve bluzlarda etek ve kol ağızlarını kapamada kullanılan dekoratif dikiş türü.:REÇME

Perçem. : KAKÜL

Perdeli bir üflemeli çalgı.:FAGOT

Perslerde il yöneticisi,vali.: SATRAP

Peru ve Bolivya’da yünü için yetiştirilen evcil alpaka türü. : PAKO

Peru ve Patagonya arasında yaşayan bir geyik türü. : PUDU

Peru’da mısırdan elde edilen bir içki. : ÇİÇA

Peru’da yaşayan uzun tüylü bir memeli hayvan.:ALTES

Pervane balığına verilen bir ad.:AY BALIĞI

Pestil.:BASTIK

Peşinat. Bir kimseye, pazarlığında anlaşılmış bir paranın küçük bir bölümünü önceden vermek. : KAPARO

Peygamber ağacı reçinesinden çıkarılan ve hekimlikte kullanılan bir sıvı.:***AKOL

Peygamber çiçeği.:BELEMİR

Peygamber. : YALVAÇ

Peygamberimizin hane halkı. : EHLİBEYT

Peygamberler. : ENBİYA

Pırıltılı kristallerden oluşan doğal demir sülfürü. : PİRİT

Pik. : FONT

Piliç. : FERİK

Piramit. : EHRAM

Pirinci kabuğundan ayırmak için kullanılan dibek. İNK

Pirinç ayıklamaya yarayan taş silindir. : DİNK

Pirinç.:ERZ

Pirinçli ve yoğurtlu ıspanak yemeği. : BORANİ

Pirzola. : KOTLET

Pis koku.:UFUNET

Piston kolu.:BİYEL

Pişirilmiş olan yemeğin üzerine parmesan,kaşar,dil peyniri gibi peynir çeşitlerinden birini rendeleyerek pişirmek. / Yemeğin üzerine beşamel sos dökerek yemek pişene ve sosun üzeri kızarana kadar fırında bekletmek.:GRATEN

Pişman. : NADİM

Pişmiş balçık.:ÇİNİ

Pişmiş hamurla yenen,özellikle tavuğun göğüs etiyle hazırlanan bir tür çorba. : ARABAŞI

Pişmiş toprak,cüruf ve beton karışımından yapılan kiriş,putrel ve nervürler arasına konulan delikli tuğla.: ASMOLEN

Piyale,ayaklı içki kadehi. :AYAG: (EYAG)

Plan. : TASAR

Plazma sıvısının deri altı dokusuna ve seroz zarlara yaygın biçimde sızması. : ANAZARK

Plili. LİSE

Po nehrinin kolu olan bir ırmak. : PANARA

*****,konken gibi kimi oyunlarda aynı cins iki kağıda verilen ad. ER

*****de aynı renkten oluşan ama sıra izlemeyen beş karta verilen ad.:FLOŞ

*****de kağıtlar dağıtılmadan önce oyunculardan birinin yere sürdükten sonra önünde fişi yada parası kalmadığını belirtmek için söylediği söz.:TAPİ

*****de ortaya konulması zorunlu para,: POT

*****de rest. : SOLT

*****de,sırayla birbirini izleyen değişik renkten beş karta verilen ad.:KENT

Polonya para birimi. : ZLOTİ

Polonya,Litvanya,Bel arus ve Ukrayna’da siyasal erki üstlenen meclise verilen ad.:RADA

Polonya’da millet meclisine verilen ad.: SEJM

Porselen yapımında kullanılan bir çeşit beyaz ve gevrek kil.:KAOLİN

Portekiz halk şarkısı.:FADO

Portekiz’de ağaçlı dağlık kütle. : GERES

Posta beygiri. : YAM

Posta havalesi. : MANDAPOST

Postu kaplan postu gibi çizgili bir tür Afrika zebrası./Antilop. : DAV

Pozitif elektrot. : ANOT

Pörsümek. ALKIMAK

Praseodim’in simgesi. : PR

Pratik. : AMELİ : KILGIN

Prensip,umde,ilke,di n ve felsefe temellerinden biri./ Hipostaz. : UKNUM

Prensip. : UMDE

Protein sentezine yardımcı olan bir asit türü. Ribonükleik asit. : RNA

Proton verebilen maddelerin genel adı.:ASİT

Psikolojide sözsel anlatım bozukluğu.:AKATAFAZİ

Puan,nokta. : BENEK

Pullu ve kılçıklı,küçük bir balık. : İZMARİT

Put,totem,çok güzel kadın. : SANEM

Pürüz alır. : RAYBA

R

Rabindranath Tagore’un ünlü romanı. : GORA

Raca. : MİHRACE

Radyasyon dozu birimi.:REM

Radyasyon ölçümlerinde kullanılan temel birim.:BEKEREL

Radyasyon.:IŞINIM

Radyo ve televizyon yayınlarında, film seslendirmelerinde, hareketleri izlemesi gereken seslerin doğal kaynakların dışında, optik, mekanik, kimyasal yöntemlerle gerçekleştirilmesi.: EFEKT

Radyumun simgesi. : RA

Raf. : SERGEN

Rafadan. : ALAKOK

Rahat eden. : MÜSTERİH

Rahim,döl yatağı.:UTERUS

Rahip,keşiş. : KARABAŞ

Raket. : VURAÇ

Rakı içilen masa. : ÇİLİNGİR SOFRASI

Rakı konan 15- 20 cl’lik kulpsuz sürahilere verilen ad. : KARAFAKİ : KARAF

Rakibin bedenini kollarıyla birlikte kavrayarak yana yada arkaya savurma,devirerek bastırma biçiminde uygulanan bir güreş oyunu. ALTO

Ramazan ayında oruç tutanların gün doğmadan önce belirli saatte yedikleri yemek. AHUR

Rap başta olmak üzere 1980’lerin siyah ABD müziğini ve Newyork popunu içine alan müzik türlerinin genel adı.: HİPHOP

Rapor. : YAZANAK

Rasathane. BSERVATUAR

Ray aralığı 60 cm eninde veya daha az olan,arabaları buhar,hayvan ve insan gücüyle yürütülen küçük demiryolu. EKOVİL

Razı olma,uzlaşma. : MUVAFAKAT

Reasürans şirketlerine işveren şirket. : SEDAN

Recep ayının kandil olarak kutlanan ilk Cuma gecesi. : REGAİP

Reçine sakızı.:MIRRA

Reçine.Çam sakızı. : EDEMİK

Reçinesi hekimlikte kullanılan bir ağaççık. : LADEN

Refakat muhribi. : ESKORT

Refik Halit Karay’ın mizah yazılarında kullandığı takma ad. : KİRPİ

Rehin verme. : TERHİN

Rekoru ele geçirme.,skoru yenileme. : EGALE

Ren geyiği derisinden yapılmış Eskimo kayığı.:UMİAK

Rengi kırmızı ile sarı arasında değişen doğal kurşun oksit.: MASİKO

Renk körlüğü. : DALTONİZM

Renk yuvarı,renk küre. : KROMOSFER

Renkler.Türlü renklerde olan. : ELVAN

Renkli cam parçalarından oluşan saydam pencere süslemesi veya resim.:VİTRAY

Renkser. : KROMATİK

Resim çizmekte kullanılan,taflan çubuklarından yapılan kalem.: FÜZEN

Resim ve heykel(yontu) sanatlarında varlıkların biçimi.:BETİ

Resimde bir nesne veya figürü derinlik duygusu içinde verme yöntemi.:RAKURSİ

Resimli. : MUSAVVER

Resmi bir daireye yazılan mektuplar. : TAHRİRAT

Resmi bir erkek ceketi. : REDİNGOT

Resmi temsilci heyeti. ELEGASYON

Resmi törenlerde giyilen uzun etekli,eteğinin arkası beline kadar yırtmaçlı,siyah,resm i erkek ceketi.: FRAK

Resmi ziyafet ve davetlerde erkeklerin giydikleri,arkası yırtmaçlı,etekleri uzun ve ön köşeleri yuvarlak kesilmiş ceket. : JAKETATAY

Ressam Gürkan Coşkun’un bilinen adı. : KOMET

Ressam tarafından kullanılan boya hacmi. : PAT

Rezene bitkisine verilen bir ad.:RAZİYANE

Rezonans. : SESELİM

Rıhtımın su üstünde kalan bölümü. OM

Rivayet eden.:RAVİ

Rize ilinde balıyla ünlü bir yayla. : ANZER

Rize ilinde,aynı adlı balıyla ünlü bir yayla.:ANZER

Rize yöresinde dokunan ince bez.: FERETİKO


Rize-Erzurum karayolunda bir dağ ve geçit. : OVİT

Rodyumun simgesi. : RH

Roket atar.:BAZUKA

Roma iffet tanrıçası. : DİANA

Roma imparatorlarının tacı. : ATENA

Roma imparatoru Sezar’ın geldim,gördüm,yendim anlamındaki ünlü sözü.:VENİ-VİDİ-VİCİ

Roma mitolojisinde aşk tanrısı. : AMOR

Roma mitolojisinde bereket ve toprak ürünleri tanrıçası. PS

Roma mitolojisinde Jüpiter ve Mars’ın sıfatı. : ULTOR

Roma sanatında,tapınak yada mezarlarda Tanrı heykelinin,ölü heykelinin yada kutsal eşyanın konulduğu küçük niş. : AEDİCULA

Roma tanrısı. : LAR

Roma’nın eski adı. : RİM

Roma’yı tekrar görebilmek için,içine para atılması adet olan ünlü çeşme.:TREVİ

Romalılarda tanrı olarak düşünülen ölü ruhları.: MANES

Romanya para birimi. : LEY

Romanya’nın plaka işareti. : RO

Romatizma hastalıklarını tedavi eden tıp dalı. : ROMATOLOJİ

Romen rakamında bin. : M

Ruanda’nın başkenti.:KİGALİ

Rubidyum’un simgesi. : RB

Ruh biliminde nesnelerin dokunulmaksızın hareket edişi.Uza devim. : TELEKİNEZİ

Ruh ve sinir hastalıklarıyla,kişi de görülen önemli uyumsuzlukları önleme,teşhis ve tedavi etmeye uğraşan uzmanlık dalı. SİKİYATRİ

Ruh. : TİN

Ruhbilim.: PSİKOLOJİ

Ruhsal bunaltı. : ANGOR

Ruhsal yaşama ve bedene egemen olmayı amaçlayan Hint felsefe sistemi.:YOGA

Rulet oyununda 1-35 arasındaki tek sayılardan her biri.:EMPER

Rum asıllı Türk besteciler.:ALEKO BACANOS-YORGO BACANOS

Rumların kutsal saydıkları kaynak veya pınar. : AYAZMA

Rus alfabesi. : KİRİL

Rus dilinde evet. : DA

Rus halk destanı veya rapsodisi. : BİLİNA

Rus imparatorluk ailesinin toprak olarak sahip olduğu mülkler.: UDEL

Rus komünisti.:BOLŞEVİK

Rus köylü kadınların giydiği uzun elbise. ARAFAN

Rus köylü topluluğuna verilen ad. : MİR

Rus köylüsü.: MUJİK

Rus, Leh, Sırp, Hırvat, Bulgar ve Çek halklarına dillerindeki yakınlık dolayısıyla verilen ad. : SLAV

Rusların ünlü destanı. : İGOR

Rusya federasyonuna bağlı,doğu ucunda bir ada. AHALİN

Rusya ikinci meclisi. : DUMA

Rusya’da bir ırmak. : LENA

Rusya’da kıyı ırmağı. : TAZ

Rusya’da yaklaşık 15 bin kişinin konuştuğu Aramca lehçesi. : AYSOR

Rusya’da,bir kazaya karşılık gelen yönetim bölümünü belirten Rusça sözcük. : RAYON

Rusya’nın St. Petersburg kentinde 1764 yılında kurulmuş ünlü saray müzesi.:ERMİTAJ

Rusya’ya özgü,taze krema ile birlikte yada yahninin yanı sıra sunulan veya yağda pişirilmiş,ayıklanmı ş karabuğday irmiği.:KAŞA

Rutenyumun simgesi. : RU

Rüşvet verenle alan arasında aracılık eden.:RAİŞ

Rüyaları inceleyen bilim dalı. : ONİROLOJİ

Rüzgar ve karla karışık yağan yağmur.:ÇIVGIN

Rüzgar,şimşek ve gök gürültüsü ile ortaya çıkan sağanak yağışlı hava olayı.:BORAN

Rüzgar,yel,hava,nefe s, : BAD

Rüzgarın estiği yönü göstermek için direk şapkalarının üstüne konulan yelkovan biçimindeki ağaç. : PİNEL

Rüzgarın veya gaz durumundaki akışkanların akış hızını ölçmeye yarayan aygıt.:ANEMOMETRE

 

S

Sabah ve öğle arası. : KUŞLUK

Saban demirinin toprakta bıraktığı iz. : ÇİZİ

Sabanın kaldırdığı toprak. : KESEK

Sabit fikir,saplantı. : İDEFİKS

Sabit manevralarda ve gemileri bağlamada kullanılan,üç veya dört kollu halat.:YOMA

Sabun otu,çevgen.:ÇÖVEN

Sac üstünde pişen yufkayı çevirmeye yarayan yassı tahta aygıt : ATARAÇ

Sacda pişirilmiş yuvarlak pide. : BAZLAMA

Saç kepeği,baş konağı.: DONRA

Saç kıvrımı.: LÜLE

Saç lülesi,zülüf.:BÜRÇÜK

Saç örgüsü. : BELİK

Saç tutturacağı. : FİRKETE

Saçın küçük tutamlar biçiminde değişik renklerde boyanmış durumu.:MEÇ

Saçma atan av tüfeği.:KAVAL

Saçma sapan söz.:YAVE

Saçma. : ABSÜRD

Sadist. : ELEZER

Sadrazam kavuğu.:KALLAVİ

Sadrazamların veya devlet görevlilerinin padişaha verdikleri armağan. : RİKABİYE

Saf yün,pamuk ve sentetik elyaf karışımı bir tür sert kumaş. RA

Saf,tatlı su.:ZÜLAL

Safra.Karaciğerin salgıladığı acı su. : ÖD

Safran,amber ve misk karıştırılarak yapılan güzel bir koku.:ABİR

Safranla renk ve koku verilen bir çeşit şekerli pirinç peltesi.:ZERDE

Safranla renk ve koku verilen bir çeşit şekerli pirinç.:ZERDE

Sagu’da denilen ve kimi hurma ağaçlarının özünden çıkarılan nişastalı bir maddeye verilen ad. : HİNT İRMİĞİ

Sağana benzer bir kuş. : SALANGAN

Sağanak sırasında atmosfer elektriğinin boşalmasındaki parlak ışık.:ŞİMŞEK

Sağır ve dilsiz. : AHRAZ

Sağlam ve sert taş. : ÇİNKE

Sağlam,kuvvetli. : EKİDE

Sağlam.:BERK

Sağlamlaştırılmış.: MÜSTAHKEM

Sağlamlaştırma. : TAHKİM

Sağlamlaştırmak.:BER KİTMEK

Sağlık yurdu,hastane. ARÜŞŞİFA

Sahan altlığı. : NİHALE

Sahip çıkanlar,tutanlar. Hz Muhammed’in meclisinde bulunan kimseler. : SAHABE

Sahip,iye. : IS

Sahnede oynanmak için yazılmış oyun. RAM

Sahte,düzmece. : CALİ

Saka kuşu. :KUTAN

Saka Türklerinin ünlü destanı,: ŞU

Sakağı da denilen ve özellikle atlarda görülen ölümcül bir hayvan hastalığı. : RUAM

Sakal. : LİHYE

Sakarya ovasının diğer adı. : AKOVA

Sakat,kötürüm,hasta. :AHNIT

Sakat,malul.: SÖKEL

Sakırga.:KENE

Sakızla tatlandırılmış rakı. : MASTİKA

Sakin deniz. : BONAÇA

Sakinler,bir yerde oturanlar. : SEKENE

Saklambaç oyunu. : EBEKAÇ

Salamuraya yatırılmış yiyecekler için kullanılan sözcük. : MARİNE

Salep bitkisi. : ASILMIŞ ADAM

Salepgillerden,batak lık yerlerde yetişen bir bitki.: DANAKIRANOTU

Salgın hastalık. : EPİDEMİ

Salisilik asidin tuzu. : SALİSİLAT

Salkım durumundaki mavi çiçekleri olan bir bitki. : LOBELYA

Salkımsöğüt. Baklagillerden,sıcak iklimlerde bir çok çeşitleri yetişen ve zamk,boya gibi maddelerinden yararlanılan bir ağaç. : AKASYA

Salya. : RİK

Saman taşımak için arabalara konulan ince dallardan örülmüş büyük sepet veya çit.:ÇİTEN

Saman ve çamur karışımı ilkel tuğla. : KERPİÇ

Saman yığını.: TINAZ

Samanından ayrılmamış arpa,buğday yığınları. : NAMLI

Samanla karışık tahıl. : MALAMA

Samanlık. : MEREK

Samanyolu. : KEHKEŞAN

Samaryumun simgesi. : SM

Samit’de denilen ve sözsüz oynanan köy seyirlik oyunlarının genel adı, dilsiz.:LAL

Samoa takımadaları devletinin para birimi.:TALA

San Marino’nun plaka.:FARAZİ

Sanal. : FARAZİ

Sanayi ve tarımda kullanılan,tekerlekl er üzerine kurulmuş,istenilen yere çekilebilen patlamalı motor veya buhar makinesi.:LOKOMOBİL

Sanayi,endüstri. : URAN

Sancağı,yelkeni veya sereni direkten aşağı alma.Yelken indirme. : ARİYA

Sancak. : LİVA

Sancı. : BURU

Sandalları asmaya yarayan ve gemilerin bordalarında bulunan dikmelere verilen ad.:MATAFORA

Sanma,zannetme.:ZEHA P

Sap ve kökünde bol tanen bulunan çok yıllık bir bitki.:KURTPENÇESİ

Sap yüklemede ve harman aktarmada kullanılan tahta tarım aracı.:ANADUT

Sapaklık,aykırılık. : ANOMALİ

Sapı veya ortası omuza geçirilebilen tek veya iki gözlü bir tür çanta. : HEYBE

Sapınç. : ABERASYON

Sapındaki liflerden halat,çuval gibi kaba örgüler yapılan bir bitki.:KENEVİR

Sapkınlık. ALALET

Saplantı,sabit fikir.:İDEFİKS

Sapları ve yeşil çiçek tomurcukları sebze olarak yenen bir bitki.:BROKKOLİ

Saplı tencere.:KAÇARULA

Sara hastalığı. : EPİLEPSİ:TUTARIK: YİLBİK

Sararmayı gidermek için beyaz çamaşırların son suyuna karıştırılan mavi renkte bir toz boya.:ÇİVİT

Sararmış,solgun,sarı . : ZERD

Saray. ARÜSSAADE

Saraylarda harem ve hazine dairelerinin bulunduğu yer. : ENDERUN

Sardalye yavrusu. APALİNA

Sardunya adasının kuzeybatı kıyısında İtalya’ya ait bir ada.:ASİNARA

Sarhoş olmak. : ESRİMEK

Sarhoşlar. : MESTAN

Sarhoşluk. EKR

Sarı çiçekli,acı ve kokulu bir ot.:ANDIZOTU

Sarı çiçekli,keskin kokulu bir bitki.(Turşulara lezzet ve koku vermek için kullanılır).:ÇÖRDÜK

Sarı humma virüsü. : AMARİL

Sarı renkli bir üzüm cinsi. : EMİRALİ

Sarı tüylü kedi. ARMAN

Sarık. ESTAR

Sarımsağın antibiyotik etkisini gösteren maddelerinden biri.: ALİSİN

Sarımsı yeşil renkli cam parıltılı magnezyum ve demirli silikat. : OLİVİN .: PERİDOT

Sarımtırak dallı nakışlarla işlenmiş bir tür beyaz ipek kumaş.:ABANİ

Sarısabır da denilen bir süs bitkisi. : AZVAY

Sarkıt. TALAKTİK

Sarma tekniğiyle yapılan bir tür işleme. : ANAVATA

Sarmal. : HELİSEL

Sarmaşık,tırmanıcı bitki. : AŞAK

Sarp bölgede kurulmuş Kafkas dağ köyleri. : AUL

Sarp geçit. : AKABE

Sarp kayalık çıkıntı.:KORNİŞ

Sarp sıradağlar.:BALKAN

Sarp,dik.: YALMAN

Satıcının,mal sahibi adına sattığı şeyden aldığı yüzdelik,satımlık. : PEYİKE

Satır aralığı.:ESPAS

Satışa başlamak. İFTAH

Satrançta bir değerlendirme ve klasman sistemi.:ELO

Satürn gezegeninin en büyük uydusu. : TİTAN

Satürn’ün bir uydusu. : REA

Savaş gemilerindeki asma yatak.:BRANDA

Savaş meydanı. : MAREKE

Savaşçı,okçu. : VAKKAS

Savaşlarda giyilen zırh. : ÇOKAL

Savaşta tutsak edilen veya satın alınan ve sahibinin üzerinde tam bir kullanım hakkı bulunan kadın.:KARAVAŞ

Sayfa çevresine çekilen çizgi.: ZIH

Sayfa düzeni.: MİZANPAJ

Saygı ile ağırlama. : İZAZ

Sayı boncuğu,çörkü. : ABAKÜS

Sayı farkı. : AVERAJ

Sayılar,harfler ve semboller kullanılarak açılan bir çeşit fal.:CİFİR

Sayılmış. : MADU

Sayım. Toplanma. : TADAT

Sayısal. : DİJİTAL

Sayma,sayılma. : AD

Saymaca . : İTİBAR

Saz takımında usul vurmaya yarayan tef. : DAİRE

Saz veya kamıştan yapılmış kulübe.:HUĞ

Saz,kamış,hasır otu. : KOFA : KİLİZ

Sazan balığı familyasından bir tatlı su balığı.:AKKEFAL

Sazan familyasından vücudu yandan basık,sarı pullu,eti tatsız,kılçıklı bir tatlı su balığına verilen ad. : ÇAPAK

Sazana benzer bir tatlı su balığı.: KARAKEÇİ

Sazı kurmaya yarayan burgu,kulak.: KÖK

Sazın en ince ses veren teli.: ZİR

Sazlık,kamışlık. : KİLİZMAN : BİŞE

Sebze bahçesi.:BOSTAN

Seçenek.:ALTERNATİF

Seçici kurul.: JÜRİ

Seçimin sonuçsuz kalması.:BALOTAJ

Seçkin bir sanat yapıtının taklidi. : PASTİŞ

Seçmecilik yanlısı,seçmeci.:EKL EKTİK

Seçmeli yemek. : ALAKARD

Seçmesiz yemek. : TABLDOT

Sedir. : DİVAN

Sekiz hecelik dizelerden oluşmuş bir İspanyol şiir türü.: ROMANS

Sekiz sesten oluşan ses dizisi. KTAV

Sekizer hecelik dört dizeden oluşan Hint edebiyatına özgü şiir türü. : ŞLOKA

Selam anlamında Latince sözcük.:AVE

Selam veya teşekkür için eğilerek veya dizleri kırarak yapılan hareket. : REVERANS

Selçuklu şehzadelerin eğitimiyle uğraşan öğretmen,lala.:ATABE Y

Selçuklularda şehzadeleri eğitmekle görevli vezirlere verilen san.:ATABEK

Selenterelerden,topl u yada tek başına yaşayabilen basit yapılı hayvan. : POLİP

Selin getirdiği kumlu toprak. : MİL

Selülozun bir türevi.:KİTİN

Semazenlerin giysisi. : TENNURE

Semer,oturmalık. : EYER

Semirtme.:BESİ

Senegal’in başkenti. AKAR

Senet. : BELGİT

Senfonik şiirde küçük melodi parçası. : LAYTMOTİF

Sentetik bir kumaş. : PERLON

Sentetik polyester lifleri veya ipliği.:TERGAL

Sepicilikte ve hekimlikte kullanılan tadı buruk bir madde. : TANEN

Sepilenerek boyanmış ve cilalanmış deri. Özellikle ciltçilikte kullanılan bitkisel sepileme görmüş keçi derisi.: SAHTİYAN

Sepilenmiş koyun derisi.: MEŞİN

Serap,pusarık.:ILGIM :AL

Serap. :AL

Serbest bırakılmış cariyeler , veya köleler,azatlılar. : UTEKA

Serbest biçimdeki geleneksel Türk güreşi.: KARAKUCAK

Serbest vuruş.:FRİKİK

Serçegillerden küçük bir kuş.:BECET

Sert bir metal. : KORİNDON

Sert buğdaydan elde edilen,taneleri iri,glutence zengin un.:İRMİK

Sert kabuklu,iri ve uzunca taneli bir üzüm cinsi. : KEÇİMEMESİ

Sert ve siyah renkli tahta. : ABANOZ

Sert,kaba. : ANİF

Sert,katı. : BERK

Serumda meydana gelen antikor.:AGLÜTİNİN

Servet.:NEVA

Servi ağacı.: ANDIZ

Servigillerden,dipte n dallanan bir süs bitkisi.: MAZI

Seryum elementinin simgesi. : CE

Seryum filizlerinde bulunan,gri renkli bir element.:İTRİYUM

Ses yitimi:. AFONİ

Ses,ahenk,nağme.:NEV A

Seslerin aralarında hiç kesinti olmadan birbirini izlemeleri gerektiğini belirten müzik terimi. : LEGATO

Sessiz sinemanın üç büyük komedyeninden biri olan gülmeyen adam Buster Keaton’un Avrupa’da yaygın olarak bilinen adı.:MALEK

Sessiz,huzurlu.:ASUD E

Sevap.:ECİR

Sevgi,dostluk.:VEDAT

Sevgili,yar. : EMRE

Sevgilinin dudağı. : LAL

Sevgilinin saçı.: ZÜLÜF

Sevinçli. : ŞAD

Seyelan. : AKI

Seyhan ırmağının en uzun ve en önemli kolu. : ZAMANTI

Seyir işaretlerini taşımaya, bir geçidi bir tehlikeyi belirtmeye yarayan yüzer cisim. : ŞAMANDIRA

Seyrek dokunmuş delikli bir kumaş. : ETAMİN

Seyrek dokunmuş,astarlık ince bez.: SALAŞPUR

Seyrek taneli,kırmızı benekli bir üzüm cinsi. : YAPINCAK

Seyrek ve eğreti dikiş.: TEYEL : İLİNTİ

Seyrek ve yuvarlak taneli bir çeşit üzüm. : DİMYAT

Seyrekçe örülmüş büyük torba.:ÇUVAL

Seyyar ızgara. : BARBEKÜ

Seyyar soba. : SALAMANDRA

Sezar’ın selamlama şekli. : AVE

Sıcağa ve soğuğa karşı dayanıklılığı kükürtle arttırılmış kauçuk. : EBONİT

Sıcak bölgelerde yetişen kerestesinden kaplamada yararlanılan çok sert bir ağaç.: TİK

Sıcak bölgelerde yetişen ve keçiboynuzu’na benzer meyveleri reçel ve şerbet yapımında kullanılan bir ağaç. EMİRHİNDİ

Sıcak bölgelerde yetişen yaşlı bir ağaç.:BAN

Sıcak iklimlerde yetişen bir bitki.İlaç olarak kullanılan bir baharat. : KAKULE

Sıcak parçanın ansızın suyun içine daldırılmasıyla elde edilen çatlak cam türü.:KRAKELE

Sıcak ülkelerde yetişen bodur bir ağaç.:ANZAROT

Sıcak ülkelerde yetişen,dini törenlerde yakılan ve yanarken güzel koku veren,odunu ve kabuğu hoş kokulu bir ağaç.:ÖD AĞACI

Sıcak ve ılık denizlerde yaşayan bir balık. : İSPAROZ

Sıcak ve ılık denizlerin kıyı bölgelerinde yaşayan kemikli bir balık türü. ARIKUYRUK

Sıcak yenilen bir çeşit peynirli tel kadayıf. : KÜNEFE

Sıcak,kızgın,yakıcı. :HAR

Sıcak,nemli iklimlerde oluşan,parlak kırmızı yada kahverengiye çalan kırmızı renkli,demir oksit ve alüminyum bakımından zengin toprak.:LATERİT

Sığ deniz. : NERİTİK

Sığ sularda ağır yükleri taşımak için kullanılan altı düz tekne. : ŞAT

Sığ sulardaki çalılıkların dibinde yaşayan küçük balık.:ANABAS

Sığınak.:MELAZ

Sığır sürüsü. : NAHIR

Sığır sürüsünün otlamaya gitmeden önce toplandığı yer.:GEZEKLİK

Sığır tüccarı,kasaplık hayvan tüccarı.Koyun,keçi,s ığır gibi kesilecek hayvanların ticaretini yapan kimse.. : CELEP

Sığır vebası. : ÇOR

Sığır,öküz anlamında sözcük. : BAKAR

Sığırcık. : LALESAR

Sığırın öd kesesinden çıkan taş : HARAZA

Sığırın öd kesesinden çıkan taş. : HARAZA

Sığırtmaç,sığır çobanı. : BAKKAR

Sığla yağı’da denilen ve günlük ağacından elde edilen balsam.:TIGALA

Sıhhi.:HİJYENİK

Sık dokunmuş yünlü bir kumaş türü.:ÇUHA

Sık gözlü ağ.: TOR

Sık sık hastalanan,sağlıksız kimse.: NANEMOLLA


Sıkı dokunmuş bir tür, ağır pamuklu kumaş. : DİMİ

Sıkı kapanan bir fermuar türü.:ZİP

Sıkılmış üzümün cibresinden yapılan sert bir Fransız içkisi. : MARK

Sıkıntı,dert. : GAİLE: BUN : KASVET

Sıkıntı,üzüntü.:KOYU NTU

Sıkıştırılmış bitki tellerinden yapılan mukavva yada tahta. : FİBER

Sıkıştırma aleti,pres.:CENDERE

Sıkma,sıkarak bağlama.: ŞET

Sınır boyu. : SERHAT

Sınır geçme izni. : PASAVAN

Sınır nişanı.:URA

Sınır,uç. : HAD

Sınırdan geçiş belgesi. : LESEPASE

Sır saklamayan.:BEYHAN

Sır,gizli tutulan şey.:RAZ

Sır.:GİZEM

Sıralaç. : KLASÖR

Sıraları geriye veya kenarlara doğru yükselen tiyatro salonu.:AMFİTEATR

Sıralayan. : RATİB

Sırf buğday yolmakta çalıştırılan tarım işçisi. : ABERECİ

Sırlar. : SERAİR

Sırma veya gümüş işlemeli bir tür ipekli kumaş. : BROKAR

Sırmayla işlenmiş,sırmalı.:ZE RKAR

Sırsız seramik.Sarıdan kızıl kahveye kadar değişik renklerde tuğla ve kiremitten çok daha düzgün,ince dokulu pişmiş toprak. : TERRAKOTTA

Sırt yüzgeci uzun ve geniş küçük bir balık.:HOROZBİNA

Sırtta taşınan yük.:ŞELEK

Sıska. : ARIK

Sıtma tedavisinde kullanılan bir ilaç.:ATEBRİN

Sıvı yakıtı kolayca yanabilecek taneciklere ayırarak püskürten araç.:BRÜLÖR

Sıvılaştırılmış petrol gazı.:LPG

Sibirya Ren geyiği./Amerika Ren geyiği. : KARİBU

Sicilya kökenli Newyork mafyasına verilen ad. : COSANOSTRA

Sigara artığı. : İZMARİT

Sigortada yapılan değişiklikleri gösteren ve poliçeye eklenen belge.:ZEYİLNAME

Sih dininin kurucusu. : NANAK

Sihlerin Hindistan’da kurmak istedikleri bağımsız devletin adı. :HALİSTAN

Sihlerin kutsal kitap olarak belledikleri peygamber öğretilerine verilen ad,/ Hindu üstadına verilen ad. : GURU

Siirt ve Diyarbakır yörelerinde düzenlenen “cigor” şenliği sırasında yapılması gelenekselleşmiş olan bumbar dolmasına verilen ad. : ZİMBİLOK

Siirt yöresine özgü,kurut da denilen kurutulmuş yoğurt. : KEŞK

Silah olarak kullanılan ağır topuz.:GÜRZ

Silah,zırh gibi savaş aracı. USAT

Silahlı. : MÜSELLAH

Silindir.:ÜSTÜVANE

Silindirik alet mili.Demir çubuk. : BARA

Silis grubundan değerli bir mineral. : OPAL

Simetri : BAKIŞIM

Simge,sembol. : TİMSAL

Simge. : REMİZ : REMZ

Simyacıların kurşuna verdikleri ad.: AABAMA

Sina yarımadasının ortasında yer alan çöl.:TİH

Sincap. : ÇEKELEZ

Sinek. : CİBİN

Sinema Eserleri Sahipleri Meslek Birliği’nin kısa yazılışı. ESAM

Sinema filmlerinin kültür,eğitim amacıyla korunduğu,saklandığı yer. : SİNEMATEK

Sinema ve tiyatroda teknik ustalıkla yapılan gösteri.: TRÜK

Sinemacılıkta kamerayla geniş bir mekanın taranmasına verilen ad. : PAN

Sinir ağrısı. : NEVRALJİ

Sinir hücresinin gövde kısmından çıkan tek uzun uzantı.:AKSON

Sinir sistemini , duyu organlarını oluşturan ve embriyonun dış yüzünü örten tabakaya verilen ad. : EKTODERM

Sinir tellerini kesme ameliyatı. : LOBOTOMİ

Sinirbilim. : NÖROLOJİ

Sinop’un bir ilçesi. : AYANCIK

Siper. : KAZAMAT

Sir Alexander Fleming tarafından 1928’de bulunan,metabolizma ürünlerinden elde edilen antibiyotik. ENİSİLİN

Sivas yöresinde yaygın halay türü bir halk oyunu.: AŞİRET

Sivilce. :AKNE

Sivrisineğe benzer bir böcek.:ÜVEZ

Sivrisineğe benzer çok küçük bir sinek türü.:KUMUK

Siyah kan damarı,toplardamar.: VERİT

Siyaha boyanmış Sibirya tilkisi kürküne verilen ad. : SİTKA

Siyaha yakın koyu yeşil. : NEFTİ

Siyasal erkin birkaç kişilik bir kümenin elinde bulunduğu yönetim. LİGARŞİ

Slav alfabesi.:KİRİL

Slayt. İA: DİAPOZİTİF

Slovakya’nın plaka işareti. K

Soğan ve benzeri katmerli şeylerin iç kısmı.:CÜCÜK

Soğanlı bir süs bitkisi.:AMARİLİS

Soğanlı et yemeği. : YAHNİ

Soğuk denizlerde yaşayan bir fok türü.: OTARİ

Soğuktan donmak.:BUYMAK

Soğurma,emme. : MAS

Soğutma özelliği olan,soğutucu.:FRİGO RİFİK

Soğutulmuş olarak sunulmak üzere içinde buzla kokteyl malzemelerin çalkalandığı çift çeperli kapalı maşrapa. HAKER

Sohbet toplantıları düzenleyen ve yöneten kişiye bazı yörelerde verilen ad.:YAREN

Sokakta bulunan sahipsiz eşya. : LUKATA

Sokakta bulunan sahipsiz eşya.:LUKATA

Sokulgan.:CİVELEK

Sola ait,sola ilişkin.:YESARİ

Soluk borusu. : TRAKEA

Soluk kahverengi,karnı beyaz tüylü,kısa kulaklı,postundan kürk yapılan memeli bir hayvana verilen ad. : KARSAK

Soluk tıkanımı: ASFİKSİ.

Somun ile sıkıştırılacak parça arasına yerleştirilen,hafif bombeli ortası delik parça.:RONDELA

Somurtkan.:ABUS

Son,işin sonu. : ENCAM

Sonbahar.:BAĞBOZUMU

Sonda. : KATETER

Sonradan çıkan adet.:BİDAT

Sonradan görme.:BULDUMCUK

Sonradan ortaya çıkan.:ARIZ

Sonradan,sonraları anlamında bir belirteç.:BİLAHARE

Sonsuz,ebedi.:CAVİDA N

Sonsuz,ucu bucağı olmayan.: NAMÜTENAHİ

Sonsuz. : HALİT

Sonsuzluk. : EBET

Sonucu bakımından çok önemli olmayan yanlışlık. : SEHİV

Sonucu bakımından çok önemli olmayan yanlışlık. EHİV

Sonucu önceden düşünüp önlem alan. : DURENDİŞ

Sorguç.: TUĞ

Soruşturma.: TAHKİK

Sosyal. : İÇTİMAİ

Sovyet edebiyat eleştirmeni Mihail Mihailoviç Bahtin’in takma adı. : VOLOŞİNOV

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’nin ilk yıllarında uygulanan Yeni Ekonomi Politikasını simgeleyen harfler.:NEP

Sovyetler Birliği döneminde para yerine kullanılmak üzere 1921 ve 1922’de kabul edilen emek hesap birimi. : TRUD

Sovyetlerde Gulag kamplarındaki tutuklulara verilen ad. : ZEK

 

 



Soy ağacı.: ŞECERE

Soykırım,katliam. : JENOSİT

Soylu Arap atı. : KÜHEYLAN

Soylular,aristokrasi .:ZADEGAN

Soylular. : KİRAM

Soyluluk,ululuk. : KEREM

Soyluluk.HASEP

Soymuk doku,soymuk borusu. : FLOEM

Soyoluş.:FİLOGENEZ

Soysuz,dejenere. : YOZ

Soytarı. : KAŞMER

Soyu karışmış Avrupalı.:LEVANTEN

Soyu tükenmiş bir kuş. : DODO

Soyunda şair yokken,hiçbir eğitim görmeden kendi kendine şair olan kimse.:NABİGA

Soyut bir şeyin,bir kavramın sembolü olan varlık veya eşya.: AMBLEM

Soyut,mücerret. : ABSTRE

Sömürge. : KOLONİ: MÜSTEMLEKE

Söndürme.,borcu ödeme. : İTFA

Sönmemiş kireç.: KİLS

Söylenti. : TEVATÜR

Söyleyiş özelliği. : ŞİVE

Söz dizimi. : NAHV : NAHİV

Söz geçirirlik,saygınlık .:FORS

Söz karışıklığı. ARAFAZİ

Söz yitimi. : AFAZİ

Söz,konuşma. : HANEK

Söz,sözleşme. : KAVİL

Söz. : KELAM

Sözcü. : RAPORTÖR

Sözçatar. : STAND-UP

Sözle,bakışla,telkin yoluyla sağlanan bir tür uyku.:İPNOTİZMA

Sözlerinin bütünü veya çoğu şarkı olarak söylenen müzikli tiyatro eseri. PERA

Sözlük yazarlığı,sözlük bilgisi.:LEKSİKOGRAF İ

Sözlükbilimci.:LEKSİ KOLOG

Sözsel anlatım bozukluğu. :AKATAFAZİ

Sözü boş yere uzatma : ITNAP

Sözü boş yere uzatma : İTNAP

Sözü geçen,etkili olan.:NAFİZ

Steteskop kaşifi Fransız hekim.:RENE THEOPHİLE LAENNEC

Stoacılık. : REVAKIYE

Stronsiyum’un simgesi. : SR

Su kıyılarında yaşayan, sırtı mavi ve yeşil, karnı pas rengi bir kuş. / İskele kuşuna verilen ad. : YALIÇAPKINI

Su bahçesi. : AKUALAND

Su baldıranı da denilen bir bitki. U REZENESİ

Su buharı gücüyle çalışan gemi.: VAPUR

Su buharı.:BUĞU

Su deposu. : SARNIÇ

Su dolabı. : NAURE

Su düzeyindeki sıra kayalar. : RESİF

Su geçirmez,kukuletalı kısa ceket. : ANORAK

Su kabağından yada ağaçtan oyulmuş maşrapa. : SUSAK

Su kabarcığı. : HABBE

Su kıyılarında setler kuran,kürkü değerli bir hayvan. : KUNDUZ

Su kıyılarında veya taşların altında yaşayan kınkanatlı böcek.:AGONUM

Su kıyılarında yaşayan çok iri bir kuş. ELİKAN

Su kıyılarında yetişen ve kökü hekimlikte kullanılan otsu bir bitki.:EĞİR

Su kızağı. : JETSKİ

Su samuru ve kürkü. : LUTR

Su tavuğu. : KALİNİS

Su ve sulu şeyler koymaya yarayan kulplu,emzikli kap.: İBRİK

Su yolu : AKAÇ

Su yosunu. :ALG

Su yüzündeki sıra kayalar.:RESİF

Subaylar.: ZABİTAN

Suç.:CÜRÜM

Suçlama.:TÖHMET

Suçüstü.:CÜRMÜMEŞHUT

Suda büyük derinliklere dalabilen insanlı bağımsız araç.:BATİSKAF

Suda giyilen başlık. : BONE

Suda yaşayan,sevilen,beya z eti için avlanan,iri bir böcek. : ISTAKOZ

Suda yüzdürülerek çekilen veya herhangi bir yere asılan cismin sağa sola çarpmasını önleyen donanım. : ACEVELE

Sulak yerlerde yetişen,yaprakları salata olarak kullanılan bir bitki.:KUZUKULAĞI

Sulamaya ve yangın söndürmeye yarayan araç. : AROZÖZ

Sularını bir denize veya göle gönderen bölge. : MAİLE

Sulavesi Adalarında yaşayan bir manda. : ANOA

Sulavesi adalarında yaşayan cüce bir manda.: ANOA

Sulfata,sıtma ilacı. : KİNİN

Sulu darı hamurunun ekşitilmesiyle yapılan bir içecek.:BOZA

Sulu,cıvık hamur.:BULAMAÇ

Suluboya resmi. : AKVAREL

Sunak. : ALTAR

Surinam plakası.: SME

Suriye kıyısında oturmuş Sami kökenli antik halk.:FENİKELİLER

Suriye,Filistin,Mezo potamya ve Irak Arap edebiyatında kullanılan bir rubai. : ATABE

Suriye’de oturan Samilerin büyük tanrıçasının yaygın adı.:İŞTAR

Suriye’nin plakası. : SYR

Susama benzeyen, tohumları acı olan,halk hekimliğinde tedavi ettiğine inanılan bir bitki.:ÜZERLİK

Susamın ezilmesiyle elde edilen yağlı besin.:TAHİN

Suşi gibi çiğ balıkla yapılan bir Japon yemeği.: SAŞİMİ

Suyu alınmış meyve artığı. : KÜSPE

Suyu emme,ıslanma anlamında eski sözcük.:NAK

Suyun buz tutması ile kaynaması arası seksen eşit parçaya bölünerek elde edilen sıcak ölçer. : REOMÜR

Suyun arklara paylaştırıldığı yer. : ANAVUL

Sülük yapıştırma. : İLAK

Sülük. : ALAK

Sülüngillerden soyu azalmış bir kuş türü.:TURAÇ

Sümerlerde gök tanrısı.:ANU

Sümerlerde sağlık tanrıçası. : BO

Sümerlerde toprak tanrısı. : ENKİ

Sümüksü doku.:MUKOZA

Sünger taşı. ONZA

Sünnet etme. : HİTAN

Sünnet olan çocuğun elini kolunu tutan ve çocuk üzerinde babaya yakın bir hak taşıyan kimse. : KİRVE

Süpürge otu,funda. : ERİKA

Süpürge otu.: PÜREN

Süpürge sapı. : TARA

Süpürge.:CARU

Sürat korkusu. : TAKOFOBİ

Süratli,en çabuk. : ESRA

Süre ölçer.:KRONOMETRE

Süreç. : VETİRE

Süreç.:VETİRE

Sürekli olarak aç kalma. ÖNGEL ORUCU

Sürekli su akan boru. : MASLAK

Sürekli,iyice yerleşmiş. : PAYİDAR

Sürekli,sonsuz. AİM

Sürgen doku.:MERİSTEM

Sürgün. : LİNET

Sürme.: RASTIK

Sürükleyerek götürme.:CER

Sürüldükten sonra nadasa bırakılan tarla. : HERK

Sürülmemiş sert toprak. : BAİRE

Sürülmemiş tarla.Bakımsız bağ,bahçe. : KELEME

Sürülmemiş,ot bürümüş toprak.: MALAZ

Sürüngen hayvanların genel adı. : KELER

Sürünün sıcakta dinlendiği gölgelik. : EĞLEK

Süryani takvimine göre sekizinci ay.:İYAR

Süs için yapılmış kumaş kıvrımı. Lİ

Süs iğnesi. : BROŞ

Süs lalesi.:BÜRÇÜK

Süs olarak kullanılan ziynet,altın taklidi sarı tenekeden pul. : PENES

Süs. : BEZEK İRAYE

Süsleme,tezyin. : DONATA

Süslemecilikte kullanılan çok parlak,yeşil ve pembe dalgalı sedef.:ARUSEK

Süsleri olan kumaş. : FİSTO

Süslü taş mezar. : LAHİT

Süslü,güzel.:ZİBA

Süslü. : ZİBA

Süt kardeş. : RADİ

Süt kardeşi anlamında yerel bir sözcük.: EMİŞİK

Süt mamulleri imalathanesi. : MANDIRA

Süt şekeri. : LAKTOZ

Sütte bulunan protein. : KAZEİN

Sütten kesilmiş sığır yavrusu.:BUZAĞI

Süzgeç,kevgir. : AYIRT : İLİSTİR : ELESTİR

Süzülmüş et veya tavuk suyu. : KONSOME

Süzülmüş et veya tavuk suyu.:KONSOME

Ş

Şah İsmail’in şiirlerinde kullandığı mahlas.:HATAYİ

Şair bahşişi.:CAİZE

Şakaklardan sarkan saç lülesi. : ZÜLÜF

Şalgama benzeyen bir bitki.:ALABAŞ

Şalvarın üstüne giyilen ve önde uzun iki parçası olan bir giysi.:ÜÇETEK

Şaman. :KAM

Şamdan. : ÇIRAKMAN

Şampiyon : BÖKE

Şampiyon.Kahraman.Gü çlü kimse. : BÖKE

Şanlıurfa yöresine özgü,dürüm gibi sarılmış yufka arasına ceviz doldurularak yapılan bir tür hamur tatlısı : ŞILLIK

Şanlıurfa’nın Hilvan ilçesinde antik bir yerleşim merkezi.: NEVALİÇORİ

Şapka. : KAPELA

Şapka.: KAPELA

Şapkasının altında ışınsı levhacıklar,sapının üst kısmında bir yaka ve dip kısmında bir etek bulunan mantar.:AMANİTA

Şarap mahzeni.:KAV

Şarap rengi. : ŞARABİ

Şarap tadıcısı. EGÜSTATÖR

Şarap üretiminde kullanılan yerli bir üzüm cinsi. : KARASAKIZ

Şarap.: ÇAKIR : BADE

Şarapları inceleyen bilim dalı. : ENOLOJİ

Şarbon. : KARAYANIK

Şarkı demeti.: POTPURİ

Şarkı türünde ve piyano için hazırlanmış,genellik le kıtalar biçiminde beste. : ROMANS

Şarkı,türkü,köçekçe gibi küçük güfteli bestelerde,güftenin iki kıtası arasına,başına,sonun a da gelebilen,sözsüz çalınan parça.:ARANAĞME

Şarkılı kilise duası için bestelenmiş müzik parçası./Katolik kiliselerinde Hz İsa’nın çarmıha gerilmesini anmak için yapılan tören. : MİSSA

Şarkının sert bir biçimde vurgulandığı disko müzik üslubu.:RAP

Şarlatan,yalancı,hil eci.: KALTABAN

Şartlar,içinde bulunulan koşullar. : ŞERAİT

Şaşma. : TAACCÜP

Şatafat.:CAFCAF

Şeftalili,kremalı bir çeşit dondurma. EŞMELBA

Şehir dışı yolların iki tarafındaki toprak veya çakıl yol.:BANKET

Şehir. : ŞAR


Şehirle ilgili.: BELEDİ

Şehirlerarası yolların iki tarafında yayaların yürümesine ve taşıtların trafiği aksatmadan durabilmesine yarayan çakıl veya toprak yol.: BANKET

Şehre yakın çevre.:BANLİYÖ

Şehvet.: BAH

Şehzadenin hükümdar olarak tahta çıkması.:CÜLÜS

Şeker hastalarının şeker yerine kullandığı,maden kömürü katranından elde edilen beyaz bir toz. AKARİN

Şeker kamışı veya şeker pancarından elde edilen bir tür şeker.: SAKAROZ

Şeker kamışı. : NAL

Şeker kamışından elde edilen sert bir içki.:KALİTEA

Şeker kamışından yapılan bir içki.:ROM

Şeker karıştırılarak pişirilmiş meyve ezmesi.:MARMELAT

Şeker posası. : MELAS

Şeker ve nişasta ile yapılan bir tür tatlı. : REŞİDİYE

Şekerci boyası. : AMERİKAN ÜZÜMÜ

Şekeri çok bir tür yer elması.:BADAT

Şekerin yakılmasıyla yapılan şekerleme.:KARAMELA

Şekil,biçim bilgisi. : MORFOLOJİ

Şeriat gereği,nikahta erkeğin kadına verdiği mal yada para. : MİHR

Şeyh Abdülkadir Geylani tarafından on birinci yüzyılda kurulan bir tarikat.:KADİRİLİK

Şık,lüks ve gösterişli,bir törene,bir davete uygun giyim tarzı.Fantezi ve öğleden sonra giyilebilecek kadın giysisi biçimi. : ABİYE

Şiddetli acı ve sıkıntı.:EZİNÇ

Şiddetli yağmur. : BORAN

Şii mezhebinin bir kolu ve bu koldan olanların inancı.: RAFIZİLİK

Şiir. : YIR : POEM

Şili plakası.: RCH

Şimşek. : BALKIR

Şişman,semiz. : SEMEN

Şişmanca,kısa boylu,yapılı. : TIKNAZ

Şom ağızlı,kara haberci. : NAİ

Şubat sonlarında,sırayla havaya,suya ve toprağa düşerek oluştuğu sanılan sıcaklık yükselişi.:CEMRE

Şüphe,kuruntu.: VESVESE

Şüphe.: ŞEK

Şüpheli,kuşkulu. : MEŞKUK

T

Tabaklanarak boyanmış ve cilalanmış deri. AHTİYAN

Tabanı meşinden olan mest.Edik.: LAPÇİN

Tabanı tahtadan yapılmış deri ayakkabı.:GALOŞ

Tabiat,huy. : HASLET

Tabut. : SAL

Tac Mahal’in bulunduğu kent. : AGRA

Tadarak kontrol etmek. EGÜSTASYON

Tadı ekşimiş ve buruk olan. : KEKRE

Tadı ve kokusu karabibere benzeyen bir tür baharat.:KAKULE

Tahıl için kullanılan sekiz kiloluk ölçek. : ŞİNİK

Tahıl kuyusu. : SARPIN

Tahıl tepsisi. : EVSECEK

Tahıl unlarından nişasta çıkarıldıktan sonra geri kalan albüminli madde.:GLUTEN

Tahıl yığını. : ÇEÇ

Tahılı aletler kullanarak başaktan ayırma işi.:HARMAN

Tahılı saman ve kavuzlardan ayırmaya yarayan,kıldan veya kamıştan yapılmış elek.:TEPİR

Tahılın taş ve samanla karışması./Harmanda ürün kalıntısı. : AFARA

Tahin,nohut,patates ve soğanla yapılan meze.:TOPİK

Tahitili kadınlardan esinlenerek oluşturulmuş bir plaj giysisi. Üzerinde basılı büyük motifler bulunan ve Tahiti’de göğsün üstünde yada belde düğümlenerek giysi olarak kullanılan kumaş parçası. : PAREO

Tahminen.: TAKRİBEN

Tahsildar.:CABİ

Taht. : ERİKE

Tahta ayakkabı. Tek bir tahta parçadan yada tahta parça üzerine tutturulmuş kösele bir üstlükten oluşan ayakkabı. : SABO

Tahta kılıçlarla yapılan Japon dövüş sporu. : KENDO

Tahta maşa. : ŞAKŞAK

Tahta perde. : DARABA

Tahta ve kereste biçmeye yarayan,elektrik ve su gücüyle çalışan büyük bıçkı. : HIZAR

Tahtacılar da denilen konar göçer Türk topluluğu. : AĞAÇERİLER

Tahtadan parçaları uç uca takılı,uzun bir boru biçiminde,perdeli bir üflemeli çalgı.:FAGOT

Tahtadan topları,tokmaklar yardımıyla bazı kurallara uyarak ve belli bir yolu izleyerek küçük kemerlerin altından geçirmeye dayanan oyun.:KROKET

Taka’dan büyük,baş ve kıç tarafı yukarı kalkık bir çeşit Karadeniz teknesi.:ÇAPAR

Takadan büyük,baş ve kıç tarafı yukarı kalkık bir çeşit Karadeniz kayığı.:ÇAPAR

Takdim etme. : LANSE

Takım yıldız. : ALTIKARDEŞ

Taklit.:İMİTASYON

Takunya. : NALIN

Talih,şans, uğur.. : NEVAL : KUT

Tallı bitkilerin,çoğu sularda yetişen ilkel yapıdaki örneklerine verilen genel ad.:: YOSUN

Tam olgunlaşmamış ekin.:ALACATEK

Tam tersine.:BİLAKİS

Tambura benzeyen maden gövdeli bir saz türü.:CÜMBÜŞ

Tan ağartısı. EHER

Tan. : SEHER

Taneleri hayvan yemi olarak kullanılan ve mercimeğe benzeyen bir bitki.:BURÇAK

Taneleri için yetiştirilen ve dıştan bakıldığında mısırı andıran tarım bitkisi. : SORGUN

Tanelerin içini kurum karası bir tozla dolduran ekin hastalığı.:RASTIK

Tanınmış,bilinen. : MARUF

Tanısızlık : AGNOSİ

Tanıtma filmi.:FRAGMAN

Tanıtma yazısı.: JENERİK

Tanıtmalık.: PROSPEKTÜS

Tanrı birliği.:VAHDANİYET

Tanrı korusun. : MAZALLAH

Tanrı saygısı ve ahret kaygısından ötürü günah işlemekten titizlikle kaçınma.:VERA

Tanrı yoluna girme. / Tövbekar olma. : İNABE

Tanrı,sahip,efendi,a zat olmuş köle,terbiye eden. : MEVLA

Tanrı,tanrıça,evreni n doğuşu ile ilgili düşsel,alegorik anlatımı olan halk öyküsü. : MİTOS

Tanrı. : ÇALAP : OGAN : YEZDAN

Tanrıcılık.: TEİZM

Tanrının insan ruhlarını yarattığı zaman.:ELEST

Tanrıtanımaz(Ateist) . : ATE

Tanrıya boyun eğme,gönlü saygı ve korkuyla dolu olma.:HUŞU

Tanrıya eş koşma. : ŞİRK

Tanyerinde güneş doğmadan önce beliren kızıllık. : FECİR

Tanzanya plakası. : EAT

Tanzimat’tan Meşrutiyet’e kadar Türkiye’de kullanılan,yakası kapalı bir tür redingot.:İSTANBULİN

Tanzimat’tan sonra kolağası rütbesine eşit olan sivil unvanı.:RABİA

Tarım işçisi.:RENÇBER

Tarıma zararlı bir böcek. : MANAS

Tarımda bir yılda elde edilen herhangi bir ürünün toplamı.:REKOLTE

Tarih öncesi dinsel konu ve kahramanlarla ilgili olağanüstü olayları konu alan şiire verilen ad. : DESTAN

Tarih öncesi çağlarda tanrılara adak olarak sunulan heykelciklere verilen ad.: İDOL

Tarihi olayların zaman bakımından sırası.:KRONOLOJİ

Tarihsel coğrafyada Anadolu’nun Lykia bölgesinde,kalıntıla rı Fethiye ilçesi yakınlarında bulunan antik kent.:TLOS

Tarihte Kırım Hanlığında veliahta verilen unvan.:KAL***

Tarihte kölelerden kurulu bir asker sınıfı.:KÖLEMEN

Tarihte,demirden veya tunçtan dökülmüş,yuvarlak ve boş olan, içine patlayıcı maddeler doldurulup havan topu veya elle atılan yuvarlak bir tür bomba. : HUMBARA

Tarihte,Rumeli’de oturan Rumeli fatihlerinin torunlarına,bölge fethedildikçe Anadolu’dan getirilerek buraya yerleştirilenlere ve bunlardan oluşturulan askeri örgüte verilen ad.:EVLADIFATİHAN

Tarikat ehlinin başlığında bulunan kabarık dilimler. : TERK

Tarikatlarda şeyhlik makamı. : POST

Tarikattan olanların barındıkları, ibadet ve törenleri yaptıkları yer.: DERGAH

Tarla faresi. : GELENİ

Tarla,bahçe gibi yerlerde ağaç dallarından örülmüş barınak. : ÇARDAK

Tarla,bahçe,bağ gibi yerlerden toplanan üründen arta kalanlar.:TARAŞ

Tarlada açılan su yolu,tarlayı sulamakta kullanılan tahta oluklar.: ABARA

Tarlada saban izi. : ABARA

Tarlaya atılan tohumu örtmek için gezdirilen,ağaçtan geniş sürgü.:TAPAN

Tarsus yakınlarında dinlence yeri olarak kullanılan ünlü yayla. : NAMRUN

Tarz. TİL

Tasarı. : LAYİHA

Tasavvuf ve tekke müziğinde bir form. : SAVT

Taslak. : ESKİZ

Tasvir. : BETİM

Taş bilimi.:LİTOLOJİ

Taş dibek.: SOKU

Taş kırıntısı. : MICIR

Taş levreği. : MİNAKOP

Taş silindir . : LOĞ

Taş veya ağaçtan yapılmış büyük havan. İBEK

Taş veya mermerden oyma mezar.: LAHİT

Taş veya tuğladan yapılmış olan. : KAGİR

Taş.: SENG

Taşçı kalemi.: MİNKAR

Taşınabilir yatak.: SEDYE

Taşınır tahta perde. : PARAVAN

Taşıtlara yolun açık veya kapalı olduğunu göstermek üzere renkli levhalar ya da ışıklarla işaret veren dikme. : SEMATOR

Taşıtlarda lastiklerin takıldığı tekerleğin çember biçimindeki bölümü.:JANT

Taşıyan,yüklü. : HAMİL

Taşizm de denilen soyut resim anlayışı.:LEKECİLİK

Taşlama, iğneli söz. : TARİZ

Taşların yapısını inceleyen bilim.: LİTOLOJİ

Taşların yüzlerini düzlemede kullanılan çekiç.:BUCARDA

Taşlayarak idam cezası. : RECİM

Tatlı su ıstakozu.:KEREVİT

Tatlı su levreği. ERKİ

Tatlı sularda yaşayan bir tür gelincik balığı . : LOTA

Tatlı sülümen. : KALOMEL

Tatsız tuzsuz yiyecekler için kullanılan söz. Çürük yumurta gibi kokan. : SASI

Tavan tahtaları arasına konulan ince tahta.:ŞÜŞE

Tavla oyununda pul dizilen yer. : KAPI

Tavlada üç sayısı. : SE

Tavuğun göğüs etiyle hazırlanan ve pişmiş hamurla yenen bir tür çorba.:ARABAŞI

Tavuğun istenilen yere yumurtlamasını sağlamak için kullanılan beyaz taş. : FOL

Tavuk kümesi.: PİN

Tavuk yada dana etiyle yapılan bir tür yemek. : ŞNİTZEL

Tavuk,balık,dana ve kuzu etlerinin kemiklerinin çıkartılarak dilimlere ayrılması.:FİLETO

Tavukbalığı.:MEZGİT

Tayland’ın eski adı. : SİYAM

Tayland’ın para birimi.:BAHT

Taze soğan ve marulla pişirilmiş kuzu eti yemeği.: KAPAMA

Tazelik,sevinç. : NÜZHET

Tecrübeli oyuncu. : VETERAN

Tecrübeye dayanan.:AMPİRİK

Tedirgin.:BİZAR

Tefecilik. Bir malı çok fazla karla satma. : MURABAHA

Tehlike durumu,imdat,yardım. :CAR

Tehlike sınırı.:RUBİKON

Tehlikeli durum.: VARTA

Tehlikeli son.:VEHAMET

Tehlikesiz salgı bezi uru. : ADENOM

Tek at koşularak çekilen,üzeri kapalı,yanları açık bir tür araba. : PARAŞOL

Tek başına oynanan bir iskambil oyunu.: SOLİTER

Tek bir mekanda geçen TV komedi dizilerine verilen ad. : SİTCOM

Tek deste kağıtla oynanan bir iskambil oyunu. : PİNAKİ

Tek düze,monoton.:YEKNES AK

Tek hörgüçlü deve. : HECİN

Tek kağıt tabaka üzerine basılan 16 sayfalık kırılmış kitap parçası.:FORMA

Tek kişilik halk oyunu. : ALMADERE

Tek kişilik ve yelkenli yarış teknesi. : FİNN

Tek kurşun atan bir çeşit tüfek.:MARTİN

Tek odalı daire.: STÜDYO

Tek parça hayvan postundan yapılan ceket. :GOCUK

Tek tip,küçük,tek kişilik ve yelkenli yarış teknesi.:FİNN

Tek tohumluk kuru meyve. : AKEN

Tek tük ağaç bulunan kayalık. : GER

Tek ve belirli bir yıldız. : KEVKEP

Tek veya çok hücreden oluşan,vücudun bütün dış ve iç yüzeylerini kaplayan doku.:EPİTEL

Tek,eşsiz,biricik.:Y EKTA

Tekelci sermayedarlığa dayalı ortaklıklar birliği.:TRÖST

Tekerlek biçimindeki kaşar peyniri. ALAK

Tekke edebiyatında,insanın Tanrıdan çıkıp tekrar Tanrıya döneceğini işleyen şiir türü. EVRİYE

Tekli. : SİNGLE

Tekne ziftleme. : KALAFAT

Teknelerde hamuru kazımaya yarayan araç.:ISIRAN

Teknelerle suyun dibinde sürüklenerek çekilen, geniş ağızlı balık ağı. : TROL

Tel durumundaki gümüşü,altını örerek veya bir şey üzerine kakarak yapılan iş.:TELKARİ

Tel,kurşun boru gibi uzun ve bükülebilir şeylerin halka biçiminde sarılmasıyla yapılan bağ.:KANGAL

Telgraf alfabesi. : MORS

Telgraf işaretlerini göndermek için,bir devredeki akımı kesmekte veya yeniden vermekte kullanılan araç.: MANİPLE

Telkin yolu ile uyutmak.:İPNOTİZMA

Telli balıkçıl. : OKAR

Telli bir Azeri çalgısı. : TAR

Telli çalgılarda üzerine tellerin bindiği köprü.:EŞİK

Tellür’ün simgesi. : TE

Temel niteliğinde olan. :ASAL:ESASİ

Temel. : BAZ

Temeli taklide dayanan sözsüz oyun. : MİM

Temiz kalpli. ĞUZ

Temiz,iffetli. : AKMAN

Temiz,namuslu anlamında yerel sözcük. : ARCA

Temiz,namuslu. İLİ

Temiz,temiz ahlaklı.: NEZİH

Teneşir,sedir,peyke. : KEREVET

Teneşir. : SALACAK

Tenis ve golfde,topa yanlamasına vurulan darbe. LİCE

Tenise benzeyen ve bir tür tüylü topla oynanan oyun.:BADMİNTON

Teniste hızlı,iyi,karşılanam ayan servis atışı. : ACE

Teniste topun çizdiği yol.Topu rakibin arkasına düşürmeyi amaçlayan vuruş. : LOB

Teori. : KURAM

Tepelikli bir papağan. : MAKADU

Tepesi dar,kenarları geniş,kulak hizasına değin uzanan basık bir fes türü. : AZİZİYE

Tepki.:AKSÜLAMEL

Ter.: ARAK

Terazi gözü. : KEFE

Terazi. : MİZAN

Teraziyi denklemek için hafif gelen gelen kefeye konulan ağırlık.:ABRA

Terementi ağacının tohumu.: MENEVİŞ

Termofor. : BUYOT

Ters,aksi. : PAHAL

Tersinden de aynı şekilde okunan sözcük yada tümce (pay ederek iki kerede yap örneğinde olduğu gibi ) . : PALİNDROM

Terzilikte ölçü almak için kullanılan,genellikl e 1,5 m uzunluğunda şerit metre.:MEZURA

Terzinin belli bir ölçü ve örneğe göre kumaşa biçim vermesi işi,kesim.:FASON

Tesadüf. : RAST

Tez canlı,içi tez,ivecen.:ACUL

Tezat.:ANTAGONİZMA

Tezhipçilerin altını dövmeleri sırasında tirşenin kenarlarından dışarı taşan parçalara verilen ad.:RAMAD

Tıbbın sindirim sistemi hastalıklarını inceleyen dalı.:GASTROENTOROLO Jİ

Tığ.:BİZ

Tımar. : ZEAMET

Tınlama.: TANİN

Tıp dilinde akciğer veremine verilen ad. : FTİZİ

Tıp dilinde belsoğukluğu hastalığına verilen ad.:GONORE

Tıp dilinde bere ,morarma,çürük anlamında kullanılan söz. : EKİMOZ

Tıp dilinde bir ilacın ağızdan alınacağını belirten terim. : PEROS

Tıp dilinde ergenlik,buluğ anlamında kullanılan sözcük. : ADOLESAN

Tıp dilinde felçli anlamında kullanılan sözcük. : PARALİTİK

Tıp dilinde idrar salgısının azalmasına verilen ad.:ANÜRİ

Tıp dilinde ishal. : DİYARE

Tıp’ta kuvvetsizlik: ADİNAMİ

Tıpta deli dana hastalığının kısa yazılışı.: BSE

Tıpta iştahsızlık.:ANOREKS İ


Tıraş etme,kazıma.:YÜLÜME

Tırnak kemirme hastalığı. : ONİKOFAJİ

Tırnak,boynuz,kıl gibi üst deri ürünü olan yapıları oluşturan proteinli madde. : KERATİN

Tırnak.:CIRNAK

Tırpana balığı. Yan kanatları vücuduna yapışık,uzun kuyruklu,iri bir balık. : RİNA

Tibet antilobu. : KİRU

Tibet öküzü. : YAK

Tibet ve Keşmir’de hircus türü keçinin tüyleriyle dokunan ve özellikle şal yapımında kullanılan çok yumuşak bir dokuma.: PAŞMİNA

Tibet’in merkezi olan kent. : LHASA

Tibetlilerin alfabelerine verdikleri ad. BUÇAN

Ticaret gemilerinde tayfaların başı.:LOSTROMO

Ticaret mallarını saklamak için rıhtımda yapılan büyük depo.: DOK

Ticari değer taşıyan yaprak tütünlerin düşük kaliteli olanı.:KAPA

Ticari malların geçici olarak konulduğu yer. UNDURMA

Ticari senetlerde,ödemeden sorumlu olanların ödememesi halinde üçüncü bir kişinin alacaklılara senet bedelini ödeyeceğine ilişkin verdiği güvence. : AVAL

Tifo gibi bazı hastalıklara eşlik eden kas zayıflığı.:ADİNAMİ

Tiftikten yapılan bir cins ince kumaş.:ŞALİ

Tilki,samur,tavşan gibi hayvanların karın taraflarından elde edilen kürk. : NAFE

Tilkinin ense postu kürkü. : CILKAVA

Tipo baskıda kullanılmak amacıyla,üzerine kabartma olarak bir kompozisyon yada resim kopya edilmiş madeni levha. : KLİŞE

Tire ve Ödemiş ilçelerine özgü bir tür bilye oyunu.: LEK

Tirsi balığı. : ALOSA

Titrek,titreyen. : LERZAN

Titreme korkusu.: TREMOFOBİ

Titreme,ürperme. : RAŞE

Titreştirilince ana seslerden birini veren çelik alet. İYAPOZON

Tiyatro oyunları yazma sanatı.: DRAMATURGİ

Tiyatro sahnesine ilk çıkan Müslüman Türk kadını. : AFİFE JALE

Tiyatro ve sinemada teknik ustalıkla yapılan hile. : TRÜK

Tiyatroda sahne. : ŞANO

Tiyatrolarda oyunu alkışlamak için parayla tutulan kimse. : KLAKÖR

Tohum için ayrılmış tahıl,tohum.:BİDER

Tohumda embriyonu kaplayan etli bölüm.: ÇENEK

Tohumlarından elde edilen yağ,yapay kauçuk yapımında kullanılan bir bitki.:KOLZA

Tohumlarından kandil yağı,çiçeklerinden sarı boya çıkarılan otsu bir bitki. : REZEDE

Tok ve kalın ses. : DAVUDİ

Tokat’ın Pazar ilçesinde,sarkıt ve dikitleriyle ünlü bir mağara.:BALLICA

Tokat’ta yetişen ve kaliteli bir şarap elde edilen beyaz üzüm çeşidi. : NARİNCE

Tokyo kentinin eski adı. : EDO

Tombala kartı. : KARTELA

Ton balığı. : ORKİNOS

Topal,aksak. : LENG

Topallık,aksayarak yürüme. : ARECAN

Toplam olarak.:CEMAN

Toplama,toplanma.:CE M

Toplanma,birleşim. : İNİKAT

Toplar damar.:VERİT

Toplardamar genişlemesi. : VARİS

Toplardamarlarda iç zar iltihabı.:FLEBİT.:Fİ LİBİT

Toplu geziler için yapılmış büyük otobüs.: OTOKAR

Toplu olarak.:CEMAN

Topluluk.:CUMHUR

Toplum yaşayışından uzaklaşarak tek başına yaşama.:UZLET

Toprağı derince kazarak altını üstüne getirmek. : KİRİZMA

Toprağı kazıp siper yapmak. RAMAK

Toprağın nemi. : ÖL

Toprağın suyunu çekerek yerin bataklık duruma gelmesini önleyen bir ağaç. : OKALİPTÜS

Toprak Aşınması. : EROZYON

Toprak evleri sıvamak için kireç yerine kullanılan bir tür toprak.:AKTOPRAK

Toprak içinde yumru biçiminde yetişen,yenilebilen bir bitki,yer mantarı,keme. OMALAN

Toprak nemi. ARBIZ

Toprak ve kireçle karışık kırıntılar,yapı döküntüsü.:MOLOZ

Toprak yığını,küçük tepe.:HÖYÜK

Toprak,kum ve saman elemeye yarayan iri delikli kalbur :ABARA

Toprak.:TURAB

Topraktan çıkıp büyüyen. : NABİT

Topraktan yapılmış tencere.:ÇÖMLEK

Toptan,götürü iş,yazılı anlaşma. : KESENE

Topu kısa aralıklarla veya yavaş yavaş vurarak ileri götürmek. RİPLİNG

Topun gerisini kapayan kapak. : KAMA

Topuz biçiminde yaprakları olan,yapraklarının üst yüzeyi,böcekleri yakalayan yapışkan tüylerle örtülü bitki. ROSERA

Torba biçiminde dikilmiş yorgan çarşafı.:NEVRESİM

Tornacılıkta,bir deliğin ağzını genişletmeye yarayan çelik alet.: FREZE

Torun,evlat.:HAFİD

Toryum’un simgesi. : TH

Toy,acemi.:ÇAYLAK

Toynaklı memelilerin bir çoğunun başında bulunan,sert maddeden oluşmuş uzantıya verilen ad. : BOYNUZ

Toz bulutu.NAK

Toz emici alet.: ASPİRATÖR

Toz fırtınası.: TOZAK

Tömbeki denilen bir cins tütünün dumanının sudan geçirilerek içilmesini sağlayan araç.:NARGİLE

Töre bilimi,ahlak. Bir kimsenin davranışlarına temel olan ahlak ilkelerinin tümü. : ETİK

Tören ve alaylarda padişahın,vezirin yanında yürüyen görevliler.:ŞATIR

Tören yapılan taş masa. : SUNAK

Tören,merasim. Genellikle resmi yerlerde,resmi işlerde uyulması gereken kural,yol ve yöntemlerin tümü. : SEREMONİ

Tövbe etme.:İNABE

Trabzon hurması da denilen tropikal bir meyve. : KAKİ

Trabzon ilinde bir yayla. : LİŞER

Trabzon ve Rize yöresinde karabatak denilen deniz kuşuna verilen ad.: KUKARMA

Trabzon’un Akçaabat ilçesinde bir göl.: SERA

Trabzon’un Çaykara ilçesinde,1989’da tabiat parkı kaps***** da alınan,doğal güzelliğiyle tanınmış göl.:UZUNGÖL

Trafik. : SEYRÜSEFER

Traktör veya kamyonlara,daha çok yük taşımalarını sağlamak için takılan araba.:TREYLER

Tren istasyonlarında tren yolu boyunca uzanan,inilip binilen yüksekçe döşeme. ERON

Triko eşyaların yakasını yapmada kullanılan makine. : REMAYÖZ

Tropik bölgelerde yetişen,bazı erguvangillerden çıkarılan ve cila yapımında kullanılan bir çeşit reçine.:KOPAL

Tropikal bölgelerde yetişen ve yapraklarından değerli bir tekstil elyafı elde edilen bitki. İSAL

Tropikal Afrika’da yaşayan ve göbekli domuz da denilen hayvan. EKARİ

Tropikal Afrika’da yetişen bir ağaç. : AZOBE

Tropikal Afrika’da yetişen bir ağaç.: OKAN

Tropikal Afrika’da yetişen ve açık damarlı,siyahımsı esmere dönüşen esmer renkte,daha çok kaba dokulu,sert ve ağır bir odun veren ağaç. : VENGE

Tropikal Afrika’da yetişen ve odunu doğramacılıkta marangozlukta kullanılan ağaca verilen ad. : EKABA

Tropikal Afrika’da yetişen ve odunu doğramacılıkta kullanılan bir ağaç. : LİMBALİ

Tropikal Afrika’da yetişen ve odunu kolay işlenen büyük bir ağaç. : İROKO

Tropikal Afrika’da yetişen ve odunu marangozlukta ve kaplamacılıkta kullanılan çok büyük ağaç.: MAKORE

Tropikal Afrika’da yetişen ve Ohi de denilen ağaç. : BA

Tropikal Amerika ormanlarında yaşayan bazı etçil küçük memelilerin ortak adı. LİNGO

Tropikal Amerika’da yaşayan kimi hafif gagalı kuşların ortak adı.:TUKAN

Tropikal Amerika’da yaşayan küçük bedenli akbaba.:URUBİ.:URUBU

Tropikal Amerika’da yaşayan tavuğa benzer bir kuş.: TİNAMU

Tropikal Amerika’da yaşayan,eflatunla karışık gri ve esmer renkte,15 cm boyunda büyük gece kelebeği cinsi.: EREBUS

Tropikal Amerika’da yetişen çok sert bir ağaç.:VERA

Tropikal bölgelerde bulunan asalak olmayan guguk kuşu.:KUKAL

Tropikal bölgelerde yaşayan kimi kertenkelelerin ortak adı.:VARAN

Tropikal bölgelerde yetişen bir ağaç. BEŞE

Tropikal bölgelerde yetişen ve nişastaca zengin yumru kökleri yiyecek olarak kullanılan bitki.:YAM

Tropikal bölgelerde yetişen ve yumruları besin olarak kullanılan bir bitki.: TARO

Tropikal bölgelerdeki denizlerde kesiksiz esen bir takım rüzgarların adı.:ALİZE

Tropikal denizlerin az derin sularında yaşayan bir yengeç cinsi. : RANİNA

Tropikal ormanlarda yaşayan tavuğa benzer bir kuş. : TİNAMU

Tuğla ve harçla örülmüş,alttan obruk,yarım silindir biçiminde tavan örtüsü.:TONOZ

Tuğlaların harçla doldurulup düzeltilen aralığı. : DERZ

Tulum.:TULUK

Tumturaklı konuşma. : AYTA

Tuna nehrinde hafif savaş gemisi olarak veya yük ve insan taşımakta kullanılan bir çeşit gemi. : NASAD

Tuna ırmağında kullanılan bir çeşit yolcu gemisi. : ORANSA

Tunus kıyılarında kullanılan üç direkli yelkenli tekne. : ÇİTİHA

Tunus’un plakası. : TN

Turfanda zamanı. : MEYA

Turku’nun İsveç’teki adı. : AB O

Turna türü.:KARKARA

Turpgillerden,yağlı tohumlu mevsimlik bir bitki : KOLZA

Turşusu yapılan bir tür soğan. : INCALIZ

Turunçgillerden tadı acımsı bir meyve,greyfurt.:ALTI NTOP

Tutak,sap.: KABZA

Tutam.:FİSKE

Tutturgaç:. ATAŞ

Tutuk dilli,pepe. : PEPEME

Tuzak,kapan. : FAK

Tuzlalarda deniz suyu çekilen bölüm. : TAVA

Tuzlanmış ve deri tuluma bastırılmış peynir. : OLAMAN

Tuzlu hamurdan yapılan ince uzun çubuk,tuzlu çubuk.:BATONSALE

Tuzsuz taze peynirden nişasta ve pirinç unu konarak yapılan bir helva.:HÖŞMERİM

Tüberküloz tedavisinde kullanılan bir antibiyotik. : KANAMİSİN

Tüccar.:BEZİRGAN

Tüketici. : MÜSTEHLİK

Tükürükte bulunan ve nişastanın sindirilmesine yarayan enzim. : PTİYALİN

Tülbent ile patiska arası ince patiska arası ince pamuklu bir bez. :MERMERŞAHİ

Tümden çıplak olarak açık havada yaşamayı savunan öğreti.:NÜDİZM

Tümevarım. : ENDÜKSİYON

Tümör.: UR

Türk müziğinde bir makamı, kendi perdelerinden daha tiz yada pes perdelerde çalma işi.: ŞETARET

Türk aşıklık geleneğinin ve aşık edebiyatının etkisiyle Anadolu’da ve Azerbaycan’da yetişen,Türkçe ve Ermenice şiirler söyleyen,öyküler anlatan Ermeni asıllı aşıklara verilen ad.:AŞUK:AŞUĞ

Türk Halk Müziğinde bağlama ailesinden çalgıların en küçük boylusu.Tezene ile çalınan iki yada üç telli halk sazı. : CURA

Türk halk müziğinde bir türkü türü.:UZUNHAVA

Türk Halk Müziğinde kullanılan cura,bulgari,bağlama gibi telli ve çalgıçla çalınan çalgıların genel adı. : TAMBURA

Türk kentlerinin çoğunda,surla çevrili alanın dışında kalan yerleşmelere verilen ad.:TAHTAKALE

Türk lehçelerinden biri.:ÇUVAŞÇA

Türk müziğinde az kullanılmış pek az bilinen bir zurna türü.: ASAFİ

Türk Müziğinde bileşik makam. : NİKRİZ

Türk müziğinde bir makam adı. : KARCIĞAR : ARAZBAR : REHAVİ

Türk Müziğinde bir makam. : EVİÇ:EVCARA .: SUZİNAK

Türk müziğinde bir makam. : BAYATİ: ISFAHAN: MAYE: ACEMAŞİRAN

Türk müziğinde bir makam. : NEVA .: IRAK: SABA: SUZİDİLARA

Türk müziğinde bir makam.: ARAZBAR

Türk müziğinde bir makam.: CANFEZA.:NİKRİZ.:BUS ELİK

Türk müziğinde bir makam.: HİSAR. UZİDİLARA.:UZZAL.:ZA VİL

Türk müziğinde bir makamdan yada bir usulden başkasına geçmek. : GEÇKİ

Türk müziğinde bir oyun havası.: SİRTO

Türk Müziğinde bir usul. : NEMEL .: REMEL

Türk müziğinde birleşik bir makam.:NEVESER

Türk müziğinde fasıl topluluğuna verilen ad. : İNCESAZ

Türk müziğinde iki makamın ortak adı.:REHAVİ

Türk müziğinde kullanılan zilsiz büyük tef.:BENDİR

Türk müziğinde oldukça kıvrak bir usul. : AKSAK

Türk tuluat tiyatrosunda baş komik görevindeki uşak tiplemesi. Hımbıl,alık. : İBİŞ

Türk Üniversitelerinde en az beş yıl profesörlük yapmış,bilimsel çalışmalarıyla kendini tanıtmış öğretim üyeleri arasından seçilerek bir kürsünün yönetimiyle görevlendirilen kimseye verilen unvan. RDİNARYÜS

Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınır kapısı. : ESENYAYLA

Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınır kapısı.:ALİCAN

Türkiye ile Gürcistan arasındaki sınır kapısı.:TÜRKGÖZÜ

Türkiye ile İran arasındaki gümrük kapısı.:GÜRBULAK

Türkiye’den göç eden Yunanlıların oluşturduğu müzik türü. : REMBETİKO

Türkiye’nin 4. Büyük gölü. : EĞİRDİR

Türkler anlamında eski sözcük. : ETRAK

Türklere özgü bir şekerleme.:LOKUM

Türklerin egemen olduğu yerlerde yaşayan Arap ve İranlılara verilen ad.: TAT

Türkmenistan’da bir kent. : MARİ

Türkmenistan’da dokunan değerli bir halıya verilen ad. : YOMUT

Türkmenistan’da eski Orta Asya kenti.:MERV

Türkmenler arasında oynanan bir halk oyunu. : TEREKEME

Türlü bitkilerin yaprak ve kabuklarıyla kokulandırılmış acımtırak bir içki. : AMER

Türlü dokuma maddelerinden yapılan ince halat.:URGAN

Türlü eşya ve öteberinin satıldığı Pazar yeri.: SATAK

Tütsü kabı.:BUHURDAN

Tütün dumanının bıraktığı yağlı kir.: ZİFİR

Tütün fidelerini örtmek için kullanılan hasır veya ottan örtü.:KAPANCA

Tütün fidelerinin yetiştirildiği yatak. : ANDAL

Tütün hevengi,tütün dizmek,kurutmak ve işlemek için kullanılan üstü kapalı sergi. . :ARAN

Tütün yaprağı dizesi.:YONGA

Tütün yaprağı dizisi. : PASTAL

Tütün yapraklarından çıkarılan ve sigarada bulunan zehirli madde.: NİKOTİN

Tütünleme suretiyle kurutulmuş ringa balığı.:FRİSA

Tüyleri kara,meyve ve böceklerle beslenen ötücü bir kuş.:KARATAVUK

Tüylü kundura derisi. : SÜET

Tüylü,kıllı çuha,kebe. : BARAK

Tüysüz şeftali de denilen bir meyve. : NEKTARİN

Tüysüz,ince,sık dokunmuş yün kumaş.:ÇUHA

U

Ucu yanık odun. : EKSİ: ESE

Ucu bucağı olmayan.:NAMÜTENAHİ

Ucu dövülüp fırça durumuna getirilen ve diş temizliğinde kullanılan ağaç. : MİSVAK

Ucu halkalı cıvata.:MAPA

Ucuz,özenmeden ve bayağı cins ayakkabı yapan veya satan esnaf.:KAVAF

Uçabildikleri halde genellikle yürümeyi ve koşmayı yeğleyen 46 kuş türünün ortak adı.:TİNAMU

Uçaklarda pilot kabini . : KOKPİT

Uçakların yanaştığı yer. :APRON

Uçan avı bir noktaya çekmek için kullanılan içi doldurulmuş kuş. ADALYA

Uçma korkusu.: AEROFOBİ

Uçuk sarı renkte,yağ kıvamında,güçlü patlayıcı özelliği olan bir madde.:NİTROGLİSERİN

Uçurum. : KALAR

Uçuş korkusu.:AVİOFOBİ

Uda benzeyen bir müzik aleti.. : LAVTA

Ufak ateş tanesi.:CENGE

Ufuk. :ÇEVREN

Ufuklar.:AFAK

Uğur Mumcu’nun Politika ve Çivi gazetelerinde yazdığı yazılarda kullandığı takma ad. :MEHMET FERDA

Uğurlama.:TEŞYİ

Uğursuz. : ŞOM : MERET

Uğursuzluk. : FATALİTE

Uğursuzluk.: ŞEAMET

Ukrayna’nın başkenti. : KİEV

Ukrayna’nın plakası. : UA

Ulaşım.:KORELASYON

Ulaştırma. : İSAL

Ulusal yada yöresel konulardan esinlenerek oluşturulmuş müzik yapıtı.:RAPSODİ

Uluslar arası af örgütü. : Aİ

Uluslar arası Basın Enstitüsünü simgeleyen harfler. : İPİ

Uluslar arası Gazeteciler Federasyonu’nun kısaltması.:FİJ

Uluslar arası hukukta vatandaşlık hakkını kaybeden ve bir yenisini kazanamayan kimse,vatansız.: HAYMATLOS

Uluslar arası Meteoroloji Birliği. : WMO

Umutsuz,karamsar. : MEYUS

Un elerken dökülmemesi için yere serilen örtü. : İTEĞİ

Un,süt ve balla yapılan bir tatlı.:MEMUNİYE

Un,süt,yumurta ile yapılan,ufak ve yuvarlak taneler biçiminde kurutulan hamur.:KUSKUS

Un,süt,yumurta,şeker veya pekmezle yapılan bir tatlı.:AKITMA

Un,yağ ve su ile elde edilen karışım,çorba sosu.(Süt ile yapıldığında ise beşamel adını alır).:MEYANE

Unutkan. : NESİ

Unutma. : NİSYAN

Ur Keklik’de denilen ve Doğu Anadolu’da yaşayan keklik cinsi. : KEVDERE

Ur.: NEOPLAZMA

Uranüs’ün bir uydusu.:ARİEL

Urları inceleyen bilim dalı. : ONKOLOJİ

Uruguay’ın başkenti.:MONTEVİDEO

Usanç,can sıkıntısı. : MELAL

Uskumru balığının kurutulmuşu. : ÇİROZ

Uskumru,sardalye,kol yoz gibi balıkların ufağı. : VONOZ

Uskumru’nun 8-10 cm boyunda olanı.:VONOZ

Uskumrugillerden bir balık.: ORKİNOS

Uskumrugillerden,eti esmer,kılçıksız ve pulsuz bir balık.: PALAMUT

Uskumrugillerden,gen ellikle Akdeniz’de yaşayan ufak pullu bir balık.:AKYA


Uşak halısı ismi. : SARPKİLİT

Uşak iline özgü,nişasta ve pekmezle yapılan bir tatlı. ELVAZE

Ut,kanun,keman gibi çalgıların tellerini geren düğme.: MANDAL

Utanma duygusu. : UT : AR

Uyak,kafiye. : REDİF

Uyanık,gözü açık. : SAK

Uyanık,uyumayan.:BİD AR

Uyanıklık. : TEYAKKUZ

Uyarlama.: ADAPTASYON

Uydurma,gerçek olmayan,gerçekmiş gibi gösteren haber.: ASPARAGAS

Uygulanabilirlik.Yap ılabilirlik. : FİZİBİLİTE

Uygun,yerinde,denk.: MEHEL

Uygur Türklerince 11. asra kadar Çin’de dokunan çok ince kalite ipek duvar halılarına verilen ad. : KESİ

Uygur hükümdarlarına verilen san. : İDİKUT

Uyku hastalığı. : NARKOLEPSİ

Uyku ile uyanıklık arası bir durumda bulunmak,uyuklamak.: IMIZGANMAK

Uyku. : HAB: MENAM

Uyluk kemiğinin bilimsel adı.:FEMUR

Uyruk. : TEBAA

Uyuklayan. : IMIZGAN

Uyuşma,görüşme. : İTİLAF

Uyuşuk,miskin.:UYUNT U

Uz yazım. : TELEKS

Uzaduyum. : TELEPATİ

Uzak yerlere yolcu ve ticaret eşyası taşıyan yük hayvanı katarı. : KERVAN

Uzakdoğu’da yetişen amerikan elmasından çıkarılan bir tür zamk./Vernik. : LAK

Uzakta olan. : ÜCRA

Uzaya giden ilk canlı köpek cinsi. : LAYKA

Uzun ve tumturaklı konuşma .: TİRAT

Uzun ağızlı balık. : SARGANA

Uzun boylu,zayıf,ince kimse.:KİKİRİK

Uzun boyunlu,kulpsuz,küçü k rakı sürahisi.: KARAFA

Uzun kavkılı deniz yumuşakçası.: OTİNA

Uzun kemiklerin iki ucundaki şişkin kısım. : EPİFİZ

Uzun süre kadınsız kalan erkek,cinsel açlık çeken. : ABAZAN

Uzun süre saklanabilen yiyeceklerin genel adı.: ERZAK

Uzun süreli.:MEDİD

Uzun taneli bir pirinç türü. : BERSANİ

Uzun tecrübeler sonunda özel olarak ifade edilmiş ve halka mal olmuş söz,darbımesel.:ATAS ÖZÜ

Uzun tütün çubukların kullanıldığı çağlarda odanın ortasına yerleştirilen kül çanağı.:TAKATUKA

Uzun tüylü bir köpek cinsi. : EPANYÖL

Uzun tüylü bir süs köpeği. : LULU

Uzun tüylü İngiliz köpeği. ETER

Uzun tüylü kalpak. : PAPAK

Uzun ve beyaz taneli bir üzüm cinsi. İRMİT

Uzun yapraklı palmiye. : RAFYA

Uzun,çok ince,beyaz ve bol tüylü yapağısından dokumacılıkta yararlanılan bir koyun cinsi.:MERİNOS

Uzun,kıvırcık tüylü bir cins köpek.:KANİŞ

Uzun,sarı ve yumuşak saç. : LEPİSKA

Uzunca kadın ceketi. : TRUVAKAR

Uzunluğuna açılan yazma kitaplar : BEYAZİ

Uzunluğuna,boyun.:TU LANİ

Ü

Ücretle çalışan kimse.:ECİR

Ücretli Osmanlı askeri.:KAPIKULU

Üç ayaklı çember veya üçgen biçiminde demir destek.: SACAYAK

Üç Bergama Kralının ortak adı. : ATTALOS

Üç boyutlu sinema tekniği. İNERAMA

Üç direkli yelkenlilerde mizana direğinin en altta bulunan sereni. : FOA

Üç katlı bir balık ağı. : DİFANA

Üç telli bağlama.:YONGAR

Üç telli bir Rus sazı.:BALALAYKA

Üç telli ve perdesiz Japon lavtası. : SAMİSEN

Üç veya daha çok direği bulunan gemilerde arka direk. : MİZANA

Üç veya daha çok sayıda halat telinden elle örülerek yapılmış kısa ip. : TİRNELE

Üç veya dört yaşına kadar olan dişi manda.:EVERE

Üçüncü jeolojik çağın,memelilerin oluştuğu dönemi.:EOSEN

Üçüncü Selim’in şiirlerinde kullandığı mahlas.:İLHAMİ

Üflemeli bakır çalgılardan oluşan orkestra.:FANFAR

Üflemeli bir çalgı. : KEN : KENA

Üflemeli bir çalgı.:KORNO.:ZURNA

Üflenerek çalınan perdesiz çalgı.:BORAZAN

Ülkeler. :MEMALİK

Ülser hastalığına verilen bir başka ad.:KARHA

Üniversite diplomasıyla doktora arasındaki akademik derece.:LİSANS

Üniversitelerde öğrencilerin ders seçme veya bırakma işlemi.:EKLESİL

Üniversitenin tüzel kişiliğini temsil eden,yönetiminden,öğ retimin düzenli yürütülmesinden sorumlu kimse. : REKTÖR

Ünlü Meksikalı ressam.( 1907-1954 yılları arasında yaşamış, ilkel görünümlü,keskin hatlı ve parlak renkli kendi portreleriyle tanınmış, yaşam öyküsü sinemaya da aktarılmıştır).:FRİD A KAHLO

Ünlü,soylu. : ANGIN

Üreteç. : JENERATÖR

Ürkme.,insandaki etkisi açısından tanımlanan ışınım dozu birimi. : REM

Ürkü. : PANİK

Ürünün üzerindeki fiyat etiketi. : BARKOT

Üst bitken. : EPİFİT

Üst derinin en dış tabakası.:KORUN

Üstü galeta unu veya rendelenmiş peynirle kaplanarak fırına verilen yemekler için kullanılan sözcük. GRATEN

Üstü toprakla örtülü saman yığını. : NODA

Üstün nitelikte kadın sanatçı. : DİVA

Üstünde hamur açılan,yemek yenilen tahta.:YASTAĞAN

Üstünde oturulan,yatılan,içi yünle,pamukla doldurulmuş döşek.:ŞİLTE

Üstüne kıyma,kıyılmış soğan ve baharat konularak fırında pişirilen pide.: LAHMACUN


Üstünkörü bir biçimde,geçici olarak onarma.:MERAMET

Üstünlük taslayan.:FODUL

Üstünlük. : FAİKİYET

Üşengeç. : ERİNCİK

Üzeri ekmek kırıntısıyla kaplanmış yiyecekler için kullanılan sözcük. : PANE

Üzeri kırmızı parafinle kaplanan bir tür peynir.:EDAM

Üzeri kırmızı,parafinle kaplı bir tür peynir. : EDAR

Üzeri meşin,halı gibi şeylerle kaplanmamış olan eyerin bölümü.:KALTAK

Üzerinde atlayarak ve sıçrayarak çeşitli hareketler yapılan,çelik yaylar üzerine gerilmiş bez ve bu bez üzerinde yapılan spor. : TROMBOLİN

Üzerinde bir çok fındık dalı bulunan dal.:ÇOTANAK

Üzerinde değişik renkler bulunan. : EBRULİ

Üzerinde döndüğü milden bağımsız olarak çalışan mekanizma. : AVARA

Üzerinde film çevrilen stüdyo düzlüğü. ET

Üzerinde gür ot biten,toprağı nemli düzlük.:ÇAYIR

Üzerinde kitap okunan,yazı yazılan,bazıları açılıp kapanabilen alçak,küçük masa.:RAHLE

Üzerinde kümbet biçiminde bir kapağı bulunan,oldukça büyük bir tür cep saati. İRYOL

Üzerinde maden dövülen,çelik yüzeyli,demir araç.:ÖRS

Üzerinde ölü yıkanan kerevet,salacak. : TENEŞİR

Üzerinde yazı yazmaya,arasında evrak saklamaya yarayan deri kaplı altlık. ÜMEN

Üzerinde yazıt veya kabartmalar bulunan dikilitaş. : STEL

Üzerine rayların yerleştirildiği , yere enine konulmuş demir veya ağaç parçaların her biri. : TRAVERS

Üzerine besmele veya maşallah yazılı altın nazarlık.:ARMUDİYE

Üzerine kumaş gerilerek nakış işlemeye yarar,çoğu dikdörtgen biçiminde olan çerçeve.:GERGEF

Üzerine rayların yerleştirildiği,yere enine konulmuş demir veya ağaç parçaların her biri.:TRAVERS

Üzerine resim yapılan bez. : TUAL

Üzerine saydam bir cila tabakası çekilmiş olan eşya.: GLASE

Üzerine şilte serilerek yatmaya veya oturmaya yarayan sedir.:KEREVET

Üzerine yazı yazılan tabaklanmış ceylan derisi. : RAK

Üzerleri noktalarla işaretli, dikdörtgen biçiminde, 28 taşla masa üzerinde oynanan bir oyun. OMİNO

Üzerleri noktalı 28 dikdörtgen taşla oynanan bir oyun. OMİNO

Üzülme,üzüntü.:TEESS ÜR

Üzüm bahçesi. : BAĞ

Üzüm kütüğü.: TAK

Üzüm suyunun damıtılmasından elde edilen rakı,pirinç rakısı: ARAK

Üzüm taşımaya yarayan tahta kap.. : MAHRA

Üzüm yetiştiren.:BAĞCI

Üzüntü dert anlamında yerel sözcük. : GADA

 

V

Vade. : ÖNEL

Vadi. : KOYAK

Vahşi hayvan barınağı,kovuk. : İN

Vahşi orman.:ECEME

Vakti gelmeden ölü doğan yavru.:BAĞAN

Vaktinden önce,erken doğmuş bebek.: PREMATURE

Vali : İLBAY

Van gölünün kuzey batısında Muradiye ovasında Urartu döneminden kalma kaleye verilen ad. : KEÇİKIRAN

Van Gölü kıyısındaki Urartu kenti. : ABAİNDİ

Van’ın Erciş ilçesinde bir kaplıca.:HASANABDAL

Van’ın güneydoğusunda yüksek bir dağ kütlesi.:İSPİRİZ

Vantuz : ÇEKMEN

Varisler. : VERESE

Varlık bilim.: ONTOLOJİ

Varlıklı eski Rus köylülerine verilen ad.:KULAK

Varoluşçuluk.:EGZİST ANSİYALİZM

Varoluşu düşünceden çıkarsayan Descartes’çı akıl yürütme. : COGİTO

Varsayım.:FARAZİYE

Vasıflar,nitelikler. : EVSAF

Vasiyet etme. : İSA

Vaşak denilen hayvanın küçük bir türü.:ÜŞEK

Vazgeçmek. : FARİĞ OLMAK

Veba hastalığı. : TAUN

Vecize,kısa ve özlü söz. : LAKONİK

Vekil. : NAİP

Vekiller,bakanlar. : VÜKELA

Veli. : EGE

Venedik Film Festivalinin yapıldığı küçük ada.:LİDO

Venedik gondolcülerinin söz ve müziği önceden yazılmadan,içlerinde n geldiği gibi söyledikleri şarkı.:BARKAROL

Venezüella’nın para birimi.:BOLİVAR

Venüs gezegeni. : ÇOLPAN


Venüs,Çulpan.: ÇOBAN YILDIZI

Verem mikrobunu kapmış ama henüz hastalığa yakalanmamış zayıf vücutlu kimselerin vereme yakalanmasını önlemek için bakıldıkları sağlık kurumu. REVANTORYUM

Vergide kaynaktan kesme. TOPAJ

Veri. : MUTA

Verimli toprak.:BİTEK

Verme,ödeme. : İTA

Veteriner : BAYTAR

Vezir kavuğu. : KALLAVİ

Vezir. : ASAF

Vietnam krallık hanedanı. : LE : Lİ

Vietnam plakası. : VN

 

Vietnam’ın para birimi. ONG

Villa tipi küçük ev.: ŞALE

Virgül biçimindeki bakteri.:VİBRİYON

Viyolonsele verilen ad. : ÇELLO

Vizon. : MİNK

Voleybol.:UÇANTOP

Voleybolda yukarıdan aşağıya topu sertçe yere vurmak. MAÇ

Volga ırmağına tarihte verilen bir ad.: İTİL

Volkan bölgelerinde,belli aralıklarla su ve buhar fışkırtan sıcak kaynak.:***ZER

Vurgun hastalığına karşı uygulanan emniyet durakları.:AKSONA:AK SUNA

Vurguncu,dalavereci. ,spekülatör. : AFERİST

Vurma. ARP

Vuruşma,savaş. : KITAL

Vücudu silindir biçiminde,gaga gibi ince uzun sivri ağızlı bir balık : ZARGANA

Vücudun herhangi bir yerinde oluşan şişkinlik.:BEZE

Vücudun mikroorganizmalara ve öbür yabancı maddelere karşı gösterdiği bağışıklığı inceleyen bilim dalı. : İMMÜNOLOJİ

Vücutta doğuştan organ eksikliği veya yer değişikliği. : EKTOPİ

Aslında söylediklerimden çok, sakladıklarımda gizliyim.


Y

Yaban armudu. : AHLAT

Yaban gülü.: NESTEREN

Yaban havucu.:KARAKAVZA

Yaban kazı. : LÖKEŞE: SAKARMEKE

Yaban kedisi.:GAPAR. SELO

Yaban mersini. : KEÇİ YEMİŞİ

Yaban sümbülü adıyla da bilinen bir kır bitkisi.:KEDİNANESİ

Yaban tere’si. : HOROZCUK

Yabancı devlet elçiliklerine ait arabaların plakalarında kullanılan kısaltma.Kor diplomatik.:CD

Yabancı korkusu.XENOFOBİ

Yabancı ülkelerde okuyacak öğrenciler için gönderilen kabul belgesi. : AKSEPTANS

Yabancı ülkelerde,doçent olmak için sınav vermiş kimse,doçent.:AGREJE

Yabancı,gurbette yaşayan,garip. : ELGİN

Yabancı. : YAD : ÇITAK

Yabancılara tanınan ayrıcalıklar.:KAPİTÜ LASYON

Yabancılık.:EGZOTİZM

Yabani dişi eşek. :ANE

Yabani elma. : ACUK

Yabani ıspanak. : SİRKEN : PAZI

Yabani mercanköşk.: FARE KULAĞI

Yabani yonca,tirfil. : KORUNGA

Yabani zeytin : DELİCE

Yadırganacak yönü olma,gariplik,tuhafl ık.:GARABET

Yadigar.:BERGÜZAR

Yağ çözeltisi. : MİSEL

Yağ dokusunun,bulunduğu yerde büyümesiyle oluşan zararsız ur.: LİPOM

Yağ,un ve et suyu katılarak hazırlanan özel sos.:VELUTE

Yağda kızartılarak,üzerine şeker yada şerbet dökülen bir hamur tatlısı. : LALANGA

Yağı alınmış sütten yada yoğurttan yapılan peynir. : KEŞ

Yağı alınmış sütten yapılan ve çökelek de denilen peynir. : EKŞİMİK

Yağmur çisentisi. : REŞ

Yağmur damlası.:JİK

Yağmur kuşu. : KALİNİS

Yağmur,soğuk gibi dış etkilere karşı başa geçirilen,giysiye dikili veya ayrı olarak kullanılan başlık.: KUKULETA

Yağmur. : BARAN

Yağmurluk.:TRENÇKOT

Yağsız ve mayasız hamurdan yapılan ve külde pişirilen çörek.:KETE

Yahudi dinsel törenlerinde kullanılan yünlü veya ipekli şal. : TALET

Yahudi tapınağı. : SİNAGOG : HAVRA

Yahudilerde Tevrat’ın gizli anlamlarını araştırma işi.: KABALA

Yahudilerin,Yahudi olmayan kişi ve kuruluşlara verdikleri ad. : GOY

Yahudiliğin simgesi olan yedi kollu şamdana verilen ad.:MENORA

Yakalama,tutma,ele geçirme. ERDEST

Yakanın devrik bölümü. : KLAPA

Yakarca. : TATARCIK

Yakarı. : DUA

Yakası kürklü ve kolsuz kaput. : ŞİNEL

Yakası kürklü ve kolsuz kaput.:ŞİNEL

Yakasız erkek gömleği. : MİNTAN

Yakıcı. : SUZAN

Yakın arkadaşları tarafından Stalin’e verilen ad.:KOBA

Yakışıksız ve saygısızca davranan.: DENSİZ

Yakışır,yerinde,uygu n. : REVA

Yakıt. : MAHRUKAT

Yaklaşık 12.000 yıl önce Pasifik’e gömüldüğüne inanılan,insanlığın ve uygarlığın anayurdu sayılan kıta. : MU

Yaklaşık 12.000 yıl önce Pasifik’e gömüldüğüne inanılan,insanlığın ve uygarlığın anayurdu sayılan kıta.:MU

Yaklaşık 3cm genişliğinde yumuşak,kösele şerit.: VERDELA

Yakup Peygamberin karısı.:LEA

Yalan dolan.:KATAKULLİ

Yalancı safran.:ASPUR

Yalancı,hileci.:KALT ABAN

Yalanlama.: TEKZİP

Yalanlar ve hikayeler uydurmaya yol açan yapısal eğilim. Yalan söyleme hastalığı. : MİTOMANİ

Yaldızlama.: TEZHİP

Yaldızlı. : DORE

Yalınayak kimse. ALTABAN

Yalıtılmış.:İZOLE

Yalıtkan. : İZOLATÖR

Yalman. : SARP

Yalnız atomlarının kitleleri yönünden farklı olan aynı kimyasal element.:İZOTOP

Yalnız baş harflerle yazılan kısa imza. ARAF

Yalnız başına ilerleyen ve öbür hastalıklı durumlara bağlı olmayan hastalık. : İDİOPATİ

Yalnız bir giysilik dokunmuş,üstün nitelikte kumaş parçası. : KUPON

Yalnız erkek bireyler veren döllenmesiz üreme.: ARENOTOKİ

Yalnız güldürmeyi değil,daha çok düşündürmeyi ve yergiyi amaçlayan mizah.:KARAMİZAH

Yalnız iki geniş yüzü testere ile düzeltilmiş tahta.:BUL

Yalnız pruva direği kabasorta,öbür direkleri sübye donanımlı olan,genellikle üç direkli yelkenli gemi.:NAVİ

Yalnız tabanı bulunan,ayağa kordon ve kayışla bağlanan açık ayakkabı. ANDALET

Yalnız,tek,sırf. : SALT

Yalnızlık korkusu. : EREMOFOBİ

Yaltakçı. ALKAVUK

Yalvarma,dua. : NİYAZ

Yan etki.:KOMPLİKASYON

Yan gelip yatma. : KEKA

Yan tutularak çalınan,orkestrada yer alan bir üflemeli çalgı.: FLÜT

Yan yan giden.:ÇALIK

Yan yana konmuş iki küçük davuldan oluşan ritim çalgısı.:BONGO

Yan yana tutturulmuş iki kamış düdükten yapılmış çifte kaval.: ARGUN

Yan,taraf,cihet.:CAN İP

Yan.:BÖĞÜR

Yanağın alt kısmı. : ENEK

Yanardağ ağzı. : KRATER

Yanardağ kayalıkları arasında bulunan bir feldispat türü. : TRAKİT

Yanardağlardan fırlayan parça.:LAPİLLİ

Yanarken güzel koktuğu için tütsü olarak kullanılan bir ağaç.:ÖD

Yandan görünüş. : PROFİL

Yandığında renkli ve parlak ışıklar saçan,şenlik gecelerinde yakılan havai fişek.: MAYTAP

Yangın bombalarının doldurulmasında kullanılan bir madde.: NAPALM

Yangın çıkarma saplantısı olan.: PİROMANİ

Yankı bilimi. : AKUSTİK

Yankıca.:EKOLALİ

Yanlış kelime,yanlış söz. : GALAT

Yanmış kömür tanesi.:CEMRE

Yansıca. : EKOPRAKSİ

Yansıma,yankı,inikas . :AKİS

Yansıma.,piyasada etki. : İNİKAS

Yapağı veya keçi kılının dokunmadan,yalnızca dövülmesiyle elde edilen kaba kumaş.:KEÇE

Yapağıdan elde edilen,eczacılıkta ve parfümeride kullanılan,sarımtıra k renkte bir yağ.:LANOLİN

Yapan,işleyen.:FAİL

Yapay dokuma ipliği.: ORLON

Yapay reçine.(Formaldehit ile fenolün yoğunlaşması sonucu elde edilir.) : BAKALİT

Yapı çıtası.:BAĞDADİ

Yapı vs yapımında kullanılacak çakılları,taşları elde etmek için,büyük kayaları kırıp ufalamaya yarayan makine.: KONKASÖR

Yapıda kullanılan dört köşe veya yuvarlak,kalınca sırık.: MERTEK

Yapılabilirlik.:FİZİ BİLİTE

Yapılarda gereç taşımak için kullanılan,dört kollu ve iki kişinin taşıdığı tahta araç.:TESKERE

Yapılarda yayvan kemer. EPET KULPU

Yapıların duvar ve tavanlarına süslemeler yapan usta,bezekçi.:NAKKAŞ

Yapıların kaba ağaç ve tahta işlerini yapan kimse. ÜLGER

Yapıların üst katlarından ana duvarların dışına,sokağa doğru çıkıntı yapmış balkon.:CUMBA

Yapılması zorunlu olan.:FARZ

Yapısal.: STRÜKTÜREL

Yapışık,ikiz meyve.: ÇATAK

Yapışkan çamur.:BALÇIK

Yapma boyaların yapımında kullanılan bir madde.: ANİLİN

Yaprak hamuru(milföy) ile hazırlanan bir çeşit soslu börek.:VOLOVAN

Yaprak sapı. : ANAK

Yaprak sigara. İGAR

Yaprak.: VARAK

Yaprakları çay gibi haşlanarak içilen bir Güney Amerika bitkisi.: MATE

Yaprakları sebze olarak yenen bir bitki.:LABADA

Yara izi. : NEDBE

Yara.:CERİHA

Yaradılış,huy,karakt er.: SECİYE

Yaradılış. : HİLKAT : CİBİLLİYET

Yaralama.:CERH

Yararlanan. : MÜSTEFİT

Yararlı. : NAFİ

Yarasa,gece kuşu. : VATVAT

Yaraşırlık. : LİYAKAT

Yaratan.: SANİ

Yaratıcılığa dayanmayan,el melekesi ile yapılan iş.: RUTİN

Yaratılmış bütün canlılar.:ENAM

Yardakçılar:. AVENE

Yardım amaçlı,eğlenceli toplantı. : KERMES

Yardım etme. : MUAVENET

Yardım. : İANE

Yardımcı. : YARDAK : YAMAK : EL ULAĞI : YAVER

Yargıcı. : FATALİST

Yarı kömürleşmiş bitki yakıtı. : TURBA

Yarı kuru toprak. : ALAKUR

Yarı yaş,yarı kuru nemli toprak. : ALATAV

Yarı yavaş anlamında müzik terimi,adagio ile antantino arası.:ANDANTE

Yarı,yarım. : NISIF

Yarık,çatlak. : ŞAK

Yarık,gedik. : YARA

Yarık,yırtık.:YİRİK

Yarıldığında tohumların ortaya çıktığı kabuk.:ÇENET

Yarım baş ağrısı. : MİGREN

Yarım gün. : PARTTAYM

Yarım ipekli,bürümcük türü bir kumaş.:HELALİ

Yarım kafiye.:ASONANS

Yarım kilogramlık bir ağırlık ölçü birimi.: LİBRE

Yarım ton ince ses. : DİYEZ

Yarış atlarının bakımıyla yükümlü ve antrenman için zaman zaman onlara binebilecek yetenekte seyis.:APRANTİ

Yarış teknesi.: ŞARPİ

Yas havalarına uygulanan bir halk ezgisi. : LELEMENDİ

Yasaklama,engelleme. : MEN

Yasalar. : KAVANİN

Yasemin yaprağı. : BERKİ SEMEN

Yassı gümüş külçesi. : LAVAŞA

Yassı uçlu büyük iğne.:ÇUVALDIZ

Yassı ve büyük yemek tabağı. : PİYATA

Yassı ve dar biçimli metal parça :LAMA

Yassı ve düz taş.:KAYRAK

Yassı,basık. AT

Yaşama veya iş görme isteğini yitirmiş.:BEZGİN

Yaş***** ilişkin bilgiler,Herodotos’a ve Firdevsi’nin Şehnamesine dayanan,İranlıların efsanevi hükümdarı. : FERİDUN

Yaşamından umut kesilen,öleceği kesinlikle bilinen bir hastanın acısını bir an önce dindirmek amacıyla ve hastanın isteği üzerine doktorlar tarafından öldürülmesi. : ÖTANAZİ

Yaşatkan sinir sistemini oluşturan iki sistemden biri. : PARASEMPATİK

Yaşça yakın,boydaş,yaşıt.: ÖĞÜR:AKRAN

Yaşlanmak. :FARIMAK

Yaşmak.:BÜRGÜ

Yat limanı. : MARİNA

Yatak doldurmaya yarayan yün,pamuk,kıtık gibi şeyler.:İÇİRİK

Yatar koltuk. ULMAN

Yatay güneş saati,yükseklik tahtası.:BASİTA

Yatay güneş saati. : BASİTE

Yatay güneş saati.:BASİTE

Yatay. : UFKİ

Yatırılmış sermayenin,bir kuruluşun veya bir yatırım konusunun gelir sağlayabilme olanağı,verimlilik.: RANTABİLİTE

Yatırım,mevduat.: PLASMAN

Yatıştırıcı.: MÜSEKKİN

Yatsı namazından sonra kılınan üç rekat namaz. : VİTİR

Yavan,tatsız.:ZIRTLA K

Yavaş,ağır anlamında kullanılan müzik terimi. : ADAGİO

Yavru.:BALA

Yavşan otu da denilen mavi ve beyaz renkte çiçekler açan bir bitki. : VERONİKA

Yay çizer. : PERGEL

Yay.:ZEMBEREK

Yaya kaldırımı. : TROTUAR

Yaygın medya kuruluşlarına giremeyen veya girmek istemeyenlerin çıkardığı dergilere verilen ad.: FANZİN

Yayılma. : TAAMMÜM

Yayımlayan. : TABİ

Yayla çiçeği. : AMBERİYE

Yayla evi : KOM

Yayla veya bahçe kulübesi,/ küçük köy. : TOL

Yayla. : PLATO

Yaylı at arabası. : BRİK

Yaylı bir pensle tutturulmuş küpe,iğne vs.: KLİPS

Yaylı kerevet. : SOMYA

Yayvan sepet. : SELE

Yaz aylarında giyilen bol ve geniş dikimli astarsız hafif ceket.: KANADİYEN

Yaz mevsimi.: TABİSTAN

Yaz mevsimi.: TABİSTAN

Yazarı bilinmeyen,anonim. : LAEDRİ

Yazı bilgisi. : GRAFOLOJİ

Yazı ile bildirme. : İŞAR

Yazı ve müzikte alışma ve öğrenmek için yapılan çalışma,el çalışması.: MEŞK

Yazı veya konuşmada bir düşüncenin kesintisiz gelişimi,uzun ve tumturaklı konuşma.:TİRAD

Yazı veya resim başlığı.:ANTET

Yazı yazan,bir yazıyı kaleme alan kimse.:REDAKTÖR

Yazı yazma,kaleme alma.:REDAKSİYON

Yazıcı uç adı verilen ve gölgesi düzlemsel bir yüzeye düşen basit bir çubuktan oluşmuş ilkel güneş saati.:GNOMON

Yazılı kağıt. : KETAL

Yazılmış bir metin üzerinde gereken düzeltmeleri yaparak yazıyı yayıma hazır duruma getirme.: REDAKSİYON

Yazılmış,yazılı. : MUHARRER

Yazım.:İMLA

Yazın güneş bulut arkasında kaldığında oluşan gölgeli durum.:ALAGÜN

Yazın,edebiyat. : LİTERATÜR

Yazınsal.:EDEBİ

Yazıtbilim.:EPİGRAFİ

Yazlık davar ağılı: ÇALAMAR

Yazma yitimi.: AGRAFİ

Yazma yitimi.Ellerde ve parmaklarda hiçbir sakatlık olmamasına rağmen ruhsal nedenlerle yazma yetisini yitirme. : AGRAFİ

Yedek.: REDİF

Yedi Osmanlı saltanat sancağından birinin adı. : AKALEM

Yelken açma komutu. : AMORA

Yelken bağı.:CAMADAN

Yelken devrinde muhabere ve irtibat hizmetlerinde kullanılan hızlı ve hafif gemi. : AVİZO

Yelken gemilerine mizana direği denilen kıç direkte eğik duran bayrak sereni. : GİZ

Yelken indirme.(Fora karşıtı). : MAYNA

Yelkenin ucunda ip geçirmek üzere yapılmış göz.:MATA

Yelkenlere açılan deliklere ve halat ilmiklerine geçirilen metal halka. : RADANSA

Yelkenleri germe veya gevşetme işlemi : TİRAMOLA

Yelkenlerin iç yanları. : ALABANDA

Yelkenlerin indirilmesi için verilen komut.: AMORA

Yelkenli gemilerde yelken açmak için kullanılan, yatay bağlanmış, uçları ince göndere verilen ad. : SEREN

Yelkenli bir tekne. : KEÇ

Yelkenli gemilerde arka direk.: MİZANA

Yelkenli gemilerde gabya çarmıklarını ana direğe bağlayan kısa çarmıklar. : RİLİ

Yelkenli gemilerde gabya çarmıklarını ana direğe bağlayan kısa çarmıklar.:RİLİ

Yelkenli gemilerde gabyarların direklere çıkması için verilen komut.: ARİVA

Yelkenli gemilerde iki direk arasına gerilen üçgen yelken. : VELENA

Yelkenli gemilerde pruva direğinin en altta bulunan ana sereni ve bu serene bağlanan yelken.:TRİNKETA

Yelkenli gemilerde serenlerle donanımlarının bakımıyla görevli tayfa.: GABYAR

Yelkenli ve kürekli eski bir gemi türü.:ÇEKTİRİ

Yelkenli yük teknesi. : SALAPURYA

Yellenme. : ZARTA

Yelve. : FLURYA

Yelyutan’da denilen bir kuş.: SAĞAN

Yemek altı. : ORDÖVR

Yemek bilgisi. : GASTRONOMİ

Yemek listesi. : MÖNÜ

Yemek pişirmek için kullanılan ızgaralı,ayaklı taşınabilir ocak.: MALTIZ


Yemek. : AŞ:TAAM

Yemeklere,çorbalara ve salatalara mayhoş bir tat vermesi için katılan ve narın kaynatılması ile elde edilen bir çeşit pekmez.:NAR EKŞİSİ

Yemekten önce,genellikle tuzlu çerezle alınan,çoğunlukla damıtık alkollü içki.:APERİTİF

Yemen ve Etiyopya’da yetişen,yaprakları uzun süre çiğnenince sarhoşluk veren bir ağaç.:KAT

Yemin. : ANT : KASEM : İLA

Yemiş.:BAR

Yengeç. : SERETAN

Yeni çıkmaya başlamış ekin. : FİREZ

Yeni doğmuş çocuk. : NEVZAT

Yeni ve parlak.: ÇİL

Yeni Zelanda plakası. : NZ

Yeni Zelanda’da yaşadığı bilinen soyu tükenmiş bazı uçamayan kuş türlerinin ortak adı.:MOA

Yeni Zelanda’nın nemli ormanlarında yaşayan,yeşilimsi papağan.: KAKAPO

Yeni Zelanda’nın yerli halkı.:MAORİ

Yeni,çok yeni olan şey.:NEVİN

Yeni.:CEDİT

Yeniçeri kuruluşunda görevi alaylarda selam törenlerini düzenlemek ve yönetmek olan subay. DABAŞI

Yeniçeri ocağına yeni girmiş delikanlı.:CİVELEK

Yeniçerilere verilen üç aylık ücret.: ULUFE

Yeniçerilerin kayıtlı olduğu defter.: ESAME

Yeniden canlandırma,diriltme . : İHYA

Yeniden geri alım vaadiyle satış anlaşması.:REPO

Yer bilimi.:JEOLOJİ
Yer değiştiren maldan alınan vergi.Osmanlılarda gümrük vergisi. : BAÇ

Yer eksenli yörünge üzerine,deneme uyduları yerleştirmek amacıyla geliştirilmiş Avrupa uzay füzesi.:ARİANE

Yer fıstığı. : ARAŞİT: KİKİRİK

Yer jimnastiğinde,vücudu n yatış pozisyonundan ayaküstü duruma geçme hareketi.: KİPE

Yer kabuğunun maddesi. : KAYAÇ

Yer kırığı,fay. : ESİK

Yer mantarı,domalan. : KEME

Yer mantarı,keme. : DOMALAN

Yer mantarı.: KEME

Yer ölçmeye yarar düğümlü ip.:GEZ

Yer ölçümünde uzaklık saptama,hizalama işlemlerinde kullanılan beyaz ve kırmızı şeritler halinde boyanmış ağaç veya metal çubuk. : JALON

Yer sarsıntılarının oluş kökenini,deprem işleyişini,boyutunu, etkilerini ve alt yapısını araştıran jeofiziğin bir alt kolu. : SİSMOLOJİ

Yer yuvarlağının yıl içinde Güneşe en uzak olduğu nokta. : AFEL

Yer. : MAHAL

Yerbilimde tekne.: İNEÇ

Yerdeki çamuru kazımak için bir değneğin ucuna geçirilen yassı demir.:CEMEK

Yerdeki karın yüzünde buz tutmuş olan tabaka. : KÖREŞE

Yerden sıçrayan çamur. : ZİFOS

Yere çakılan kısa ve kalın kazık.:ÇAKAK

Yergi ile ilgili.: SATİRİK

Yergi,mizah. : SATİR

Yerin iç yapısı ile yerin sarsıntı ve yük altında dinamik davranışını araştıran bilim dalına verilen ad. : JEOFİZİK

Yerin üst yapısı ve yerin geçirdiği evrimleri ve değişimleri inceleyen bilim dalı. : JEOLOJİ

Yerinde bırakma. : İPKA

Yerinde duramayan kimse,yönlendirme. : AJİTE

Yerine koyma.: TELAFİ

Yerleştirme. : TABİYE

Yerme. : KOV

Yeryüzünde yalnız Birecik’te Fırat vadisini çeviren kayalarda yaşayan uzun gagalı bir kuş.:KELAYNAK

Yeşil abanoz. : İPE

Yeşil abanozun öteki adı.:AKAMPSİS

Yeşil ırmağın bir kolu. : TERSAKAN

Yeşil ırmak’ın antik dönemlerdeki adı. : İRİS

Yeşil ve pembe dalgalı sedef.:ARUSEK

Yeşile çalan toprak rengi. :HAKİ

Yeşilırmak deltasının kuzeydoğu kesiminde, yüzlerce kuş türünü barındıran küçük göl. : SİMENLİK

Yeşille lacivert arası renk.: ÖRDEKBAŞI

Yeter sayı. : NİSAP

Yeterli etkinliği olmayan,bir süre için,geçici.: PALYATİF

Yeterlilik belgesi. :BRÖVE

Yeterlilik. : KİFAYET

Yetimhane. ARÜLFÜNUN

Yetimler okulu. ARÜŞŞAFAKA

Yetişmemiş karpuz.: ŞALAK

Yetkili. : MEZUN

Yetkin,olgun. : KAMİL

Yıl aşırı,iki yılda bir.:BİENAL

Yılanbalığıgillerden ,Avrupa kıyılarında yaşayan,eti lezzetli büyük bir balık.:MAGRİ

Yılanbalığına benzer,eti lezzetli bir balık. : KUFA

Yılanbalığına benzer,yırtıcı,eti beyaz,göğüs yüzgeci olmayan deniz balığı. : MURANA

Yılancık da denilen,el,ayak ve yüzde kızartı ve şişmelerle kendini gösteren hastalık.:ALAZLAMA

Yılankavi. : HELEZONİK

Yıldırım. : SAİKA

Yıldız çiçeği. : DALYA

Yıldız falcılığı.:ASTROLOJİ

Yıldızların yüksekliğini ve açı uzaklığını gözlemeye yarayan alet. : OKTANT

Yıldızların yüksekliğini ve açı uzaklığını gözlemeye yarayan alet. KTANT

Yırtıcı bir kuş. : BALABAN

Yırtıcı kuşlardan bir doğan çeşidi.:ÇAKIRDOĞAN

Yırtık,yarık.:ÇAK

Yısa veya laçka edilmekte olan bir halatın ve zincirin kısa bir süre elde tutulup bırakılmaması için verilen emir. : AGANTA

Yiğit,cesur,bahadır. :KELEŞ

Yiğit.:CİVANMERT

Yiğitlik,kahramanlık .:CELADET

Yiğitlik,yararlılık. :BESALET

Yirminci asır başlarında ev içi sahneleri canlandıran ve ev yaşamını konu alan resim tarzına verilen ad. : ENTİMİZM

Yiyeceği ortaklaşa sağlanan toplantı. : ARİFANE

Yiyecek,içecek şey.: AZIK

Yiyecek,içecek,özell ikle ekmek : NİMET

Yiyecek. Azık. : NEVALE

Yiyecekleri dondurarak saklayan buzdolabı. İPFRİZ

Yiyecekleri önce una ve yumurtaya,sonra istenirse galeta ununa bulayıp kızartmak. ANE

Yiyen,yiyici kimseler. : AKİLE

Yiyicilik,rüşvet alma. : İRTİKAP

Yoga felsefesini uygulayan derviş.:YOGİ

Yoğrularak yuvarlanmış topak edilmiş bulgur. : TAPAŞ

Yoğun. : KESİF

Yoğunlaç. : KONDANSATÖR

Yoğunluğu çok düşük cam, vernik, kauçuk veya köpük görünüşünde lastiğe benzeyen madde.: POLİÜRETAN

Yoğunluk ölçer. : DANSİMETRE

Yoğurt,pekmez gibi koyu şeyleri suyla inceltmek,sulandırma k. : ÖZEMEK

Yoğurtlu yumurta yemeği.:ÇILBIR

Yok etme,kökünü kurutma. : ERADİKASYON

Yok olma,yok edilme.:ZEVAL

Yoksul,çıplak,saf,sa f ırk.: ARİ

Yol bakımı ve kontrolü için demir yollarında kullanılan küçük araba.: DREZİN

Yol çukuru.:KASİS

Yol kontrol ve bakımı için demiryollarında kullanılan küçük araba.: DREZİN

Yol üzerinde oluşmuş çukur.:KASİS

Yol ve tarla kenarlarında yetişen otsu bir bitki.: DEVEDİKENİ

Yol,yapı v.s. yapımında kullanılacak çakılları,taşları kırıp ufalamaya yarayan makine.:KONKASÖR

Yol. : RAH :TARİK

Yolcu. AFİR

Yolculukta veya askerlikte kullanılan,boyuna veya bele asılı olarak taşınan,genellikle aba veya deri kaplı,metal su kabı.:MATARA

Yollarda,toprak damlarda yeri bastırmak veya tarlalarda toprağı ezmek için gezdirilen taş silindir.:LOĞ

Yonga.: TALAŞ

Yontulmuş yapı taşı. : BİÇME

Yorgun,bitkin.:BİTAP

Yorumlama. : ŞERH

Yosma.:KOKET

Yosun sapçığı. : SETA

Yoz beğeni. :KİÇ : KİTCH

Yozgat ilinde ortaya çıkarılan ve Anadolu’nun tam bir kronolojisini göstermesi bakımından büyük önem taşıyan höyük. : ALİŞAR

Yozgat ilinde ünlü bir höyük.:ALİŞAR

Yön,taraf.:CİHET

Yönetici. : ZİMAMDAR

Yönetmelik.: TALİMATNAME

Yönlü bir eksen üzerinde bir noktanın başlangıç noktasına olan uzaklığının cebirsel değeri.:APSİS

Yöntem bilim. : METODOLOJİ

Yöntem,yol,usul.:RAC ON

Yudum.:CURA

Yugoslav ulusal dansı. : KOLO

Yumurta biçiminde olan,oval,beyzi.: SÖBE

Yumurta biçimli ve sekiz delikli bir flüt. : OKARİNA

Yumurta hücresinin embriyon oluşurken gelişerek aldığı ilk biçim,blastula.: MORULA

Yumurta sarısı,zeytinyağı ve limonla yapılan bir tür koyu soğuk salça.:MAYONEZ

Yumurta ve irmikle yapılan bir tatlı.:REVANİ

Yumurta verimi çok,genellikle beyaz tüylü bir tavuk ırkı.:LEGORN

Yumurta,süt ve un ile hazırlanan tatlı veya tuzlu hamur.:KREP

Yumurta,şeker ve un ile yapılan,yumuşak pasta. ANDİSPANYA

Yumurtadan yeni çıkmış civcivin ağzının kıyısında bulunan ve zamanla kaybolan sarı renk.:KEF

Yumurtadan yeni çıkmış ve henüz ayakları oluşmamış yavru kurbağa. : İRİBAŞ

Yumurtalarını ekin yapraklarına bırakan zararlı bir böcek. : SÜNE

Yumurtayı kabuksuz olarak kaynar suyun içerisinde pişirmek. OŞE

Yumuşak çelikten yapılmış üzeri kalay kaplı ince sac.:TENEKE

Yumuşak deri./ Üzerine saydam bir cila tabakası çekilmiş olan eşya. : GLASE

Yumuşak huylu.:HALİM

Yumuşak keçe. : FÖTR

Yumuşak ve gümüş rengi postu için avlanan kemirici bir hayvan. : ÇİNÇİLYA

Yumuşak ve hafif ,odunu doğramacılıkta kullanılan bir Afrika ağacı.: EKABA

Yumuşak ve hafif bir ipekli kumaş. : SÜRA

Yumuşak yer. : NAÇE

Yumuşak:. NAİM

Yumuşama. : DETANT

Yunan abecesinde bir harf.: TETA: ERA: GAMA: ALFA: DELTA : EPSİLON: BETA

Yunan barış tanrıçası. : EİRENE

Yunan dansı. : SİRTAKİ

Yunan felsefe okulu. : ELEA

Yunan mimarlığının üç biçeminden biri. : İON

Yunan mitolojisinde Afrodit’in gözdesi olan genç delikanlı.:ADONİS

Yunan mitolojisinde altın postu aramaya çıkan Argo gemisinin kaptanı.:İASON

Yunan mitolojisinde çok hızlı koşmasıyla tanınmış avcı kız.:ATALANTE

Yunan mitolojisinde Dionysos’un ceviz ağacına dönüştürdüğü Lakonia’lı genç kız.:KARYA

Yunan mitolojisinde doğa tanrıçası.: ARTEMİS

Yunan mitolojisinde doğa,vahşi hayvanlar,av,bereket ,erdenlik ve doğurganlık tanrıçasına verilen ad. : ARTEMİS

Yunan mitolojisinde dokuz sanat perisinden biri. : ERATO

Yunan mitolojisinde düz olduğuna inanılan yer çevresinde akan ırmak. KEANOS

Yunan mitolojisinde evlilik ve kadın yaşamının tanrıçası. : HERA

Yunan mitolojisinde intikam tanrıçası. : NEMESİS

Yunan mitolojisinde Odysseus’un eşi. ENELOPE

Yunan mitolojisinde savaş tanrısı.:ARES

Yunan mitolojisinde şafak tanrıçası. : EOS

Yunan mitolojisinde toprak ve tarım tanrıçası. : DEMETER

Yunan mitolojisinde tutku tanrıçası: ATE

Yunan mitolojisinde Zeus’un habercisi olan tek kanatlı zafer tanrıçası. : NİKE

Yunan mitolojisinde,kuğu kılığına giren Zeus’la karşılaşması bir çok sanatçıya esin kaynağı olmuş ünlü kadın.: LEDA

Yunan rakısı.: UZO

Yunan ulusal dansı. : ROMAİKA

Yunanistan’ın plakası. : GR

Yunanlı tarihçi Ksenophon’un Onbinlerin Dönüşü adıyla da bilinen ünlü eseri.:ANABASİS

Yunus balığının iri bir türü. : FALYANOS

Yunus balıklarının yetiştirildiği ve seyircilere gösteri yaptırıldığı deniz suyuyla doldurulmuş havuz. : DELFİNARYUM

Yurdumuzda da yaşayan bir tür yaban ördeği.: MEZGELDEK

Yurdumuzda da yaşayan ötücü bir kuş. : ÇÜTRE

Yurdumuzda kurulmuş 21 Köy Enstitüsünden biri. AVAŞTEPE:KEPİRTEPE.: AKSU:CİLAVUZ

Yurdumuzda yetişen meşe türlerinin uzunca,fındığa benzeyen,sert ve pürüzlü,bir yüksük içinde bulunan,tanen bakımından zengin meyvesi.: PALAMUT

Yurdumuzda yetişen sofralık bir üzüm cinsi. : HÖNÜSÜ

Yurdumuzda yetişen ve palaz’da denilen bir fındık cinsi. : AGRAP

Yurdumuzun bir çok yöresinde yaşayan küçük bir kuş: ALAMECEK

Yurdumuzun hemen her bölgesinde yaşayan ötücü bir kuş. : ÇIVGIN

Yurdumuzun orman alanlarında da yaşayan bir kuş.:TIRMAŞIK

Yurdumuzun sulak alanlarında kışlayan,küçük bedenli bir ördek cinsi. : SÜTLABİ

Yurdumuzun sulak alanlarında yaşayan yabani ördek cinsi.:YEŞİLBAŞ

Yurdumuzun sularında yaşayan ördeğe benzer bir kuş. : KİRİK

Yurt,baba ocağı gibi sevilen şeylerden ayrılmış olan,uzak kalmış olan.: CÜDA

Yurt,sıla özlemi. AÜSSILA

Yurtseverlik. : HAMİYET

Yutak yangısı. : FARENJİT

Yuva.: LANE

Yuvarlak ve bombeli bir tür şapka. : MELON

Yuvarlak ve bombeli bir tür şapka.:MELON

Yuvarlak ve yassı biçimli nesne,ağırsak.: KURS

Yuvarlak,yassı ve sipersiz başlık.: BERE

Yuvarsı kemer. : DOM

Yüce,kudretli : . BAYAR

Yüce,kudretli.:BAYAR

Yüce,yüksek. : ALİ

Yücelik,yükseklik. , : ULVİYYET

Yük asansörü.: ELEVATÖR

Yük treni. : MARŞANDİZ

Yüklük,yatak yorgan konulan yer. : MUSANDRA

Yüksek ve alçaktan mermi atabilen top ve havanların bazı özellilerine sahip kısa namlulu top. BÜS

Yüksek basınçlı atmosfer kütlesi.:ANTİSİKLON

Yüksek bir makama sunulan mektup yada dilekçe. : ARİZA

Yüksek dereceli devlet görevlileri ile elçilerin oturması için ayrılan konut.:REZİDANS

Yüksek ısıda pişirilmiş topraktan yapılan vazo,çanak,çömlek gibi nesne. : SERAMİK

Yüksek kabartma gibi bir zemine bağlı veya alçak kabartma gibi yassılaştırılmış olmayan,üç boyutta da gelişmiş olan heykelcilik yapıtı.:TAMOYMA

Yüksek makamlardaki devlet adamları.:RİCAL

Yüksek sesle inleme. : RENANET

Yüksek sesle yapılan çağrı,duyuru.,tellal la duyurma: CAR

Yüksek sosyete yaşamını seven.:MONDEN

Yüksek tepe,dağ.: KEPEZ

Yüksek,yüce.:BÜLENT

Yükseklik korkusu. : AKROFOBİ

Yükseklik. : İRTİFA: KOT

Yükselme,yücelme. : TEALİ

Yükselteç.:AMPLİFİKA TÖR

Yükselti.: RAKIM

Yükümlülük.:VECİBE

Yün eğirme aracı.:KİRMEN

Yün eğirmekte kullanılan çıkrığın adı.Pamuk ipliğini saran el çıkrığı. : ALAMİT

Yün kumaşların havlarına kıvırcık görünüm kazandırmak için yapılan uygulama: RATİNAJ

Yün veya pamuk gibi maddeleri tokmak ile kabartan kimse. : HALLAÇ

Yünden dokunmuş yaygı,kilim. İLİ

Yünden dövülerek yapılan kalın ve kaba kumaş. : ABA

Yünlü yada pamuklu bir dokuma. : ABADAN

Yünsü tüylü bir av köpeği cinsi.:BARBE

Yürek atışı. : DARABAN

Yürek darlığı.,aşırı sıkıntı,kaygı,bunalt ı. : ANKSİYETE

Yürek paralayan,tüyler ürpertici.:CANHIRAŞ

Yürüme korkusu.: BASİFOBİ

Yürürlükte bulunan antlaşmalara göre olması gereken veya süregelen durum : STATÜKO

Yürütme.:İCRA

Yürüyen merdiven. : ESKALATÖR

Yüz altı taşla oynanan bir oyun. : OKEY

Yüz güzelliği.:CEMAL

Yüz örtüsü. Peçe. : NİKAP : YAŞMAK : BÜRGÜ

Yüz,çehre,beniz.:BET

Yüzgeçleri dikenli ve zehirli bir balık.: BARSAM

Yüzgeçlerinde zehirli dikenleri bulunan,eti beyaz ve lezzetli bir balık.:İSKORPİT

Yüzme havuzu.PİSİN

Yüzölçümü. : MESAHA

Yüzü çiçek hastalığından kalma küçük yara izleri taşıyan,aşırı çiçek bozuğu olan kimse.:ÇOPUR

Yüzü yay biçiminde bir çeşit keser.:AYDEMİR

Yüzün rengi,bet beniz. : NEVİR

Z

Zaç yağı,sülfirik asit.:KARABOYA

Zakkum : AĞI AĞACI

Zaman,vakit (yerel sözcük) :ADAR

Zamanbilimi.Zaman dizini. : KRONOLOJİ

Zamansız,uygun zamanda olmayan. : NAGAH

Zambakgillerden bir kır bitkisi,mahmur çiçeği.:ÇİĞDEM

Zambakgillerden,beya z renkli ve güzel kokulu bir çiçek. : SÜMBÜLTEBER

Zambakgillerden,soğa nından ilaç olarak yararlanılan bir takım maddeler elde edilen bir bitki.:ADASOĞANI

Zambiya’nın başkenti. : LUSAKA

Zamir. : ADIL

Zamklı cila. : LIKA

Zar ile oynanan kumar.:BARBUT

Zararlı bir bitki./Koyunlarda görülen bir hastalık. : KARAMUK

Zatülcenp. : SATLICAN

Zatürree.: PNÖMANİ : BATAR

Zayıf ve cılız. : ENEZE : DEBİL : HIRA

Zayıf,çelimsiz,etsiz .: LAGAR

Zebercet taşı.: PERİDO

Zehiriyle ünlü olmasına karşın insanlar için tehlikeli olmayan bir örümcek türü.:TARANTULA

Zehirlemek,ağılamak. : OTALAMAK

Zehirli bir bitki türü.:BALDIRAN

Zehirli bir örümcek cinsi. : AKALAR

Zehirli bir örümcek türü. : KARADUL

Zehirli bir örümcek türü.:BÖ

Zehirsiz,çok güçlü büyük bir yılan. İTON

Zeka geriliğinin ileri bir şekli.,doğuştan ahmak,aptal. : İDİOT

Zeka. :ANLAK

Zeki,anlayışlı,akıll ı kimse.: FEHİM

Zen düşünmenin ereği olan ruhsal uyanış.: SATORİ

Zencefilgillerden ıtırlı bir bitki.:KAKULE

Zengin bir kadının yardımcısı olan,onun ,işlerini yapan kadın.:NEDİME

Zengin. : VARSIL

Zeravent’de denilen ve kökleri halk hekimliğinde kullanılan sarılgan bitki.:LOĞUSA OTU

Zerdüşt dininde Ahura Mazda’nın oğlu olan ateş tanrısı. : ATAR

Zerdüşt dininin iyilik tanrısı. : AHURAMAZDA


Zerdüşt dininin kutsal kitabı.:AVESTA

Zevk ve eğlenceye düşkün,uçarı.: SEFİH

Zeytin biçiminde,beyaz unlu,tadı mayhoş bir yemiş. : İĞDE

Zeytingillerden bir ağaç ve bu ağacın beyaz,eflatun veya pembe renkte,güzel kokulu çiçekleri.:LEYLAK

Zeytinin sıkılıp yağı alındıktan sonra geriye kalan küspesi. : PİRİNA

Zeytinyağı çıkaran kimse. : ZEYTAN

Zeytinyağı,soğan ve maydanozla yapılan bir tür fasulye salatası. İYAZ

Zeytinyağında kızarmış sarımsak ve rendelenmiş domates ile yapılan garnitür. ROVANÇALE

Zıplama,sıçrama. : RAKADAN

Zırh veya silah.:CEBE

Zırh.Silah.:CEBE

Zırhlı hayvan.: TATU

Zihin açıklığı.:FİTNAT

Zihin.:AN

Zihinsel özürlü.:MONGOL

Zikreden,anan. Tekkelerde ayinde ilahi okumakla görevli hanende. : ZAKİR

Zikreden,anan.:ZAKİR

Zimbabwe’nin başkenti. : HARARE

Zimbabwe’nin eski adı.:RODEZYA

Zina işleyen. : ZANİ

Zirve,doruk. : ŞAHİKA

Zona. : HERPES ZOSTER

Zonguldak yöresine özgü bir halk oyunu. : AMANİ

Zoolojide kuyruklular.: URODEL

Zorba.:CEBERRUT.:MÜS TEBİT

Zorla alma.:GASP

Zorlama,bir işi zorla yaptırma.:ZECİR

Zorlu ve ezici güç. ATVET

Zorlu,katı,şiddetli. : YEĞİN

Zulümler,kıyımlar.: MEZALİM

Zurnalarda,kamış düdüğün bulunduğu lüleye takılan yuvarlak plaka.:AVURTLAK

Zurnalı ve tulumlu bir çalgı.:***DA

Zurnanın dudaklara gelen kamış bölümü. : SİPSİ

Zümrüde benzer değerli bir taş. : ZEBERCET

Züppe. : DANDİ: SNOP

 

Kaynak :  http://www.rojinliyiz.net/nedir/169888-bulmaca-sozlugu-dan-z-ye-bulmaca-sozlugu-bulmaca-sozlugu-yanitlari-7/

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi6
Bugün Toplam110
Toplam Ziyaret989556
Köşe Yazıları




















Finans - Borsa




Biz Nereden mi Geldik?
Kim Kimdir?



















Diğer Linklerimiz

.

.
. .